
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 1449 |
Kurumsal Songül abla
Yazmasının üzerine öylece kovuverdiÄŸi sakızıyla odaya girer, ‘bilmiyorum iÅŸte ÅŸu Türk kahvesini yapmayı, isteyip durmayın artık’ diye söylene söylene kahveleri dağıtır, kapıdan çıkarken sakızı kafasından alıp aÄŸzına atıverirdi.
Kral FM yıllarıydı. Songül ablanın çayı kahveyi yaptığı, yemekleri piÅŸirdiÄŸi küçük mutfağında her daim Kral FM açık olurdu. Bakmayın siz ‘bilmiyorum’ demesine. Çayı da, kahveyi de, yemekleri de ÅŸahane yapardı. Bir de dert anlatır, dert dinlerdi.
‘Adımı niye böyle koymuÅŸ babam? Benden önce olmuÅŸ dört tane kız. Ben de kız olunca olmuÅŸum Songül. Allah’tan insaflı adamdı benim babam. Yoksa sana olurdu adım Yeter, Kısmet yahut İmdat’ diye gülerek anlatırdı isminin niçin Songül olduÄŸunu.
Hikâyesi acıklıydı. Babasının ‘buna varacaksın’ diyerek zorla evlendirdiÄŸi hayırsız kocası, düÄŸünden altı ay sonra ‘bir yıla kalmaz dönerim’ diyerek İsviçre’ye gitmiÅŸ, bir daha da dönmemiÅŸti. Songül abla, AyÅŸe kızıyla kalakalmıştı. ‘Dört ay evlilikten aha bu yadigâr kaldı bana’ diyerek severdi bazı günler fakülte sonrası ÅŸirkete uÄŸrayan AyÅŸe’yi. Sevmek dediysem, öyle böyle deÄŸil. ‘Anne yeter ama’ diyene kadar sarılıp uzun uzun koklamalı bir sevme.
Ben mutfaktaysam dokunmazdı ama AyÅŸe’ye. YutkunduÄŸumu bilirdi çünkü. Ana sıcaklığı nedir bilmiyordum çünkü. Neyse, uzun hikâye…
Çalışmış Songül abla. Hep çalışmış. Konfeksiyonda, kimya fabrikasında, gündelikçi olarak… Her yerde çalışmış. Kızını muhannete muhtaç etmeden 19 yaşına getirmiÅŸ.
‘Peki hiç mi aramadın abla kocanı?’ sorusuna ‘ı-ıh. Ne arayacam? Varsın boÄŸulsun pisliÄŸinde’ diye cevap verirdi. Sonra duraksar, ‘hem kızını aramayan bir adamı aramak bana yakışır mı? Kızını saymayan adamı saymak olur mu?’ derdi, ‘ölse daha iyiydi ama ölmemiÅŸtir o. Ölseydi bilir, duyardım.’
Bazen tasarıma dalıp gitmiÅŸken yanımda bitiverir, çay dolu kupayı masaya bırakırken ‘gözün bozulacak gözün, az uzaktan bak ÅŸuna’ deyip çıkardı odadan. Bazen de omzuma dokunur, ‘büyük adam olacan sen’ deyip gülümserdi.
Kurumsal olma yıllarıydı. Bir baÅŸarı hayaleti gibi dolaşıyordu bu büyülü tamlama memleketin bütün ÅŸirketlerinde. Neydi, bilen yoktu ama kesin olarak çok iyi bir ÅŸeydi. Çok iyi bir ÅŸey olmasa dünyanın en önemli ÅŸirketleri ‘kurumsal geliÅŸim’ için milyon dolarlar döküp de baÅŸarılarını bir prosese baÄŸlarlar mıydı?
‘Haksız mıyım arkadaÅŸlar’ diye sırıtarak bitirmiÅŸti sözlerini genel müdürümüz Ayhan Bey. Bizim Yusuf hırt ya, ‘efendim çok iyi düÅŸünmüÅŸsünüz, hem kurumsal olursak belki de mesai ücreti düzenine geçeriz. Geçen hafta yine her gün 15 saat çalıştık ya, o bakımdan’ deyip adamın kalbine indirmeyi denemiÅŸti. ‘Ee, tabii arkadaÅŸlar biliyorsunuz sektörümüzün karlılık oranları emek yoÄŸun bir çalışma hayatı gerektiriyor. Succsess için fedakârlık ÅŸart’ demiÅŸti Ayhan Bey. Bizimki yine durmamış ‘iyi ya müdür bey. Biraz da siz fedakârlık yapın iÅŸte. Bütün fedakârlığı bizden beklemek kurumsallığınızı bozmasın’ demiÅŸti büyük bir ciddiyetle.
Åžirket genel müdürlerinin CEO’luÄŸa terfi etmediÄŸi, ama nedense konuÅŸmalarının arasına İngilizce kelimeler serpiÅŸtirdiÄŸi yıllardı.
Aradan bir zaman geçti. Åžirkete biri erkek biri kadın iki aşırı ciddi tip geldi. ‘Bu ekip kurumsal geliÅŸim prosesimizi yönetecek arkadaÅŸlar. Sordukları her soruya içtenlikle cevap verin. Yardımcı olun’ diye emir verdi Ayhan Bey.
Acayip kurumsal bir hava geldi ÅŸirkete. Bu iki aşırı ciddi tip sordular, soruÅŸturdular, ‘ÅŸirkette ne düzelirse iÅŸler yoluna girer’ sorusuna hep ‘Ayhan Bey’ cevabı aldılar falan.
15 günün sonunda Ayhan Bey hepimizi topladı. ‘Hepimiz’ dediÄŸim, yekûn 16 kiÅŸi.
‘Evet, arkadaÅŸlar. Kurumsal geliÅŸim proses raporumuz bitti. Buna göre…’ cümlesiyle baÅŸlayıp aralıksız yarım saat çeÅŸitli kurallar okudu hepimize. Ardından da Yusuf’u ve Songül ablayı ‘kurumsal kültürümüze uygun olmadıkları’ gerekçesiyle iÅŸten çıkarttı.
‘Öyle sakızı tepesinde, herkesle muhatap olup sohbet eden bir çaycı figürünün ÅŸirketimize zarar vereceÄŸi gerekçesiyle’ falan diye geveledi.
Odama döndüm, eÅŸyalarımı topladım. Yusuf’a ‘bilardo oynamaya gidek mi’ dedim. İstifamı verip çıktım.
Birkaç ay sonra duyduk ki Ayhan, uzak akrabası birini almış çaycı olarak iÅŸe. Her seferinde de ‘Yusuf’u iÅŸten çıkardık diye istifa etti adam. Hiç iÅŸ kültürü yokmuÅŸ yahu’ diye söyleniyormuÅŸ benim hakkımda.
Hâlbuki ben Songül abla yüzünden ayrılmıştım iÅŸten. Sakızını öyle koymasını, Kral FM dinlemesini, dert anlatmasını, ‘gözün bozulacak gözün’ demesini seviyordum. Kurumsallığa uygun olmasa da…
Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.
Yazar: İsmail Kılıçarslan |
05-11-17 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||