
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 825 |
YeÅŸilin korunması, yeÅŸil alanların geniÅŸletilmesi ve doÄŸal çevrenin zenginleÅŸtirilmesi Türkiye’nin temel politikasıdır. 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren yerel yönetimlerde meydana gelen zihniyet deÄŸiÅŸimi yeÅŸil alanların korunması ve geniÅŸletilmesi yönünde sistemli bir yaklaşıma iÅŸaret ediyordu. Bunun neticesinde yeni iÅŸ sahaları ortaya çıktı ve yaygınlaÅŸtı. Fidan yetiÅŸtiriciliÄŸi bir sektör hâline geldi. Belki de belediye hizmetlerinden sonra ilk önemli deÄŸiÅŸim aÄŸaç, orman, yeÅŸil alan baÄŸlamında yaÅŸandı. Bu sürecin hâlâ devam ettiÄŸini söyleyebiliriz. Batı Anadolu daÄŸlarında gözle görülür bir deÄŸiÅŸim yaÅŸanmakta ve hatta bu deÄŸiÅŸim daÄŸlık alanların sakinlerini iktisadî açıdan olumlu yönde etkilemektedir. Bu durum elbette Türkiye’nin genel kalkınmışlığı ile yakından alakalıdır.
Büyük sermayenin ulaÅŸamadığı alanlarda geleneksel yaÅŸamın, güçlenen iktisadî hayatla birlikte direncinin artacağı izaha muhtaç olmayan bir durumdur. Açıkça söylemek gerekirse kozmopolit olmayan yaÅŸam alanlarının kendi içinde yaÅŸadığı yıpratıcı olmayan deÄŸiÅŸimler geleceÄŸe dair çok önemli iÅŸaretlerdir. “Åžehirli” olanın gelenekselin ilkelliÄŸine övgüler düzdüÄŸü dönemler geride kaldıkça ÅŸikâyetin “modern” olandan gelmesi oldukça ilginçtir. Bu tepkinin “yerlilerin ödünç alınmış oryantalizmi” ÅŸeklinde tanımlanması çok da yanlış deÄŸildir.
Şıklık olması bakımından Knut Hamsun’un Dünya Nimeti adlı nefis romanını hatırlatmama izin verin. Bu romanda da benzer çatışmalar iÅŸlenmektedir. Romanın baÅŸkahramanı ÅŸehirli yaÅŸamı tercih ettiÄŸi için, oÄŸlunun kimliÄŸini kaybedeceÄŸinden endiÅŸelenir. Åžimdilerde bu oÄŸlanın köyünün deÄŸiÅŸiminden ÅŸikâyetçi olduÄŸu zamanları yaşıyoruz. Açlık’ta da ÅŸehirde tutunamamış bir entelektüelin hayatı anlatılır.
Büyük sermaye ve onun yedeÄŸindeki sınıfların para gücü Türkiye ölçülerinde hatırı sayılır boyuttadır. Bu güce sahip olanlar istedikleri alanları ele geçirmek istiyor. Özellikle sahil kentlerinin çok hızlı bir deÄŸiÅŸime tabi olması dikkat çekicidir. Sermaye, yönetim, insan ve yaÅŸam biçimi faktörlerinin bir araya gelerek geleneksel olanı ötelediÄŸi bir süreç yaşıyoruz. Bu alanlarda geleneksel olanın direnebilmesi için iktisadî açıdan güçlenme temel ÅŸarttır. 1980’lerden sonra yaÅŸanan hızlı deÄŸiÅŸimi iktisadî güçsüzlükle de izah edebiliriz. “Modern” olan “geleneksel” olanı ötelemek istiyor.
Kozmopolit ve yerli arasındaki mücadelenin yaÅŸam biçiminin dayatılması üzerinden devam ettiÄŸini söyleyebiliriz. Gerilimin fikrî boyuttan yoksun oluÅŸunu önemsemek gerekir. Bu ÅŸartlarda doÄŸrunun ve yanlışın, yalanın ve gerçeÄŸin önemi kalmıyor. İhtilalci bir karşıtlık da söz konusu deÄŸildir. OluÅŸturulan yapay gerçekliÄŸin gücü nispetinde kitlelerin etkileneceÄŸi hesap edilmektedir. Süreç, bir yönüyle Gezi Parkı Kalkışması’nı andırmaktadır. Yapay gerçeklik üzerinden ÅŸiddetli bir karmaÅŸa yaÅŸanmıştı. YaÅŸam biçimi farklılığı üzerinden iktidarı devirmek istemiÅŸlerdi. YaÅŸam biçimi farklılığından baÅŸka herhangi bir fikrî boyutun olmaması hem güç hem de güçsüzlüktür.
Muhafazakâr muhalefetin “beyaz Türkler” ile buluÅŸması tesadüfî deÄŸildir
Türkiye’de bugün bütün muhalefet biçimlerinde fikrî boyutun eksikliÄŸi ortak bir özelliktir. 15 Temmuz’da FETÖ’nün baÅŸarısızlığını bu açıdan da deÄŸerlendirmek gerekir. FETÖ; ErdoÄŸan’ı devirerek Türkiye’yi Amerika, İngiltere ve İsrail adına ele geçirmek istemiÅŸti. Fakat örgütün en az elli yıllık tarihinde böylesi büyük iÅŸlerin üstesinden gelmek için hiçbir fikrî çalışması olmadı. Zira örgütün gücü elemanlarının yapay gerçekliÄŸe teslim olmasından geliyordu. Muhafazakâr muhalefetin dâhil olduÄŸu diÄŸer unsurlar da yaÅŸam biçimi farklılığı ve yapay gerçeklik temelli bir yaklaşıma sahiptir. Suriyelilere yönelik nefret söyleminin de yaÅŸam biçimi farklılığı üzerinden yükseldiÄŸini ilave edelim. Muhafazakâr muhalefet unsurlarının “beyaz Türkler” ile buluÅŸması tesadüfî deÄŸildir. 20. yüzyılda Türkiye’de kapitalizmin en vahÅŸi biçimleri yaÅŸandı. Özellikle geçen yüzyılın ikinci yarısında sermayenin doÄŸaya verdiÄŸi zarar, İzmir gibi ÅŸehirlerde hâlâ giderilememiÅŸtir. O çevrelerin günümüzde suret-i hakkı temsil ettiklerini söyleyemeyiz. 2013’ten sonra önemli bir karşıtlık süreci oluÅŸturduklarına inanıyorlar.
“Beyaz Türkler küsmüÅŸ”, bulundukları alanlardan uzaklaÅŸarak yeni yaÅŸam biçimleri inÅŸa etmiÅŸlerdi. YaÅŸam biçimlerinin serpilip güçlendiÄŸi alanlar geniÅŸledikçe yeni yerleri iÅŸgal etmek istediklerini söyleyebiliriz. Küskünlük dönemi geride kaldı. Fakat geleneksel olan direndikçe de gerilim artıyor.
Yazar: Selçuk Türkyılmaz |
09-08-19 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||