HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Mümin erkek ve kadınlara işlemedikleri şeyler yüzünden eziyet edenler, doğrusu bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.
Ahzab, 33, 58.
HADÎS-İ ŞERİF
Hiç kimse başka bir kimseyi fasıklıkla suçlamasın ve onu küfürle itham etmesin. Eğer itham ettiği kimse dediği gibi değilse, bu sıfatlar muhakkak itham edene döner.
Buhari, Edeb, 44.
SÖZÜN ÖZÜ
Bize hep yalan söylediler ve inandıkça daha fazlasını söylediler.
Malcolm X
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / ÇARPIK VAZİYETLER
Okunma Sayısı: 274
Yazar: Hilmi Demir
GENÇLİK, DÎNÎ EROZYON YAŞIYOR

 GENÇLİK, DÎNÎ EROZYON YAŞIYORİlk önce şunu söyleyeyim ki, dinler buharlaşmıyor. Sekülerleşme tezi başarısız çıktı. Dünya geliştikçe ve modernleştikçe dinler kaybolmuyor. Aksine 2050 yılında ateizmin azaldığı ama dinlerin nüfusunun daha arttığı bir dünya bizi bekliyor. Pew Research Center’ın demografik tahminlerine göre, 20 yıldan daha az bir süre zarfında Müslümanların doğum oranı Hristiyanları geçecek.(*)

Hristiyanlar, 2015 yılında dünyanın en büyük dinî grubuydu ve dünyanın 7,3 milyar insanının neredeyse üçte birini oluşturuyordu. Müslümanlar ikinciydi, 1,8 milyar insanla ya da küresel nüfusun %24'ü ile dinî “nones” (%16), Hindular (%15) ve Budistler (%7) izledi. Halk dinleri mensupları, Yahudiler ve diğer din mensupları dünya halkının daha küçük hisselerini oluşturmaktadır.

2015-2060 arasında, dünya nüfusunun %32 artışla 9,6 milyara çıkması bekleniyor. Aynı dönemde, en genç nüfusa sahip olan Müslümanların daha fazla doğurganlık oranına ulaşacağı, %70 gibi, Hıristiyanların ise %34 oranında artacağı tahmin ediliyor. Sonuç olarak, Pew Research Center projeksiyonlarına göre, 2060 yılına kadar Müslümanların sayısı 3 milyara (nüfusun % 31’i), Hıristiyanların sayısının ise 3.1 milyara (nüfusun % 32) ulaşacağı ön görülüyor.

Buna karşılık ateist, agnostik gibi bir dine ya da inanca sahip olmayanların oranı bu hızda artmayacak ve gerileyecek. Dünya dindarlaşırken dinsizlik rakamları gerileyecek. Dinî grupların bölgesel dağılımının da önümüzdeki yıllarda değişmesi bekleniyor. Örneğin, Sahraaltı Afrika'da yaşayan dünya çapındaki Hıristiyanların payının, bölgedeki yüksek doğurganlık nedeniyle 2015 ile 2060 arasında,%26'dan %42'ye önemli ölçüde artması bekleniyor.

Sahraaltı Afrika’nın Müslümanların artan nüfusuna ev sahipliği etmesi bekleniyor. 2060 yılına gelindiğinde, küresel Müslüman nüfusun %27’sinin bu bölgede yaşayacağı tahmin edilmektedir. Buna karşılık, Asya-Pasifik bölgesinde yaşayan Müslümanların oranının %61'den gerileyerek %50’ye düşmesi bekleniyor. Müslümanların Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki paylarının %20 oranında sabit kalması öngörülüyor.

Dindarlığın değişimi

Pew Research Center’ın araştırması gösteriyor ki, dünyada dinler kaybolmuyor sadece nüfusları ve bölgelerinde bir değişim bekleniyor. 2050’lerde de dinleri konuşmaya devam edeceğiz hatta İslam daha da önemli hâle gelecek. Elbette bu resmin sadece bir yönü, bir diğer yönü de dinlere aidiyet nüfus olarak artsa bile dindarlar niteliksel bir değişim geçiriyorlar.

Dinlerin nüfusu artarken dindarlığın niteliğinde ise ciddi bir değişim yaşanıyor. Bu değişim en fazla genç nüfusu etkiliyor. Seçimler nedeniyle ertelediğimiz deizm tartışmasını hatırlarsınız. Bizde bir ara ‘gençler deist mi oluyor’u tartışmaya başlamıştık. Yine Pew Research Center’ın bir başka araştırması bu tartışmanın aslında bize has olmadığını gösterdi. Küresel olarak gençlerin dindarlığında ciddi bir düşüş var gözüküyor.(**)

Araştırmaya göre dindar olan Amerika Birleşik Devletleri’nde bile dinî cemaatler gitgide daha grileşiyor ve genç yetişkinler artık büyüklerinden daha az dindar görülüyorlar. Son zamanlardaki araştırmalar, genç yetişkinlerin bir dini aidiyet duymak, Tanrı’ya inanmak ya da çeşitli dinî görevlere katılmak konusunda büyüklerinden çok daha az isteksiz olduğunu gösteriyor. Ancak bu sadece Amerika’ya ait bir fenomen değildir. Yapılan araştırmaya göre son on yılda 100’den fazla ülkedeki analizlere göre, dindarlık genç yetişkinler arasında azalıyor.

Örneğin, 40 yaşın altındaki yetişkinler, yaşlı yetişkinlere göre dinin hayatlarında daha az önemli olduğunu söylüyor. Bu yalnızca Kanada, Japonya ve İsviçre gibi zengin ve göreceli seküler ülkelerde değil, aynı zamanda daha az varlıklı ülkelerde de (İran ve Polonya gibi) böyle gözüküyor.

Genel olarak, yaşları 18 ila 39 arasında olan yetişkinler, 40 yaş ve üzerindekilerden daha az dindarlar. Fakat bu, dünyanın daha az dindar olduğu anlamına gelmiyor. Yukarıda değindiğimiz gibi dinlere aidiyet azalmıyor. Gençlerin kendilerini dini öğreti ve inançlarla tanımlama ve ibadetlere katılımlarında ciddi bir azalma var. Dindarlığın biçimleri, uygulamaları ve tanımları değişiyor. Bu değişim gençler arasında da hızlı oluyor. Sosyologlar ve ilahiyatçılar bu durumu anlamak için farklı gerekçeler öne sürüyorlar. Kimisi bunun gelişmiş ülkelere ve refahtaki artışa bağımlı olduğunu, kimisi ise bunu dünyadaki iletişim devrimine ve sanal toplumsal bağların güçlenmesine bağlıyor.

Bazıları dinin temsilindeki krizlerin gençleri dinlerden uzaklaştırdığını iddia ediyor. Dindarlar vadettiği dünya ile dindarların dünyası arasında büyük bir uçurum bulunuyor. Dinler barışı, adaleti, mütevazılığı, ihtiyaç sahiplerine yardımı emrediyor ama insanlar din adına katliam yapıyorlar. Dünyada savaş eksik olmuyor. Bu da gençler için “varoluşsal bir kriz” meydana getiriyor.  Haksız da sayılmazlar aslında. Büyükler olarak onlara daha yaşanılır bir dünya bırakamıyoruz. Savaşlarımız, siyasi ve ekonomik güç mücadelelerimiz için kutsallarımızı harcamaktan çekinmiyoruz. Gençler bizim dünyamızdan ve ideolojik yüklemelerimizden kurtulmak istiyor.

‘Z Kuşağı’nın dindarlığı

Yeni kuşak bağımsızlığına ve özgürlüğüne daha düşkün. Kuralları, otoriteyi ve emirleri çok sevmiyor. Dinlerin katı öğretileri, geleneksel yapıları onları sıkıyor. Fakat bu aynı zamanda onları yaşadıkları topluma bağlayan değerlere karşı da lakayt yapıyor. Köksüz ve kimliksizlik gençlerdeki savrulmayı kolaylaştırıyor. Radikalleşme çalışmaları özellikle şiddete yönelen ve terör örgütlerine katılan gençlerin çok derin inanç geleneklerden gelmediklerini aksine çok yüzeysel öğretileri kolayca benimsediklerini gösteriyor. DEAŞ terör örgütüne Batı’dan katılan on binlerce terörist çok iyi din eğitimi alarak bu örgütün ideolojisini benimsemiş kimseler değil. Aksine çok kısa sürede İslama girerek ve yüzeysel Selefi öğretiler üzerinden radikalleşmiş kimseler. Gençler kolay, hızlı tüketilebilen ideolojilere daha hızlı kapılıyorlar.  

Ayrıca Z Kuşağıyla birlikte yeni bir dindarlık tipolojisi oluşuyor. Ben buna ‘Seküler dindarlık’ demeyi tercih ediyorum. Kısmen milliyetçi, dindar görünümlü ama daha dünyevi bir gençlik. Eğlenmeyi, giyinmeyi, lüksü seviyor, kız-erkek ilişkileri daha rahat, farklı kimliklere karşı daha açık. Bu aslında bir arada yaşama kültürü açısından olumlu karşılanabilir. Fakat Z Kuşağının gelenekle bağının olmaması, onları bazen daha tutucu kılabiliyor. Söz gelimi dinî konularda çok yetersizler, okumuyorlar. Mezhep bilinçleri neredeyse yok denecek kadar az. Bu yüzden de kimlik krizleri yaşıyorlar. Popüler akımlara kolay kapılıyorlar.

Son zamanlarda yaşadığımız deizm tartışmaları bize aslında bir şeyler söylüyor. Türkiye’de gençliğin dindarlıkla bağı yaşlı nesil gibi değil. Gençliğin hayat tarzı bizim kalıplarımıza uymuyor. Din eğitimimizin ciddi bir nitelik problemi var. Genç kızlar başlarını anneleri gibi örtmüyor, İmam Hatip ve İlahiyat öğrencilerinin yeni nesli kurallar ve değerler konusunda bir çatışma yaşıyor. Küresel trend bizde de gözlemleniyor, Seküler dindarlık genişliyor…

Türkiye’de araştırmalar ne diyor?

Türkiye’de 15-24 yaş aralığında yaklaşık 13 milyon nüfus bulunmaktadır. Çok şey konuşuluyor ama bu kadar derin analizler ve öngörüler yapabilecek veri setlerine sahip değiliz. Verilerimiz çok sınırlı ve niteliksel olarak da yetersiz. Elimizde toplumsal değişimleri ölçen, değer ve inançlardaki değişimi ölçümleyen Pew Research Center gibi bir kurum yok. Biz daha anlık, sınırlı veriler üzerinden büyük genellemeler yaparak kavga etmekle meşgulüz. Uzun soluklu araştırma verileri tutan kapsayıcı kurumlara sahip değiliz. Yapılan bir saha araştırması en fazla iki üç kez tekrar ediliyor.  Pew Research Center ise on yıllarca önce yapılan veriler üzerinden konuşuyor. Toplumsal değişimleri, farklılaşmaları toplumun kılcal damarlarına kadar girerek öngörebiliyor.

Dini davranış ve inançlardaki değişim bizim çok fazla üzerinde masabaşı yorum yaptığımız bir alan. Buna karşılık kurumsal olarak çok fazla yatırım yaptığımız ve saha araştırmasına dayandığımı bir alan değil. Bu konuda en detaylı iki çalışma yapıldı. Birincisi Diyanet İşleri Başkanlığının 2014 yılında yaptığı “dinî hayat” araştırmasıdır. Eksikleri olmakla birlikte oldukça kapsamlıdır. Ama ilk ve son olduğu için üzerinde yorum yapmayı imkânsız kılar. İkincisi TEPAV’ın 2016’da yaptığı “Dinî Kimlikler ve Radikalleşme” araştırmasıdır.  Umarım devamı gelecek.

Dolayısıyla biz 1980’lerden bugüne nasıl geldiğimizi, görebilecek durumda değiliz. Bu çalışmaları devam ettirmez isek de bugünden sonra nereye savrulacağımızı da bilemeyeceğiz. Türkiye’de en iyi yapılan şey seçim anketleri onlar da son seçimde MHP konusunda gördüğümüz gibi yanılabiliyorlar. Bizim ise daha fazla veriye ihtiyacımız var. Düzenli olarak gençler üzerine her yıl yapılan sosyal, dinî inanç ve tutum ölçen araştırmalarla hem eğitimimizin kalitesini hem de toplumsal olarak nereye doğru gittiğimizi anlamamız mümkün.

Kim bilir belki fırsat bulur bir ara gençlik, eğitim ve değerler algısını ciddi ciddi tartışırız. Ama önce verilere ihtiyacımız var, unutmayın veriler olmaksızın önümüzü göremeyiz…
.....
(*) http://www.pewforum.org/2017/04/05/the-changing-global-religious-landscape/.
(**) http://www.pewforum.org/2018/06/13/the-age-gap-in-religion-around-the-world/

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Hilmi Demir
29-06-18
E mail: turkiyegazetesi.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
GENÇLİK, DÎNÎ EROZYON YAŞIYOR
Online Kişi: 26
Bu Gün: 17 || Bu Ay: 3044 || Toplam Ziyaretçi: 1149916 || Toplam Tıklanma: 31290051