
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 1582 |
“Kültür”, bir toplumun ruhudur çünkü.
Önce ruh!
Ruhsuz bir toplum, bırakınız insanlığın önünü açmayı, varlığını bile sürdüremez.
Bu kadar net bu!
CumhurbaÅŸkanı ErdoÄŸan, geçenlerde, “kültür’de varlık gösteremediÄŸimizi, kültürü ihmal ettiÄŸimizi” söyledi.
Neden peki?
Tam da bu sorunun cevabının izini sürmeye çalıştığım bir yazımı gözden geçirerek sizlerle paylaÅŸmanın yararlı olacağını düÅŸündüm. Buyurunuz efendim…
EKONOMİ MAKİNASI’NDAN KÜLTÜR SAVAÅžLARI’NA...
19. Yüzyıl ekonomi çağıydı. Art arda yaÅŸanan iktisadî devrimler, ekonomi’yi hayatın merkezine yerleÅŸtirdi. Kapitalizmi, hayatı çölleÅŸtiren bir makinaya dönüÅŸtürdü...
En ürpertici silahları, insanları kitleler hâlinde katleden kitle imha silahlarını, biyolojik silahları ondan sonra icat ettiler kapitalizmin köleleri.
Kapitalizmin en geliÅŸmiÅŸ silahlarıyla bütün dünyayı köleleÅŸtirdiler.
Ve insanlığın binlerce yıllık medeniyet birikimlerini önce talan ettiler, yerle bir ederek tarihten sildiler.
Sonra da buna “uygarlığın barbarlığa karşı savaşı” dediler.
İnsanlık, hiç bu kadar alçalmamış, barbarlaÅŸmamıştı!
KÜLTÜR DEĞİL HİKMET
Çağımız kültür çağı.
Ekonominin yerini kültür aldı.
Bütün savaÅŸlar, önce, kültür savaÅŸları artık.
Burada “kültür” kavramının son derece kaypak ve muÄŸlak olduÄŸunu hatırlatmak isterim.
Kültür’le kastedilen ÅŸey, “bir toplumun ruhu”, ruh kökleri.
Cemil Meriç, o yüzden, “kültür” kavramı yerine “irfan"ı önerdi.
Ziya Gökalp’in “hars” önerisinden daha anlamlı bir öneriydi bu.
Hars, “ekip-biçmek” anlamında “kültür"ü kabuk düzleminde karşılıyordu. Ama “kültür”, kabuk deÄŸildi, “öz”e iÅŸaret ediyordu.
Ziya Gökalp’in yanlışı da, Cemil Meriç’in yanılgısı da, Batılı bir kavrama, “DoÄŸulu” bir içerik bulmaktı.
Oysa baÅŸkalarının kavramlarıyla kendi dünyanızı kuramazsınız. Temel varoluÅŸsal ilkemiz bu olmalı. Evrensel “varoluÅŸ ilkesi”.
O yüzden aslolan, kültür’ün özünü oluÅŸturan ruh’tur.
İLİM’LE BİLİR’SİN, İRFAN’LA BULUR’SUN, HİKMET’LE OLUR’SUN...
Ruh, bizim medeniyetimizde, Hikmet’in, Hikmet yolculuÄŸunun eseri ve meyvesidir.
İnsanın hakikat yolculuÄŸu, üç alanda, aynı anda yolculuÄŸa çıkıldığında insanı hakikate ulaÅŸtırma sürecinde katkı sunar.
Akıl, Kalp ve Ruh’tur bu üç alan.
İlim yolculuÄŸuna akıl’la çıkılır, bilme çabası gerçekleÅŸtirilir.
Hakikate bilmek’le deÄŸil, olmak’la ulaşılır...
O yüzden yolculuÄŸun devam etmesi gerekir.
Bunun için ikinci aÅŸamada irfan devreye girer, Kalbi harekete geçirir. Hakikat’in izi sürülür...
Sonra, üçüncü aÅŸamaya geçilir: Hikmet devreye girer, Ruh’u harekete geçirir. Ruh’la “oluÅŸ” gerçekleÅŸtirilir.
Özetle:
Akıl’la bilirsin, yola çıkarsın.
Kalp’le bulur/bulunursun, yolda olursun.
Ruh’la “olur”, olgunlaşır, “yol” olursun.
Meselenin püf noktası ÅŸurası: İslâm tefekküründe bu üç alan da (“akıl, kalp ve ruh” da), bu üç vasıtayla gerçekleÅŸtirilen yolculuk da, (“ilim, irfan ve Hikmet yolculukları da) birbiriyle kopmaz irtibat hâlindedir.
Tam da bu nedenle, ilim’de Hikmet’in tohumları gizlidir.
Yine bu nedenle, ilmiyle amel edene bilmedikleri öÄŸretilir.
İlmiyle amel etmek, irfan yolculuÄŸuna adım atmak ve hikmet yolculuÄŸuna çıkma melekeleriyle donanmaktır.
“DAÄž"A ÇEKİLECEĞİZ... “DAÄž"IN ÇAÄžRISINA KULAK KESİLECEĞİZ...
Peki nasıl olacak bu?
Mevcut ortama, kültüre, kültürel kodlara, zihin yapılarına eklemlenmek yerine ÜmmîleÅŸerek…
...DaÄŸ’a çekilerek... DaÄŸ’ın çaÄŸrı’sına iÅŸtirak ederek...
Bir Rahmet Peygamberi gibi, Bir Hz. Musa gibi “DaÄŸ”a çekileceÄŸiz... Hira’mıza... “MaÄŸara"mıza...
“DaÄŸ"ın onaran, olgunlaÅŸtıran, diri tutan sesine kulak vereceÄŸiz...
ÜmmîleÅŸeceÄŸiz... Kendimize geleceÄŸiz...
Yer’imizi aslâ terketmeyeceÄŸiz...
Dünyanın bütün geçici nimetlerini elimizin tersiyle iteceÄŸiz...
Hakikatin kalıcı, derinlerde köksalıcı, insanlığın önünü açıcı ÅŸarkısını bestelemek için nefes alıp vereceÄŸiz...
Bu dünyada yaÅŸayacağız ama bu dünyayı yaÅŸamayacağız...
Bu dünyayı dâr / yurt edinenlerin, insana dünyayı dar ettikleri gerçeÄŸini kulağımıza küpe edeceÄŸiz...
Umut olacağız... Ufka kanat çırpacağız... Yalnızca Umutlarını yitirmeyenler, bize ufuk sunabilirler, ilkesini unutmayacağız...
“Gökkubbeyi yere düÅŸürmeyeceÄŸiz"...
Bir Sezai Karakoç gibi “daÄŸ"ın çaÄŸrısına ayarlayacağız saatlerimizi... Diriltici ve gönendirici çaÄŸrısına...
Bir İsmet Özel gibi, “toparlanın gitmiyoruz” diyeceÄŸiz...
Dünyaları verseler de Yer’imizi, duruÅŸumuzu, terketmeyeceÄŸiz aslâ!
Siyasa’nın ve piyasa’nın deÄŸil, hakikatin izini süreceÄŸiz...
Hakikate ayarlı saatlerimiz, yeri ve zamanı gelince, bizi harekete geçirecek...
Nefesimizi hakikatin sesine, Hakikatin sesini insanlığın nefesine dönüÅŸtürme mücahedesi ve mücadelesi vereceÄŸiz...
Sahteye, sığlığa prim vermeyeceğiz...
KUTSALLARINI YİTİREN RUHSUZLAR, OMURGASIZLAR KÜLTÜR‘DEN ELLERİNİ ÇEKMEDİKÇE...
Kutsallarını yitiren ruhsuzlara, omurgasızlara “kültürden kirli ellerinizi çekin!” diyorum...
Kültürde kazanılamayan bir istiklal ve istikbal mücadelesi kaybedilmeye mahkûmdur çünkü.
“Kültür”, bir toplumun ruhudur çünkü.
Önce ruh!
Tam da bu nedenle, bu toplumun ruh köklerinin yeniden diriltilmesinin önünde takoz gibi duran, kültürün altını oyan, ruhsuz, omurgasız kültür çeteleri, bu topluma ruhunu kazandıracak hiç bir ÅŸey sunamazlar; sunamadılar da nitekim.
Yalnızca kültürün altını oydular, bu toplumun ruhunu haraç-mezat sattılar... bu toplumun ruhunu, ruh köklerini kurutma savaşı vermekten baÅŸka bir ÅŸey yapmadılar; yapamazlardı da.
Bu nedenle, 40 yıldır kültürü yaÄŸmalayan, hiçbir kutsalı olmayan, ruhsuz, omurgasız çeteler ülkenin kültür politikasına yön veremez.
Yazık oluyor ülkeye.
Yazık oluyor bu ülkenin insanına.
Yazık oluyor bu ülkenin insanlığın önünü açan derinlikli medeniyet birikimine...
Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.
Yazar: Yusuf Kaplan |
19-06-17 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||