HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 133
Yazar: Yusuf Kaplan
DÖRDÜNCÜ ZAMAN

DÖRDÜNCÜ ZAMANTarih dışında yaşadığımızı ne kadar farkediyoruz, bilmiyoruz bile. Tarihi biz yapmıyoruz çünkü.

O yüzden şu an tarihi yapanlar biz değiliz; bizi de ağlarına alan çağı kuranlar, zamanı önlerine katıp sürükleyenler, zamana hükmedenler, çağı kendilerinin yaptığının farkında olanlar...

Tarihsiz değiliz, talihsisiz: Tarihsizmiş gibi yaşayan talihsizler.

Tarihin dışında olduğumuzu hissedebiliyorsak, tarihi bizim yapmadığımızı biliyoruz; er ya da geç tarihi yeniden bizim yapabilmemizi mümkün kılacak tohumları bünyemizde taşıyoruz, demektir.

DÖRDÜNCÜ ZAMAN

Tarihi, üç zamanı aynı anda yaşayabilen, dördüncü bir zamana, kendi zamanına ulaşabilen, kendi zamanını, çağını inşa edebilen toplumlar yapar.

Dördüncü zaman, “yaratıcılık zamanı”dır: Fikirde, bilimde, sanatta, ahlâkta, siyasette, estetikte yeni bir çağın, taze bir dünyanın inşa edildiği zamanlar...

Tarih işte o zaman durmaz akar... Üç zamana, kendi zamanlarını katan toplumlar, tarihin akmasını sağlar...

Tarihin yapıldığı zamanlar, üç zamanın hissedildiği, dördüncü zamana geçildiği, tarihe bir renk, bir doku, bir ruh verildiği, tarihi yapan toplumun ya da medeniyetin ruhu, tarihin ruhu olmaya başladığı zamanlardır.

Çağrı çağını kuruyorsa, dördüncü zamana ulaşabildiği içindir. Çağrıları çağını kuran insanların, üç zamanı da duyabildikleri, geçmişten geleceğe uzanan yolculuğun tohumlarını kendilerinin, kendi çağrı’larının ekeceğinin bilincine erdikleri, bu bilinci bir ruha dönüştürme mücadelesi ve mücahedesi sergileyebildikleri içindir.

Tarihi, çağlarını aşan toplumlar yapar; çağrıları başka çağrılarla buluşan, başka çağlara ulaşan, kendi çağını kuracak yolculuğa çıktıklarının farkında olan toplumlar.

Dördüncü zamanı, yaratıcı eylemleriyle gerçeğe dönüştürür, yaşarlar; bütün zamanlarda ve çağlarda yolculuk yapabilme iradeleri ve ufku geliştirdikleri için insanın temel sorununu ve insanlığın eksikliğini, varoluşsal sıkıntısını yüreklerinin en derin bölgelerinde hissedebilen toplumlar, bütün zamanları aşarak bu dördüncü zamana ulaşırlar.

Bu toplum, dünya tarihini yapacak kadar tarih yaptı.

Tarih yapmanın ne olduğunu biliyor.

Tarih yapanın, çağın tarihi yapanın kendisi olmadığını da biliyor.

Tarihi er geç yeniden kendisinin yapabileceğini, dünyanın, özellikle de mazlum dünyanın kendisini beklediğini de biliyor az çok.

TARİHİ YAPAN OMURGA VE RUHUN HÂLLERİ

İç oluşumunu tamamlamayan bir ülke, dışarıyla savaşmaya kalkıştığında, dışarıyla savaşı kazansa da kaybeder sonunda.

Aslolan içerdeki savaşı kazanmak: “İç savaşı”.

“İç savaş” ne peki? Bir omurga’nın inşa edilmesi mücadelesi. Ruhu olan bir omurga’nın. Tarih bilincinin, fikir ve oluş çilesinin yeşerttiği bir ruh.

Şu an ruhu olan bir omurgamız var mı?

Bu soruyu sorduğumuza göre, ruhun da, omurganın da varlığına dâir şüphelerimiz var demek ki!

Ruhu olan bir omurga, acı tecrübeler, yoğun ve çilekeş mücadeleler üzerine inşa edilir.

Bu toplum, İslâmî kimliğini, ruhunu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya...

İslâmî kimliğin, duyarlıkların, değerlerin, ölçülerin, helâl haram sınırlarının aşınması, toplumun ruhunu yitirmeye başladığının ürpertici göstergeleridir.

O yüzden insan olmadan hayat kurulamayacağını iyi bilmeliyiz. İnsanınız olmadan, dünya görüşünüzün, inançlarınızın inşa ettiği model insanlar olmadan bir dünyanızın da olmayacağını bilmelisiniz.

Aslolan hem yaşanabilir hem de yaşanmaya değer bir hayat inşa edebilmektir.

Hem yaşanabilir hem de yaşanmaya değer bir hayatı biz dün inşa ettik, bütün dünyaya da armağan ettik.

Ama gelinen noktada böyle bir hayatımız kalmadı, böyle bir hayatı kaybettik. Hayatı kaybettik; çünkü böyle bir hayatı her dâim inşa edebilmemizi mümkün kılacak hakikati kaybettik.

Her şeye rağmen teslim bayrağı çekmedik. Değerlerimiz fena hâlde aşınıyor olsa da, yıkılmadık, yıkılmamız sözkonusu olamaz.

Yaşadıklarımızın bizi olgunlaştıran zorlu tecrübeler olduğunun bilinciyle nefes alıp veriyoruz. Şimdi şer görünen şeyin hayır olması için, hayra dönüştürülmesi için bir imkân olduğu bilinci, bizi her dem yeniden başlamaya, taze başlangıçlar yapmaya icbar ediyor.

Her şerde, kötüde, olumsuzda bir hayır, bir iyi, bir olumlu bulmak imkanı doğmuş oluyor böyle zamanlarda....

Dördüncü zamana açılan kapılar bu zamanlardır...

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yusuf Kaplan
10-02-20
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
DÖRDÜNCÜ ZAMAN
Online Kişi: 35
Bu Gün: 197 || Bu Ay: 617 || Toplam Ziyaretçi: 1540556 || Toplam Tıklanma: 39088090