HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MEKTEP (Talebe Yazıları)
Okunma Sayısı: 2730
Yazar: A.Tunahan Şimşek
TÜRKİYE’DEKİ VE ÎRAN’DAKİ YASAKÇILAR

Yıllardır ülkemizde kanayan bir yara, çözülmeyen bir dâvâ… Bu dâvânın gölgesinde kalanlardı kendilerini parçalayanlar, bu dâvânın tanıklarıydı acınacak hâlimize şâhitlik edenler ve bu dâvânın hâkimleriydi milletin birbirini parçalamasından zevk alanlar.
Elbette her dâvâda olduğu gibi bu dâvâda da iki taraf vardı: Birisi hak ve hürriyetlerin karşı tarafta yanlış anlaşıldığını iddia ederken, diğeri ise lâikliğin bu tarafta yanlış anlaşıldığını söylüyordu.
Peki ya tanıklar?.. Ağlasınlar mıydı, gülsünler miydi? Yoksa gözler önündeki bu rezilliğe bakıp sırf böyle bir dâvânın şâhitleri oldukları için kendilerinden utansınlar mı? Yoksa birbirlerini mi parçalasınlardı?
Hâkimin vazifesi neydi, hâkimin?..  Yıllardır çivilenmişti o koltuğa. Kalkmıyordu bir türlü; çünkü çözemiyordu bu dâvâyı, belki de çözmüyordu...
Dâvâlı ile dâvâcı birbirlerine küfürler ediyordu yıllardır; bağırtılar çağırtılar, kavgalar… İşte tam bu esnâda tanıklar birbirlerine giriyordu. Her şey salonda olup bitiyordu; ama sesler koridorlarda yankılanıyordu. Çok büyük bir salondu bu salon. İçinde her türlü insan var: şunlar, bunlar, onlar işte…
Tanıklar arasındaki bu kavgalar çoğu zaman gençlerin birbirlerine sandalye fırlatmasıyla başlıyordu.
Yıllardır çözülemeyen bu büyük ve meşhur dâvâyı biliyorsunuz değil mi? Evet, baş örtüsü dâvâsı…

Bu Dâvâ Ne Zamandan Beri Var?

Öncelikle “baş örtüsü” dinî – üstelik sadece İslâm dinine mahsus değil –  sebeplerin beraberinde tradisyonel (= an’anevî) bir alışkanlığa dönüşmüştür. Kültürümüzün bir parçası olmuştur; nenelerimizin, bacılarımızın, analarımızın başlarındaki örtü. Ama o mâsum örtü birileri tarafından maalesef hep bir tehlike olarak görülmüştür. Doğrusu, bunun tehlike olarak görülüp büyük bir mesele hâline getirilmesi ülkemizin yakın tarihinde olmuştur.
“Tarih” demişken, tarihimizin arka sayfalarından birini açalım:
Baş örtüsü tartışması İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda başladı. 1952’de Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde okuyan bir talebe (Dr. Ayşe Hümeyra Ökten) derse başı kapalı olarak girince hocası tarafından dersten kovuldu.
Daha sonraki yıllarda da – bilhassa 80’li, 90’lı yıllarda – baş örtüsüyle okumak isteyen fakat bu sebeple dersten atılan, fakülteden çıkarılan, üniversiteden kovulan kızların sayısı arttı.
Yasağın getirdiği sıkıntılar büyüyüp derinleşti, derinleşip büyüdü. Talebelerin baş örtüsüyle okumalarına getirilen engeller ve zorluklar millî bir buhrana döndü.
Yasak sadece okul ve üniversitelerde değil nerdeyse bütün resmî dairelere yayıldı. Asker oğlunun yemin merasimine baş örtüsüyle katılamayan anaların gözyaşları TV ekranlarından milletin yüzüne damlıyordu.
Hâlen bu acı ülkemizin kanayan bir yarası…
Baş örtüsü yasağını müdâfaa eden aydınların (!) “Kur’an’da baş örtüsü yoktur, başınızı kapatın yazmıyor.” gibi sözleri de işin diğer bir kötü yanı…
Hâlbuki tesettür, İslâm’ın açık bir emriydi. Bu gerçek başta Diyânet İşleri Başkanlığı olmak üzere yüzlerce ilâhiyatçı tarafından binlerce kez anlatılmıştır.
Bu hâdise Nur Sûresi’nin otuz birinci ayetinde açık ve net bir şekilde anlatılmaktadır. Fakat bunlara rağmen ne yazıktır ki bazı insanlar bu ayetin yanlış tefsir edildiğini öne sürüyorlar ve bu ayete kendilerince mânâ veriyorlar. Bu tip insanların laflarına da saf ve câhil insanlar hemen kanıveriyor ve bir anda kulaktan dolma bu saçma bilgiler asırların hakikati (!) oluveriyor.
Örtünmenin dinimizde olmadığını iddia eden birtakım bilgiçler saf insanları kandırmaya devam ediyor. Ne yazık ki ülkemizde saftirik bol, birilerinin oyuncağı olarak heyecanlı bir şekilde şunu bunu müdâfaa edenler gani... Olan, bu insanlara oluyor; beyinleri yıkanan insanlara. Bu yaşananlarla beraber tabiî ki milletimizde bir peşin hüküm doğuyor. Artık millet insanların dış görünüşüne bakıp iç yüzü hakkında hükümler veriyor. İşte bu saatten sonra geri dönüş çok zor oluyor; çünkü peşin hükmü silmek çok zordur. Einstein der ki: “Bir peşin hükmü yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur.”
İşte yakın tarihimizde yaşadığımız utanç tablosu karşımızda. Baş örtüsü öyle bir mesele oldu ki ilim ve teknolojide hep yerimizde saydık. Şimdi milletin giyim kuşamına bakarak geleceklerini yok etme kararları alıyoruz ve artık bu bizde alışkanlık  oldu. Öyle bir  alışkanlık ki beraberinde getirdiği tepkiler ve tenkitler sivil halka da aksetti. Bu câhilliği, bu seviyesizliği, bu basitliği, bu ayıbı yarım asırda bütün ülkeye yaydık. Belki de tarihimize müsbet yön verecek olan dâhileri ülkeden defettik:
Defol! Başka ülkede oku. Senin bu ülkede okumaya hakkın yok. Bu ülkenin senin gibi kuş beyinlilere, gericilere, yobazlara ihtiyacı yok!” diyerek…

“İran Gibi Olacağız…”
İran'da 1979’da Câferî mezhebine dayalı bir İslâm Cumhuriyeti kuruldu.
Şimdi İran’da hanımlar - hangi dinden olursa olsun, isterse ateist olsun - başı açık bir şekilde sokağa çıkamaz hâlde. Turistler bile…
Türkiye’de ise – en dindar Müslüman olsa da - kızlar başı kapalı bir şekilde okuyamaz hâlde.
İran’da hanımlar başı açık diye meydan dayağı yiyorlar.
Türkiye’de ise başörtülülerin resmî mekân ve meydanlara girmeleri bile yasak...
İran’da bir hanım başı açık dışarı çıktığında ahlâk polisleri tarafından kırbaçlanıyor; orası gûyâ İslâmî cumhuriyet. Türkiye’de ise bir kız başını kapatarak üniversitelere giremiyor; burası da gûyâ demokratik cumhuriyet…
Netice olarak İran’da ve Türkiye’de hürriyeti ya yanlış biliyorlar ya da bunların varlığından rahatsız oluyorlar. “Eyvah eyvah! İran gibi olacağız.” gibi yaygara koparmak son derece aptalca bir tavır. Çünkü bu yakarışların sahipleri farkında değil ki biz çoktan İran olduk. Akıl var, yakın var. Bizim yaşadığımız karışıklıkla İran’ın içinde bulunduğu karanlık arasında pek fark yok. Oradakiler başı açık geziyor diye ceza alırken, buradakiler başını kapattığı için cezalanıyor.
Eğer biz İran’ın bu hâlini tenkit edip ülkemizin hâline sesimizi çıkarmıyorsak bu işte bir iş var demektir. Yine aynı şekilde ülkemizdeki yasağa karşı çıkıp İran’dakini görmüyorsak bu da bir eksikliktir.
Baş örtüsü sıkıntısını aşmanın tek yolu ne tam mânâsıyla İran gibi olmak ne de şu anki hâlimizle kalmaktır. Her iki memleketin de biraz birbirlerine benzemeleri gerekiyor. Yani Türkiye biraz İranlaşsa, İran’da biraz Türkiyeleşse zannediyorum mesele çözülür. Şunu unutmayalım ki lüzumsuz ve mânâsız yasaklar ülkenin ilerlemesine her zaman ket vurur.
A.Nihat Asya şu mısrâları hem Türkiye’deki hem de Îran’daki “yasakçılar” için söylemiş gibidir:
Şu bu nâmına “Yasak! ” demiş
Bulundunuz, tez elden;
Ne olurdu, anlasaydınız biraz da,
Güzellikten, güzelden
!”
                                       

Yazar: A.Tunahan Şimşek
07-11-10
E mail: ahmettunahan_1453@hotmail.com
 
 
Yorumlar: 6
serap kaplan
tebrikler
Tarih : 16-05-11

yazını çok beğendim tebrik ederim

 
A.Tunahan Şimşek
Teşekkür
Tarih : 15-11-10

Çok teşekkür ettim. Keşke yazmaya daha önce başlasaydım da, milletin bu tip kanayan yaralarına daha erken parmak basabilseydim. Bu mevzû günlükte olduğu için sanırım yazmakta fayda var diye düşündüm. Eğer çözüldüyse ne mutlu bizlere; ama ne yazıktır ki îran'ın meselesi henüz çözülmüş değil. Yazımı beğenmene çok çok sevindim. Sen ve senin gibiler sâyesinde ben de bu kadar istekli oluyorum. Allah râzı olsun...

 
Amanullah Kazemi
Yüreğine sağlık tunahanciğim
Tarih : 14-11-10

Kalemini her zaman gibi beğeniyorum ve bayılarak okuyorum, bu yazını da çok sevdim, konusu güzel ama zamanlama bence yanlış, zira şimdilik başörtüsü okumaya engel sayılmıyor ve kız kardeşlerimiz başörtüleri ile rahatça üniversiteye girebiliyorlar. Ama o güzel kalemin için gerçekten yüreğine sağlık.

 
Abdullah Duamn
güzel
Tarih : 08-11-10

tebrikler çok güzel arkadaşım :)

 
A.Tunahan
Teşekkür
Tarih : 07-11-10

Çok teşekkür ederim abi. Sizin beğenmeniz beni çok memnûn ediyor.

 
Ahmet Çelen
GİDİŞAT İYİ!
Tarih : 07-11-10

Tunahan kardeşimizi tebrik ediyorum; gayet iyi gidiyor.

 
TÜRKİYE’DEKİ VE ÎRAN’DAKİ YASAKÇILAR
Online Kişi: 23
Bu Gün: 4 || Bu Ay: 8419 || Toplam Ziyaretçi: 1346483 || Toplam Tıklanma: 35429160