
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 1839 |
Dünyanın süper gücü ABD’ye Başkan olan dolar milyarderi Trump, yemin ederken devletinin ve kendisinin uçsuz bucaksız servetine sırtını yaslamak yerine İncil’e el basarak yaptığı yeminini “So help me god – Tanrım bana yardım et” ile bitirdi. Oysa Amerika’nın bahşettiği şartlarda Firavun olmak kolaydır. Ancak ne rasyonalizm, ne modernizm, ne aydınlanma ne de bilimsel gelişmeler ABD halkını ve yöneticilerini sekülerleştirip dininden uzaklaştıramadı. Bugün Amerika’da 350 bin tane kilise var. 12 bin tane de Hristiyan olmayan gruplara ait ibadethane var.
ABD ve birçok Avrupa ülkesi dine karşı ya tarafsızdır ya da dini koruyan yasalara sahiptir. Hatta resmi dini olan ülkeler var. İngiltere’de Anglikan Kilisesi, Danimarka ve Norveç’te Evanjelik Luteryen Kilisesi, Yunanistan’da Doğu Ortodoksluğu kilisesi resmi dindir. İngiltere’de Lordlar kamarasında piskoposlar için ayrılmış 26 sandalye vardır. Bazı üniversitelerde piskoposlara ayrılmış profesörlük kadroları vardır. En az 85 tane şeriat mahkemesi vardır. Bu mahkemeler evlilik, ölüm ve anlaşmazlık gibi konulara bakarlar.
İngiltere’de Kraliçe/Kral Katolik olamaz. Mutlaka Anglikan kilisesine mensup olmalı. Danimarka, İsveç ve Norveç’te Kral ve Kraliçe mutlaka Evanjelik Luteryen Hristiyan olmalıdır. Norveç’te ek olarak kabinenin yarısından fazlası Luteryen olmak zorundadır. Dini eğitim birçok ülkede zorunludur ve çocuklar her sabah dua ile okula başlarlar. Hiç birinde dini sembol ve kıyafetler yasak değildir.
Cumhuriyetin kurucuları Batıdaki bu kadar ülke içinden Fransa’yı taklit edip hegemonik laiklik denen sistemi Türkiye’ye uyarladılar. Diğer ülkeler Fransız tipi laikliği din düşmanı gördüğü için onaylamaz ve farklı olduklarını göstermek için laiklik yerine seküler kelimesini kullanırlar. Hegemonik (dışlayıcı veya zorlayıcı da denir) laiklikte din ve devlet işleri ayrılmakla kalmayıp din, devletin kontrolüne verilmiştir. Amaç dini yok etmek veya kontrol altında tutmaktır. Çünkü din en büyük düşman ve çağdaşlaşmanın önündeki tek engel olarak görülür.
Türkiye son yüz yıldır böyle bir zihniyet ve sistemle yönetiliyor. Laiklik, 1924’te Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılıp Şeyhülislamlığın yerine Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla hayatımıza girmiş oldu. Dinin devletin kontrolüne geçişine imkân veren ilk kanun budur. Kanundan bir yıl sonra tekke ve zaviyeler kapatılarak din eğitimi veren kişi ve tarikatların yeraltına inmesine sebep olundu.
Laiklikle ilgili en son tartışma 15 Temmuz darbe girişiminden sonra oldu. Mezkûr güruh 15 Temmuz’u bahane edip “tek çare laiklik” deyip yeniden hidayete ermişçesine laikliğin ne bulunmaz bir nimet (!) olduğunu kaba davranışlarla ifade etmeye çalıştı ve cemaatleri suçladı. Bu mevzuda bir gerçek bilerek veya bilmeyerek ıskalanıyor; darbeye teşebbüs eden FETÖ terör örgütünün lideri Fetullah Gülen 657’ye tabi devlet memuru bir imamdı. Yani yer altına çekilen tarikatlardan değil, legal olarak laik devletin din hizmetlerini yürüten kurumun bir memuruydu. Devlet onu önce cemaatlerin içine soktu (ki cemaatler mesafeli durdu), sonra büyüttü, sonra da kontrolünü kaybetti. Darbeye teşebbüs edince de ona ve terör örgütüne en son unvanı (cemaat) ile muamele edildi. Bugün olan şey, (laik) devletin kendi içinden yetiştirdiği bir ajanla savaşıdır.
Bizdeki laik kesim inadına laiklik derken Batıda modernizm laikliğin dibini kazıyor. En gelişmiş ülke olan ABD’nin giderek dindarlaşması bunun delili olarak gösteriliyor. Avrupa’da da öze dönüş var. Batıda doğru olan burada yanlış olmayacağına göre Türkiye çağdaşlaşırsa laikliğin etkinliği kendiliğinden bitecektir demektir. Yakın bir gelecekte çağdaş ve laik kelimeleri yan yana kullanılmazsa kimse şaşırmasın.
Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.
Yazar: İbrahim Karataş |
30-01-17 |
||
| E mail: yeniakit.com | Tweet | ||