
| Kategori : TASAVVUF / TASAVVUF VE TARÎKATLAR | Okunma Says: 5011 |
"Sosyal slam" ad altnda topladmz gruplar iki önemli mecrada akyor: Biri tarikatlar, dieri ise cemaatler. Baz sosyal bilimciler bu iki versiyona "örgütlü din" adn veriyorlarsa da, tanmlama yanltr, zira tarih boyunca din daima örgütlü olmutur. Dinî hayat cemaatten ayr düünülemez.
Gerek toplumsal gerekse tarihsel kimlikleri ve özellikleri dolaysyla "tarikatlar"la "cemaatler"i birbirinden ayrt etmek icap eder. Her ikisi de belli bir gruplama ve ortak mahiyet iradesine dayanyor olsa bile tarikatlar tarihsel bir temele dayanp tasavvufla ilintilidirler, cemaatler ise modern kentin ürünüdürler.
Tasavvufun tarih içinde geçirdii üç aamann dikkatlice takip edilmesi bugünkü yapsna nasl kavutuu hakknda bize bir fikir verebilir. lk aamas Efendimiz (sas) zamannda 'fiilî sünnet' halinde yaanp ismi konulmam "zühd ve takva" hayat. Bu özelliiyle sünnetin bir parças olarak Efendimiz'in ve sahabelerin hayatnda devam ediyordu. Ancak Emevi iktidarlarnn basks sonucunda baz Müslümanlar gündelik hayattan elini eteini çekme yolunu seçince, hem siyasî hayattan hem ekonomik faaliyetlerden, ksaca dünya megalesinden çekilip daha sistematik bir zühd ve takva hayat yaamaya baladlar. Bunu zaman içinde yabanc mistik ve gnostik disiplinlerle temasn da sonucunda "tasavvufun felsefilemesi" aamas takip etti.1 Bu süreçte dier irfan ve hikmet ehli sufilerin yannda Muhyiddin bn Arabi'nin önemli pay söz konusudur. Üçüncü önemli aamas ise Selçuklu ve Osmanllar döneminde tasavvufun "tarikatlar" eklinde kurumsallamasdr. Nitekim sosyal Müslümanln tarikat versiyonuna en önemli etkiyi yapan da muhakkak ki Osmanl dönemindeki pratik uygulama, yani tarikatlardr.
1950'lerden sonra ortaya çkan "cemaatler"in sözünü ettiimiz tasavvuf tarikatlar ile ilgisi ya yoktur veya zayf karakterdedir. Bunlar büyük ölçüde göç sonucunda ortaya teekkül etmiler, kente ait ve kent ürünü "yeni dinî cemaatler"dir. Cemaatler içinde Nur cemaatlerinin beslenme kayna Bediüzzaman Said Nursi olduunu göz önüne alacak olursak, Said Nursi paradigmatik olarak tasavvufa veya tarikatlara kar deildi, ancak "zamanmzn tarikat zaman olmad" kanaatindeydi. Bu yönüyle bir parça Ahmet bn Hanbel ve takipçisi bnü'l-Kayym el-Cevziyye'nin yaklamn benimsiyordu: Ruhi/enfüsi hayata ve derinlie evet, "takva ve deruni zevkin felsefilemesine" ve buna bal kurumsallamaya ve tarikata hayr!
Nur cemaatleri bu özellikleri dolaysyla ezamanl olarak Msr'da ortaya çkp (1928) zaman içinde bütün slam dünyasna yaylan Müslüman Kardeler (hvan) hareketiyle benzerlik göstermektedirler. Her ikisinde de, ister sömürgeci politikalar ister kendi kendini sömürgeletirme olan modernizasyonla ar basklar altna alnan Müslüman toplumu fikrî, ahlakî ve sosyal bakmdan güçlendirmeyi amaçlamlardr. Her ikisinde de "iman" dönütürücü bir güç olarak tanmlanmtr. Her ikisi de tarikatlardan farkl olarak göçün ve modern kentin ürünüdürler.
Türkiye özelinde Anadolu'nun her tarafndan sanayi, ticaret, üniversiteler ve bürokrasinin topland merkezlere doru göç eden insanlar burada bir toplumsallama modeli olarak cemaatlerin ve tarikatlarn etrafnda toplanmlardr. Bu iki sosyal fenomen, gelen göçmenleri devletin emredici ve tayc modern araçlar dnda yol ve yöntemlerle toplumsallatrmlardr. Bunlarn faaliyet alanlar daha çok manevî ve ahlakî hizmetler olup kimisi Kur'an kurslarn eksen alp (Süleyman Tunahan hazretlerinin hareketi gibi) faaliyetlerine devam etmi, kimisi "de-modernist" bir yaklamla modern kentin kalbinde "geleneksel hayat biçimi"ni devam ettirmi (Mahmut Ustaolu Hocaefendi), kimisi Bediüzzaman'n kaleme ald risaleleri temel alp hizmet yolunu seçmitir.
(Yaznn devamn okumanz tavsiye ederiz. "Dorulu")
1 Bu söz, tasavvufun yabanc inanç ve felselerden izler tad mânâsnda ise, bunu reddeden salam eserler de vardr. Ali Bulaç Bey de bunu mutlaka bilir. (Dorulu)
Yazar: Ali Bulaç |
21-05-12 |
||
| E mail: zaman. com.tr | Tweet | ||