HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : SANAT / DÜNYA BİR OYUN- Sinema
Okunma Sayısı: 1729
Yazar: Ahmet Murat
HANGİ MÂNEVİYAT, HANGİ BEDÎİYYAT? (Mecîdî'nin Muhammed filmine farklı bir Sünnî bakışı)

HANGİ MÂNEVİYAT, HANGİ BEDÎİYYAT? (Mecîdî'nin Muhammed filmine farklı bir Sünnî bakışı)Mecidi’nin filmini konuşmaya, Şii maneviyatını konuşmaktan başlamak iyi bir yol olabilir. Çünkü Mecidi’nin filmi birçok anlamda manevi ve maneviyatın temsiline odaklanmış bir film.

Şia’nın maneviyat dünyasıyla biz Sünnilerin maneviyat dünyası arasında bir mukayese yapmak için de, bu iki dünyayı, iki ayrı katmanda ele almak icap eder. Evvela, Şia ve Ehl-i Sünnet, tevhid ehli olmak bakımından, nübüvveti kail ve ahirete mümin olmak bakımından, başka dinlerin müntesiplerinden onları “birlikte” ayıran bir maneviyata sahiptirler. Bu ortak maneviyat, onlara “birlikte” çok genel bir idrak çerçevesi sunar, onları “birlikte” çok geniş bir daire içinde tutar. Bu maneviyat dünyasının en doğrudan temsillerini gündelik ibadetlerde görürüz: Aynı kıbleye dönmek, aynı rükunlarla namaz kılmak, aynı ayda oruç tutmak ve aynı Kabe’yi tavaf etmek bakımından, geniş, kuşatıcı bir maneviyat halesine yine “birlikte” bağlıdırlar. Bir Sünni ile bir Şii’nin gündelik ibadetlerin ruhsal tecrübesi ve hatta fıkhi detayları konusunda konuşacakları ortak şeyler vardır ve bu ortak şeyler onları buluşturan o asgari maneviyat çerçevesinin sınırlarını işaret eder. Bu düzeyde, bir Sünni ile bir Şii’nin, ikisinin birden, mesela bir Museviyle ya da bir Taocuyla paylaşamayacağı tecrübelerini birbirleriyle paylaşmalarını temin eden bir yakınlıktan bahsedebiliriz. Mesela Ali Şeriati’nin Hac kitabındaki o çok öznel, fenomenolojik Hac okumasını, bir Budist’in ya da Hristiyan’ın değil, bir Sünni’nin anlaması elbette daha makuldür. Bu maneviyat düzeyi, bir Hristiyan’ın dışarıdan Sünni ile Şii’yi ayıran sınırların ve umdelerin neler olduğunun ayrımına varamadığı bir genellik sunar. Bizim ortalama bir Müslüman olarak bir Katolik’le bir Protestan’ı aynı İncil’in dünyasına mal etmemiz gibidir bu.

Bu birinci katmanın yanında, bir de, her bir mezhebin (hatta meşrebin, giderek her bir tarikatın ve cemaatin) kendisine özgü sınırları ve hassasiyet refleksleri geliştirerek tahkim ettikleri daha özel bir maneviyat dünyasından da bahsedebiliriz. Bu daha özel maneviyat dünyasının hatları, biz mevzumuza yakınlaştıkça fark edilir hale gelir. Genellemeler içinde silinen kaideler belirir, yol ayrımlarını belirgin kılan tercihler netleşir.

Bu ikinci katman bakımından, Sünni maneviyatından farklı bir Şii maneviyatından bahsedebiliriz. Bu katmanda, Şiilerin maneviyat önderleri On İki İmam ve onların soyundan olanlar (imamzadeler) iken, Sünnilerinki, herhangi bir soy nispetinden bağımsız olarak her milletten geniş bir veliler kadrosudur. Bu yönüyle ilki “monarşik”, ikincisi “demokratik”tir. Ve bu tercihlerin çok hayati sonuçları olacağı açıktır.

Yine, Şia’nın maneviyat, duyuş, hissiyat dünyasında, Kerbelâ faciasının kat’i bir tesiri bulunur. Bir Şii, bir Sünni’nin tam olarak idrak etmekte zorlanacağı biçimde, Hz. Hüseyin’i (ra) hiç unutmadan yaşamaya çabalar. Onun ismi okulun tabelasında, arabasının arka camında, dükkan masasının üstünde hep bulunur. Bu hüzün, Şii maneviyatına rengini veren asli bir unsurdur. Sünni maneviyatındaysa, bazı tarikat mahfilleri dışında bu hüznün tesiri gelir geçerdir, soğuma eğilimindedir. Hz. Hüseyin’e (ra) nasip olmayan imametin, yine bir başka imam (Mehdi) için de uzun bir süreliğine ertelenmesi, hatırda tutulası bir gelişmedir. Bu yönüyle Şia, kayıp krallığa yapılan bir çağrıyken, Sünnilik, beylik de kurabilme seyyaliyetidir.

Sünnilikte, manevi dünyanın mahrem devinimleri, gündelik hayata içkindir ve dışarıdan sezilebilir evsafta değildir. Tasavvuf sayesinde bu maneviyat, dileyen ve hamle yapmak isteyenler için temas edilir, yönetilir hale gelir. Şia’ysa, sanki büyük ve yaygın bir tarikat gibi davranır ve maneviyatı her yerde görünür kılma, her yerde bu mahrem devinimleri sezdirme eğilimindedir. Gözyaşı, dini tecrübede coşkunun hakimiyeti, vecdin tezahürü, Şii hacıların Kabe’yle karşılaştıklarında da görülebilir, Kerbela anmalarında da, türbe ziyaretlerinde de. İmamların resmedilmesi de, bir yönüyle Şia maneviyatının bu tezahür tercihiyle alakalıdır. Bu yönüyle Şia, dışa dönüktür, Sünnilikse içe dönüktür.

Ee, yani? Yanisi şu: Samimi bir Şii olan Mecidi’nin yaptığı filmin, nihai olarak Şii maneviyat dünyasının bir tezahürü olduğunu düşünüyorum. Evet, bu filmin dünyasıyla, andığım birinci katmanda buluştuğumuzu görüyorum. Film boyunca hissedilen muhabbetünnebi; Efendimiz’in (sav) her gittiği yere taşıdığı, her dokunduğuna geçirdiği rahmet ve bereketin temsili; Medine’ye yönelik aşikar sevgi… Bunlarda duygudaşlık içindeyiz. Ama Ebu Talib ve Haşimoğulları faktörü (monarşizm), filmdeki melankolik ve yoğun lirik anlatım (Kerbela estetiği), Efendimiz’in (sav) beklenen peygamber oluşuna yapılan ısrarlı vurgu (Mehdilik teması), mucizelerle örülü muhteva ve Efendimiz’in (sav) sureti (dışa dönüklük) gibi unsurlarda, devreye mahsus Şii maneviyat giriyor.

Burada hemen eklemeliyiz: Mecidi, Sünni kaynaklardan da yararlandığını defalarca söyledi. Ama benim derdim bilgi ve malumatla ilgili değil. Filmde bilgi bakımından sorunlu yerler ayrı bir yazının konusu ama şu kadarını söyleyeyim: Derdim, bilginin doğruluğundan, sıhhatinden ziyade, aynı bilginin hangi manevi ve bedii dünya içinde yoğrulduğu.

Mecidi’nin bu tercihlerini yadırgamadığımı, esasen bu tezahürün doğal olduğunu düşünüyorum. Fakültedeki öğrencilerime de söyledim: Film, başka şeyler bir yana, Şii hissiyat ve bediiyat üzerine düşünmek için de bulunmaz bir fırsat sunuyor.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ahmet Murat
11-11-16
E mail: gercekhayat.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HANGİ MÂNEVİYAT, HANGİ BEDÎİYYAT? (Mecîdî'nin Muhammed filmine farklı bir Sünnî bakışı)
Online Kişi: 20
Bu Gün: 71 || Bu Ay: 8237 || Toplam Ziyaretçi: 1345975 || Toplam Tıklanma: 35418428