HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : SANAT / DÜNYA BİR OYUN- Sinema
Okunma Sayısı: 1096
Yazar: Kerime Yıldız
BİR KEMALİST SOL KOMEDİSİ: VATANIM SENSİN-3

BİR KEMALİST SOL KOMEDİSİ: VATANIM SENSİN-3 MANDACI HÂLİDE’DEN İSTİKLÂL KAHRAMANI ÇIKARMAK

Vatanım Sensin, sözüm ona bir dönem dizisi. Anlaşılan o ki 1919 İzmir’ini yansıtabilmek için çok mesai harcanmış. Kanaviçe yastıklara, dantel askılı geceliklere kadar düşünülmüş.

Peki, bunlar hâlledilince 1919 Mayısı, Haziranı yansıtılmış mı oluyor?

İnsan bir merak eder de 1919 yılının, mayıs sonu ve haziran ayı hicrî olarak hangi aya denk geliyor diye bakar. Kanaviçe yastıklar kadar mühim olmasa da ben söyleyeyim. Haziran ayı, Ramazan’a tekâbül ediyor ama dizide Ramazan yok.

İzmir, mayıs ayında işgâl edildi. Amasya Ta’mîmi yayınlandı. Yani haziranın sonundayız. Kahramanlarımız, paltolarla geziyor.

Matbaayı arayan Yunan subayı, yanan sobayı görünce, “Bu mevsimde soba yanar mı?” diyor?

Seyircinin Yunan subayı kadar aklı yok tabi. Haziranda palto giyildiğini niye merak etsin?

Neyse… Gelelim Hâlide Edib meselesine.

Hâlide Edib, Robert Koleji’nde okumuş, Amerika hayranı bir yazardır maalesef. 14 Ocak 1919'da açılan Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kurucuları arasındadır. İstiklâl Harbi esnâsında da Amerikan mandasını savunmuş; bu konudaki teklifi Sivas Kongresi’nde reddedilmiştir.

Hâl böyle iken Hâlide Edib’i erkenden İzmir’e gönderip özgürlük nârâları attırmak ne demek oluyor? Hâlide Edib, İzmir’e 1922’de gitti. Ayrıca İstanbul’un işgâli sonrası Anadolu’ya geçti. Oysa dizide 1919 olarak gösterildi.

Hâlide Edib, Cumhuriyet kurulduktan sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından ülkeden gönderildi. İktidar hırsı aralarını açtı. Ancak 1939’da Mustafa Kemal ölünce Türkiye’ye dönebildi.

Şimdi, dizide çaktırmadan gezicilerin selamını verenlere seslenmek istiyorum.

Hakîkî Atatürkçü olsanız Atatürk karşıtı birini İstiklâl Harbi kahramanı olarak göstermemeniz lâzım.

Hakîkî solcu olsanız Amerikan mandasını isteyen birini İstiklâl kahramanı yapmamanız lâzım.

Siz, taş çatlasın Kemalist solcu olursunuz.

Allahaşkına sizin derdiniz ne? Ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Ben söyleyeyim.

Hâlide Edib’in bu memlekete yaptığı en büyük kötülük Vurun Kahpeye romanıdır. Bu ısmarlama menfur romanla Anadolu’nun dindar kahramanları vatan haini, kadın taşlayıcısı, Yunan işbirlikçisi yapıldı.

İstiklâl Harbi’nde Anadolu’nun neresinde kadın taşlandı? Hem de vatansever kadın.

Bu menfur roman, üç kere filme uyarlandı ve dindar insanlar korkunç bir zan altında bırakıldı. İstiklâl Harbi’nin sarıklı, çarşaflı mücahid ve mücâhideleri devlet düşmanı, vatan hâini olarak algılandı.

15 Temmuz gecesi bu kahramanların torunları meydanlardaydı. Solcusu da vardı sağcısı da. Başı açığı da vardı kapalısı da. Kot pantolonlusu da vardı şalvarlısı da. Her ne olursa olsun, din için devlet için meydanlara çıktılar.

Bu kahramanlar içinde Kemalist solcular yoktu. (Kemalist Türkçüler de yoktu. Ülkücüler vardı) Onlar evlerinde oturup devletin yıkılmasını seyrettiler. Zâten son yıllarda Erdoğan’ın inmesi uğruna Cemaatle de kanka olmamışlar mıydı? Atatürk’ü ağzına almayan cemaatçiler de birdenbire çark edip Atatürkçü kesilmediler mi başımıza?

Baktınız o gece millî irâde galip geldi; baktınız “Allahuekber” diyerek sokaklara fırlayanlar gâlip geldi, birdenbire vatan elden gidiyor telaşına düştünüz.

O hâlde hemen bir “Vurun Kahpeye” projesi lâzım değil mi? Bir dizi film, belki bir sinema filmi hârika olur. Çaktırmadan, ince ince, subliminal subliminal…

Hele bir de sokaklarda, otobüslerde birkaç modern giyimli hanıma saldıran varsa fevkalâdenin fevkinde olur. Of of of.. Tadından yenmez…

Bırakın bu ayakları! Kimse yemiyor artık! İletişim çağındayız.

Öküz Anadolulu yok karşınızda!

Vazgeçin bu Kemalist sol komedisinden.

Hakîkî bir solcunun Kemalist olması imkânsızdır. Kemalizm, hakîkî dindarları, hakîkî Türkçüleri İstiklâl mahkemeleriyle, zindanlarla, darbelerle nasıl silindir gibi ezip geçtiyse hakiki solcuları da ezdi geçti.

Öyle, darbe atlatıldıktan sonra “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” diye stadyumlarda bağırmakla film çevirmekle olmuyor bu iş!

Er meydanına çıkacaktınız, er!

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Kerime Yıldız
13-01-17
E mail: enpolitik.com.
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
BİR KEMALİST SOL KOMEDİSİ: VATANIM SENSİN-3
Online Kişi: 31
Bu Gün: 72 || Bu Ay: 8238 || Toplam Ziyaretçi: 1345984 || Toplam Tıklanma: 35418702