HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 827
Yazar: Mustafa Özcelik
EBA'DA YUNUS İLAHİSİNE DÜŞMANLIK EDEN ZİHNİYET

Yunus Emre'ye ta'n etmek

Eba dersleri arasında öÄŸrencilere Yunus Emre'nin “Sordum Sarı ÇiçeÄŸe” ilahisinin yer aldığı bir video izletildi. Hemen ardından “Çocuklarımızı bu karanlığın eline bırakmayacağız” ÅŸeklinde sosyal medyada bir paylaşım yapıldı. “Yunus Emre” ile “karanlık” kelimesini bir araya getirip söyleyebilmek aklı başında, az çok tarih, edebiyat okumuÅŸ, kulaktan dolma da olsa bir takım dini bilgilere sahip biri için düÅŸüncesi, dünya görüÅŸü ne olursa olsun asla ve asla mümkün olamaz.

"Ta’n etmek” lugatte “Kınamak, yermek, ayıplamak, zemmetmek” manasına gelen bir fiilidir. Belki de bu kelimeyi en çok Muhyî’nin “Zâhid bize ta’n eyleme/Hak ismin okur dilimiz/Sakın efsane söyleme/Hazret’e varır yolumuz.” DörtlüÄŸü ile baÅŸlayan ÅŸiirinden hatırlarız. Muhyî bu ÅŸiirini Kadızâdeli zihniyetiyle mâlûl kimselere söylemiÅŸti. Çünkü onlar mutasavvıfların söylemlerinin asıl manasına eremedikleri için yaptıkları sathi deÄŸerlendirmelerle onları kınamaktaydılar.

Bu tür kınama hadi eleÅŸtiri diyelim bütün bir Anadolu insanın “Bizim Yunus “diyerek sevip benimsediÄŸi Yunus Emre’nin de başına gelmiÅŸtir. Mesela onun hem bir ÅŸiirine hem de bir menkıbeye konu olan Molla Kasım, bir ırmak kıyısında Yunus’un ÅŸiirlerini dar mantığı ile ele alır ve çoÄŸunu dine uygun deÄŸildir diyerek ateÅŸe ve suya atar. Ne zaman ki “DerviÅŸ Yunus bu sözü eÄŸri büÄŸrü söyleme/Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir” beytini görünce iÅŸin hakikatini anlar ve kalan ÅŸiirleri yok etmekten vazgeçer. Molla Kasım, zahiri bilgileri edinmiÅŸ; fakat hakikat bilgisinden yoksun bir din bilginiydi. Bu yüzden Yunus’u anlamakta güçlük çekmiÅŸti. Ama onaylamasak da onun kaygısı din adınaydı. Fakat “Dindarlık” yapacağım derken “dinidarlık” yapmıştı. Bu yüzden onun bu tavrını da anlamak, kendi zaviyesinden hak vermek mümkün olabilir.

Bir de Ebussuud Efendi vardır bu konuda hatırlayabileceÄŸimiz baÅŸka bir isim. Tasavvufa bakışı klasik bir zâhir ulemâsından farksız olduÄŸu için o da tekkelerde Yunus Emre’nin ÅŸiirlerinin okunmasını “küfr-i sarîh” görecek kadar katı bir tutum içinde olmuÅŸtur. Fakat onu da anlayabiliriz. Zira fetvanın veriliÅŸ ÅŸartları ve ifadesi dikkate alındığında muhatabın Yunus Emre’den çok onun ÅŸiirlerini tasavvufu ibahiyeci bir anlayışla istismara vasıta kılanlar olduÄŸu görülür. Zira tasavvuf adı altında o dönemde tasavvufla alakalı olmayan sapkınlıklar ortaya çıkmıştı ve bunlar kabul görülmek için Yunus Emre’nin ÅŸiirlerinden meÅŸruiyet kazanmak derdindeydiler.

Yunus Emre aydınlığı

Yunus Emre, bu tür tenkitlere sonraki zamanlar da uÄŸramıştır. Bugün literatürü tararsak onun görüÅŸlerini selefi bir mantıkla “İslam’a aykırı gö-ren(!)” yazılarla karşılaÅŸmamız mümkündür. Onun en çok da cennet ve cehennemle, sırat köprüsü ile ilgili sözleri bu tür eleÅŸtirilerin konusu yapılmıştır. Fakat bunları da bir ÅŸekilde anlamamız mümkündür. Zira bu tür tenkitleri onlar da din kaygısıyla yaptıklarını söylemektedirler. Bu kiÅŸilere mesele izah edildiÄŸinde muhatabımız ya durumu anlayıp bu tutumundan vazgeçebilir ya da bunu yapmazsa bu durum onların anlayışsızlığına yahut bilgi eksikliÄŸine verilebilir. Böyle bir durumda ya muhatabın anlayacağı bir cevap verilir ya da eleÅŸtiri cehaletleriyle ilgili ise susarsınız. Zira cahile verile-cek en iyi cevap susmaktır.

Son haftalarda ise daha vahim bir durumla karşılaÅŸtık. Bu durum insan saÄŸlığını bir virüse karşı korumak için mücadele verdiÄŸimiz günlerde or-taya çıktı. Durum vahimdi ve bütün bir insanlık bu virüsün tehdidi ile karşı karşıya idi. İşte böylesi bir süreçte eÄŸitim okullarda yapılamadığı için Eba programıyla tv.ler aracılığıyla yapılmaya baÅŸlanmıştı. Ders arasında öÄŸrencilere Yunus Emre’nin “Sordum Sarı ÇiçeÄŸe” ilahisinin yer aldığı bir video izletildi. Hemen ardından “Çocuklarımızı bu karanlığın eline bırakmayacağız” ÅŸeklinde sosyal medyada bir paylaşım yapıldı. “Yunus Emre” ile “karanlık” kelimesini aynı cümlede kullanma cüreti, cehaleti, art niyeti doÄŸal olarak büyük tepki çekti. Halen de bu tepki sosyal medyada Yunus Emre ÅŸiirleri paylaşılarak devam ediliyor.

Åžimdi, “Yunus Emre” ile “Karanlık” kelimesini bir araya getirip söyleyebilmek aklı başında, az çok tarih, edebiyat okumuÅŸ, kulaktan dolma da olsa bir takım dini bilgilere sahip biri için düÅŸüncesi, dünya görüÅŸü ne olursa olsun asla ve asla mümkün olamaz. Zira o Yunus Emre, Türkiye’de her tür ideoloji sahiplerinin sevip saydığı bir isimdir. Bunu anlamak için Yunus Emre konulu kitaplara bakmak yeterlidir. Onun hakkında Sezai Karakoç da kitap yazmıştır Sabahattin EyüpoÄŸlu da…. Ona Nazım da ÅŸiir yazmıştır Necip Fazıl da… Yunus Emre herkes ve her kesim tarafından sevilip benimser. Olsa olsa farklı ideoloji sahipleri mesela hümanist, batıni, sosyalist, devrimci, ÅŸeriatçı, derviÅŸ gibi ifadelerle kendilerine göre bir Yunus resmi çizerler ama hiç birinin aklından onu karanlıkla özdeÅŸleÅŸtirmek gibi bir saygısızlık geçmez. GeniÅŸ halk kitlelerinin ona bakışını söylemeye bile gerek yoktur. Onu mübarek insanlar katında görüp bu ÅŸekilde bir deÄŸer veririler.

Dahası Yunus sevgisi sadece bu ülkeye has bir durum da deÄŸildir. Onu bütün dünya sevmektedir. Bunun bir göstergesi de 1991 tarihinde dünya-da Yunus Emre yılı ilan edildiÄŸinde BirleÅŸmiÅŸ Milletler, Paris Unesco binası duvarına onun “Gelin tanış olalım /İşi kolay kılalım/Sevelim sevile-lim/Dünya kimseye kalmaz” dörtlüÄŸünün asılmasıdır. BaÅŸka örnekler de söylenebilir. Mesela Alman müsteÅŸrik Annemarie Schimmel, İtalyan Türko-log Anna Masala da birer Yunus hayranıdır. Kısacası Yunus Emre derken insanlığa mal olmuÅŸ bir deÄŸerden söz ediyoruz. Böylesi deÄŸerler her toplum için vazgeçilmezdir. Mesela hiçbir Alman Geothe’den, İngiliz Shakespeare’den, hiçbir İtalyan Dante’den vazgeçemez ve bizdeki mankurtlar gibi bakamaz onlara. El üstünde tutar. Nesiller arası birleÅŸtirici deÄŸerler olarak görür.

İdeolojik körlük

Peki, böylesine genel kabul görmüÅŸ bir ismin bir ilahisi neden birini yahut birilerini bu denli rahatsız etmektedir? Buna sanırım öncelikle “ideolo-jik körlük” demek gerekir. Ve bu körlük akla, beyne de sirayet etmiÅŸ olmalı ki göz açık da olsa gerçeÄŸi görmemekte ve hezeyanlar savurmaktadır. Böyle bir durum karşısında dediÄŸim gibi bir cevaba ve Yunus Emre’nin savunulmasına asla ihtiyaç yoktur. Zira o ferasetiyle gerek cehalet, gerek bilgi yetersizliÄŸi ve gerekse art niyetle kendisi ile ilgili ilerde yapılacak eleÅŸtirilere daha yaÅŸarken/yazarken/söylerken cevaplarını vermiÅŸtir. Mesela yazının başına aldığımız ÅŸu beyte bakalım. “Sağır iÅŸitmez sözü, gece sanır gündüzü/ Kördür münkirin gözü, âlem münevver ise” Yunus Emre burada “Cân kulağı sağır olan, sözü duymaz, anlamaz; gündüzü gece sanır. Âlem aydınlık ise de inkâr eden kiÅŸi bunu göremez.” diyerek bu karanlık bakış açısı-nın, ideolojik körlüÄŸün karşısında muhteÅŸem bir cevap verir.

Ne yapmalı?

Bu sözün üzerine söz söylemek zaiddir ama Yunus Emre adı “karanlık”la aynı cümlede kullanılmışsa ortada klinik bir vak’a var demektir ve bu durum cehaletten öte art niyet, insani deÄŸerlere ihanet manasına gelir. Çünkü Yunus Emre, bütün insanlık için bir deÄŸerdir. Dolayısıyla toplumun, insanlığın akıl ve gönül saÄŸlığı açısından bu durum karşısında da söz söylenmeli, kiÅŸiyi böylesi patolojik bir duruma getiren sebepler üzerinde düÅŸü-nülmelidir. Çünkü nasıl bir yara bedendeki asıl hastalığın habercisi/iÅŸareti ise o densizin Yunus’a dair sözü de böyle bir duruma karşılıktır. Demek ki bugünlerde sadece korona virüsle deÄŸil toplum birliÄŸini, insanlık deÄŸerlerini tehdit eden bu tür virüslerle de uÄŸraÅŸmamız ve onları, insanlığın selameti için karantina altına almamız daha da önemlisi Yunus’un dili ve haliyle inÅŸa edilen bu coÄŸrafyada böylesi tipleri yetiÅŸtiren ÅŸartları/imkânları gözden geçirmemiz gerekir.

Bir konuda muhatabın neler yaptığından çok sizin neler yaptığınız yahut yapmadığınız ÅŸeyler üzerine konuÅŸmak daha önemlidir. Bu baÄŸlamda konuya baktığımızda ÅŸunları söyleyebiliriz. Evet, Yunus’u sevdiÄŸimizi söylüyoruz hep. Burası doÄŸrudur ama eksik/yanlış olan kısmı ÅŸudur. Tanpınar “Sevmek, tanımak, tanımak ise anlamaktır” der. Bu söz mucibince soralım kendimize. Yunus’u sevenler olarak onu tanımak ve anlamak konusunda neler yaptık/yapıyoruz/yapacağız.” Burada mesele bir ÅŸairin tanınıp anlaşılmasından öte bir durumu ifade eder. Zira Yunus, yaÅŸadığı o zor yüzyılda dili ve dini telakkisi ile hem bu vatanı hem de bu milleti inÅŸa etti. Bu yüzden o, fikirlerinden her zaman istifade edebileceÄŸimiz bir derin tefekkür ehli, ne zaman yolumuz karanlığa çıksa bize ışık olan bir rehberdir. Durum böyle olmasına raÄŸmen henüz adına bir üniversite bile kuramadık. Fikirlerini, yapıp ettiklerini ilmi disiplinlerle inceleyip bugüne taşıyamadık. Diyeceksiniz ki adına bir enstitü kurduk. Ama bu kurumun kurulduÄŸundan beri Yu-nus’un dünyada tanıtılması konusunda ciddi ÅŸeyler yaptığını söyleyebilmek hayli zordur. DiÄŸer yandan millet olarak deÄŸerler konusunda bir çözülme yaÅŸadığımızı görünce okullara deÄŸerler eÄŸitimi dersi koyduk. Oysa bu dersin adı Yunus Emre olmalıydı. Zira ihtiyaç duyduÄŸumuz bütün deÄŸerler onun ÅŸiirlerinden birer birer yer alıyordu. Bunu da yapmadık/yapamadık.

Virüslü beyinler

Daha da önemli olan ise ÅŸudur: Pozitivist eÄŸitim devam ettikçe Yunus’a ve onda ifadesini bulan deÄŸerlerimize karşı bu saldırılar devam edecektir. Bu yüzden eÄŸitimin milliÄŸi sözde kalmamalı, içerik olarak da bu gerçekleÅŸmelidir. Yunus Emre’nin eserleri bu manada da bize önemli imkanlar sunar. Yani onu bir eÄŸitimci olarak da güncelleyip bugüne taşımalıyız. Hatta bununla da yetinmeyerek bütün bir dünyaya tanıtmalıyız. Bütün izm’lerin bizi getirdiÄŸi nokta tam bir felaket manasına geliyor. Hem yaÅŸanan korona virüsü meselesi hem de Yunus’u karanlıkla özdeÅŸleÅŸtiren virüslü beyinler bu millet ve bütün insanlık için ciddi bir tehdit sayılmalıdır. Görelim ki Türkiye gemisinde fareler var ve gemiyi deliyorlar ve gemi su alıyor. Zaten sahip oldukları siyasal anlayışa bakarsanız elleri MehmetciÄŸe kurÅŸun sıkarken dilleriyle de bu toplumun deÄŸerlerini yıkmak için savaşıyorlar. Dolayısıyla onlar salt Yunus’a deÄŸil onda ifadesini bulan bütün deÄŸerlerimize düÅŸmanlar ve emperyalist efendileri adına vekalet savaşı veriyorlar. Bu yüzden böyle bir insan tipi bu coÄŸrafyada nasıl ortaya çıkma imkanı bulmuÅŸ, bunu bir milli güvenlik sorunu olarak ele almak gerekir. Ama ÅŸahıs olarak asla muhatap alınmamalılar. Zira esas olan zihniyet dünyalarıdır. Mücadele bu zihniyetle yapılmalıdırlar. Yapılması gerekeni Yunus söylesin ÅŸimdi: “Münkir ile müddeîyi sayma buçuÄŸa koyanı/Git ahûra tak bunları her kim ki âşık-bâz deÄŸil”

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Mustafa Özcelik
31-03-20
E mail: star.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
EBA'DA YUNUS İLAHİSİNE DÜŞMANLIK EDEN ZİHNİYET
Online KiÅŸi: 20
Bu Gün: 548 || Bu Ay: 6.527 || Toplam Ziyaretçi: 2.929.976 || Toplam Tıklanma: 58.636.778