HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : SANAT / DÜNYA BİR OYUN- Sinema
Okunma Sayısı: 976
Yazar: Muhammed Berdibek
MECİD MECÎDÎ VE İKİ "MUHAMMED"

MECİD MECÎDÎ VE İKİ Simsiyah bir ekran görüntüsüyle başlar Cennetin Rengi filmi. Mecid Mecidi, Rabb'ine parmak uçlarıyla ulaşmak isteyen yetim ve âmâ bir çocuğun hikâyesini, Muhammed'in hikâyesini, anlatır. Küçük çocuğun babası, oğlundan kurtulup evlenmeyi istemektedir. Bu nedenle Muhammed'i görmeyen gözlerine rağmen bir marangozun yanına çırak olarak verir. Muhammed'in ilk iş günü çok sancılı ve hazindir. Gittiği marangozda bulduğu bir kütüğe oturur oturmaz, hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ustası, Muhammed'e sorar: “Aileni mi özledin?" Muhammed'in cevabı, insanın gözlerini yaşartır cinstedir: "Kimse beni sevmiyor, ben ona ağlıyorum. Ama sebebini biliyorum. Beni kör olduğum için istemiyorlar. Öğretmenimiz, Allah'ın körleri sevdiğini söyler. Ben de bir keresinde “Madem seviyor neden bizi kör etti, neden kendisini görmemize izin vermedi?" diye sordum. O da Allah'ın görünmez olduğunu söylemişti. Ama O'nu her an her yerde hissedebilirmişiz. Ellerimizi uzatırsak O'na ulaşabileceğimizi söylemişti. O günden beri her yerde Allah'ı arıyorum. Parmaklarımı uzatıp O'na ulaşmayı bekliyorum."

Bir yetimin parmaklarıyla Allah'a ulaşma arzusu… Film boyunca bu sözler ve daha pek çok duygusal an… Muhammed'in sesi, seçtiği cümleler, hayat karşısındaki duruşu ve Allah'a olan sevgisi işte bütün bunlar büyük bir beğeniyle izlenen bir filmin ana yapısını oluşturdu. Mecid Mecidi'nin bu başarısı; onu sevilen ve eserleri sabırsızlıkla beklenen bir yönetmene dönüştürdü. Üstelik filmin akademi ödülüne aday gösterilmesi yönetmenin sesini daha da duyurdu. Ardından Serçelerin Şarkısı, Baran, Baba gibi filmlerle Mecidi'nin çalışmaları daha da beğenildi. Pek çok ülkede ödüllerin sayısı arttı ve yönetmenden beklentiler gittikçe arttı. Hal böyleyken Mecid Mecidi, bu kez başka bir yetim için kollarını sıvadı ve Peygamber Efendimizin hayatını anlatan bir film hazırlamaya başladı: “Muhammed." Filmin vizyona girdiğini öğrendiğimizde heyecanla ilk yorumları dinledik. Ortada bir sorun vardı. Buna değinmeden önce Mecidi'nin yıllar öncesinde verdiği bir röportajı hatırlatmak istiyorum: “Hz. Muhammed'in görselleştirilmesi doğru bulmuyorum, filmde de bunu yapmayacağım." Bu röportaj dolayısıyla Mecidi'nin Hz. Peygamberimiz için hazırladığı filmi heyecanla bekliyordum.

Beklenen gün geldi ve film vizyona girdi. Filme gitme konusunda temkinliydim. Birkaç kişiden filmi dinledikten sonra temkinli davranmamda ne kadar haklı olduğumu anladım. Zira “Muhammed" filminin sunumu, tanıtımı ve anlatım oldukça problemli görünüyordu. Öncelikle filmin adı neden sadece ve sadece “Muhammed"di. Zira bir ağabeyimin değişiyle, “Adama sormazlar mı? Haşa “Muhammed (S.A.V)" babanın oğlu mu? diye."

İkinci konuya gelelim. İlk kez bir filmde, Hz. Peygamber'in bebeklik ve ilk gençlik çağlarına dair görseller mevcut. Elbette Peygamberimizin yüzü değil; ama çeşitli açılardan görselleştirmeler yer alıyor. Mesela yürüyüşü, saçları, kakülleri, bebekken banyo yapılışı, elleri, hatta ellerini yüzüne kapatmış vaziyetteyken parmaklarının arasından görünen gözleri… Zihinlerde bir Peygamber tasavvuru bırakmak da niye? Yüzyılları aşan İslam geleneğinde neredeyse hiçbir grup, birkaç azınlık dışında, Hz. Muhammed'in resmini çizme çabası içine girmedi. Buna cürret etmedi. Bu filmde ne oluyor da böyle bir ilki gerçekleştirme çabasına giriliyor? Bu da filmi izlememem için yeterli bir neden. Dolayısıyla dünyadaki hiçbir fetva kurulu, benim filmi izlemem için tavsiye veremez. Gönlüme söz geçiremez.

Ayrıca birkaç ay öncesinde Charlie Hebdo dergisine verilen tepki sadece Hz. Muhammed'in karikatürünün çizilmesi değil onun bir şekilde resmedilmesiydi. Yoksa Hz. Muhammed'in iyi veya kötü resmedilmesinin şahsi nazarımda hiçbir ehemmiyeti yok. Olay net. Çizemezsin arkadaş! Böyle bir yetkiyi kendinde göremezsin!

Üçüncü mesele ise Mecid Mecidi'nin kendi minimal tarzından dışarı çıkıp, bir şekilde Hollywoodvari bir film yapması… Yani biz ondan, Hollywood filmi değil, kendi filmlerindeki gibi sıcak ve içten bir film yapmasını bekliyorduk. Ama izlenme, bütçe ve propaganda kaygısı birçok şeyin önüne geçiyor ve Mecidi kendi duruşunu bir kenara bırakıyor. Bize de sitem etmek düşüyor son kertede: Sormazlar mı adama sen Mecidi'sin yahu, ne gerek vardı sisteme teslim olmaya… Aslında bu sadece Mecidi'yle ilgili değil, İran sinemasının son dönemdeki yönelimiyle ilgili bir sorun olduğunu dipnot olarak eklemeliyim. (Mesela Behmen Gobadi'nin Gergedan Mevsimi.)

Elbette Hz. Muhammed'in hayatını görsel sanatlardan biriyle anlatmak büyük bir risk. Bu aynı zamanda, göstermeden anlatabilme fırsatı sunuyor. Bazen bir sembol, ışık, bazen de bir bakış bu durumu toparlamaya yetiyor. Ama nedense Mecid Mecidi bunu tercih etmiyor, bir şekilde resme ihtiyaç duyuyor. Biz de bu durumu hem dini hem de sinema tekniği açısından ona yakıştıramıyoruz. Oysa bütün riskleri barındırmasına rağmen, Mustafa Akkad “Çağrı" filminde sadece bir asa ve öznel kamera ekseninde dönen bir bakışla kusursuz bir şekilde anlatabiliyordu. “Çağrı"nın kült olmasının ve zihinlerde efsane bir yer edinmesinin belki de en önemli nedeni hiçbir ana kahramanı göstermeden on yılları aşan bir kurguyla karşımıza çıkması. Yani “Çağrı" bir bakışın filmiydi. Hz. Muhammed'in nazarından insanları heyecanlandırmayı biliyordu.

Özetle, Batı görselliğin, Doğu ise sözlü ifadenin üründür. Yani bir başka deyişle Batı gözdür, Doğu ise kulak… Dolayısıyla filmi izlemeden sadece dinleyerek film eleştirisi yapmakta hiçbir beis görmüyorum. Zira benim için filmin en önemli başarısı veya başarısızlığı “Hz. Muhammed'in suretinin gösterilip gösterilmemesiyle ilgiliydi. Fakat Mecidi her halükarda kolay yolu seçiyor, parça parça olsa de Hz Muhammed'i resmediyor… Bir küçük yetimin görmeyen gözlerinden dünyayı gösteren Mecidi, bir başka yetimin(Hz. Muhammed) gözlerinden, onun gözlerini veya hiçbir uzvunu göstermeden de dünyayı anlatabilirdi.

Yazık etti!

Ayıp etti!

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Muhammed Berdibek
01-11-16
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
MECİD MECÎDÎ VE İKİ "MUHAMMED"
Online Kişi: 27
Bu Gün: 71 || Bu Ay: 8237 || Toplam Ziyaretçi: 1345980 || Toplam Tıklanma: 35418646