HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 1118
Yazar: Erem Şentürk
28 ŞUBAT DİYE BİR ŞEYİN OLMADIĞINA İNANMAMIZI İSTİYORLAR

28 ŞUBAT DİYE BİR ŞEY OLMADIĞINA İNANMAMIZI İSTİYORLAR28 Şubat yokmuş...

Sızıntı bir tartışma yürüyor. Eskisi gibi paldır küldür gelmiyorlar, kurnazca bir taktikle sızarak sokuluyorlar. NeymiÅŸ; kışlalarda hiçbir zaman baÅŸörtüsü yasağı olmamışmış, kimsenin namazına orucuna karılmamışlarmış. Koca bir milletin hafızasıyla alay eder gibi, bütün o derin acılarla dalga geçer gibi, hiç utanmadan, sıkılmadan bu yalanı çok matah laf eder gibi savuruyorlar kontrolsüz ağızlarından. Fenomen dedikleri tipler baÅŸladı önce bu lakırdıya, sonra gazeteciler dokundurdular, sonunda Tümgeneral Ahmet Yavuz da söyledi aynısını ve benim sabrım taÅŸtı.

Emekli General Yavuz, bir gazetecinin bu meyanda mesajına katkı olsun diye cevaben diyor ki: “Kışlalarda baÅŸörtüsüne karşı hiçbir kısıtlama olmadı. Türbana karşı olduÄŸu zamanlar oldu. Kimsenin namazına, orucuna asla karışılmadı. Atılanların da hemen hepsi ya tarikat ya da cemaat üyesiydi. Ülke, abartıya teslim oldu.”

Birincisi yalan söylüyor. Göz göre göre binlerce psikolojik, fiziksel iÅŸkence vakasını, horlanmayı, aÅŸağılanmayı, hakir görülmeyi, düÅŸman ilan edilmeyi kendi vatanında parya durumuna düÅŸürülmeyi bir çırpıda yok sayabileceÄŸimizi zannedecek kadar kibirliler hâlâ. Çünkü onlar yok diyorsa yoktur, canına yandığım asrında onlar sahip ya, üstünler ya...

İkincisi ki bana kalırsa en rezil tarafı hâlâ taktiksel faÅŸizme hiç utanmadan devam ediyor olmaları. “BaÅŸörtüsü” ve “türban” diye bir tasnifleri var bunların; biri siyasiymiÅŸ o yasakmış, siyasi olmayan varmış onu örtmek serbestmiÅŸ. Bu, iÅŸte taktiksel faÅŸizmdir. Genelkurmay’da oturmuÅŸlar tesettürün doÄŸrusuna karar vermiÅŸler “Bunu örtersen serbest böyle yaparsan yasak” demiÅŸler. Biri de çıkıp; “Gel bakalım buraya emekli general, sen kimsin; örtünün doÄŸrusuna, yanlışına karar veriyorsun? Sen kimsin ayrım yapıyorsun, sen kimsin örtünen kadınları tasnif edip kafana göre sıraya diziyorsun, haddine çekil” demiyor.

Gelelim yalanına. Orduda baÅŸörtüye de namaza da oruca da eziyet vardı. Hem de nasıl vardı?.. “Efendim bir iki münferit vaka” demeyin; o laf, kusturacak kadar tekrar edilmiÅŸ bir palavra. 1996’nın Eylül ayında ÅŸerefli Türk ordusunun askeri oldum, 1998’in Mayıs ayında terhis oldum. Tek tek hepsinin isimlerini de veririm gerekirse ama adamlar tövbe etmiÅŸtir, piÅŸman olmuÅŸtur, ölmüÅŸtür, durup dururken hedef göstermek olur; okuyan buÄŸz eder, baÅŸkası bu isimleri orduya karşı malzeme olarak kullanır bu sebeple yazmamak lazım.

Belbuka Tepesi’nin soÄŸuÄŸu kulaklarımı kesmiÅŸ atmış sanki. Åžehitlik niyaz ediyorum Allah’tan. “Allah’ım beni bu bayrak uÄŸruna ölen ÅŸehitlerden yaz” diye dua ediyorum. O gece gece namaz kılarken yakalandım. Evet yakalandım. Sanki uyuÅŸturucu kullanırken yakalanmak gibi yani. Bir üsteÄŸmen, yüzü sesi, tavırları taptaze aklımda; o üsteÄŸmen “Asker eÄŸilir mi lan i..ne” diyerek vurmuÅŸtu bana. Sonra yanındaki doktor asteÄŸmene “Bunlar var ya bunlar, PKK’dan beter” demiÅŸti.

Buna benzer onlarca sırf kendi yaÅŸadığım vakayı yer, tarih saat, isim isim yazarım yazmasına da maksadını aÅŸar, gâvurun aÄŸzına benim orduma karşı malzeme olur, korkarım. Ben polisten yediÄŸimiz dayaklar yüzünden de askerde uÄŸradığım hakaretler yüzünden de devlete küsmedim. Hiç öfkem olmadı; hiç kin beslemedim. Ama ÅŸimdi birileri çıkıp bunları yaÅŸanmamış sayarsa, benim gördüÄŸüm eziyeti benim adıma inkâr ederse ona da katlanmam kimse kusura bakmasın.

Aslında olan ÅŸey buz gibi İslam düÅŸmanlığı. “Benim nenem de kapalıydı, dedem de hacıydı, kamusal alanda Müslüman olmayın, evinize istediÄŸinizi yapın” diye zırlamasın kimse. “Hepsiyle senelerdir alay etmek için, “Benim de laik arkadaÅŸlarım var; gidin evinizde laik olun” diyorum ama artık sıkıcı olmaya baÅŸladılar.

Lafı hiç dolandırmayın; bunlar üstenci, sırf Batılılar’a yaranmak için bütün Müslümanlar’a düÅŸmanlık eden, NATO resepsiyonlarında denk geldikleri Amerikalı generallere yaranmak için, kaç köle öldürdüÄŸüyle övünen gemi sığıntısı gibi kaç Müslüman’a hakaret ettiÄŸiyle böbürlenen adamlar. İslam’a alerjileri var, düÅŸmanlar, nefret ediyorlar ve Siyonistler’den daha abartılı İslamafobikler. KliÅŸe ezberlerle birbirilerini ÅŸiÅŸiriyorlar.

Bunların en akıllısı olan bu emekli general; sıradan bir serseri, sırf sataÅŸmak için ne diyebilirse tam olarak onu söylüyor.

“Suriyeliler’i seviyorsanız evinize alın” diyebiliyor en fazla. “Aldım kardeÅŸim var” desen ona da bir kulp takar.

Mesele faÅŸist olmaları; “Sana lütfettik, Allah’a inanmana izin verdik, abartma, şımarma” diyorlar. Çünkü kurucu, sahip, ilerlemiÅŸ, geliÅŸmiÅŸ olan onlar ve biz ilkel köylüler olarak onlara nankörlük ediyoruz. Hadi oradan…

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Erem Şentürk
25-08-18
E mail: dirilispostasi.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
28 ŞUBAT DİYE BİR ŞEYİN OLMADIĞINA İNANMAMIZI İSTİYORLAR
Online KiÅŸi: 29
Bu Gün: 74 || Bu Ay: 6.879 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.497 || Toplam Tıklanma: 58.644.693