
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 739 |
Söze, “bu gâvurlar neden bizim görkemli, üstüne üstlük eşsiz-benzersiz dil devrimimizle uğraşıyorlar?” cümlesiyle girsek, dilbilgisel uyduru erbabını memnun eder miyiz?
Bunu hem de bir dilci yapıyor. Adam türkolog. “Get canım, oryantalist desene!”
Hadi öyle diyelim! Adam oryantalist, yani şarkiyatçı, yani doğubilimci. Üstüne üstlük türkiyatçı. Daha da ötesi “Okusforud”da hocalık yapmış.
Urfa’da olmayan Okusforud’dan ne hayır gelir?
At gitsin çöp tenekesine!
Memlekette çöp tenekesi kalmadı ki, hepsi “konteynır” oldu! Yahu İngilizler konteynıra çöp döküyorlar mı? Ne önemi var, biz attık oldu!
Kitabından bahsedeceğimiz “gâvur”, ömrünün 60 senesini Türkçe ve Türk edebiyatı ile uğraşarak geçirmişti. (2008’de vefat etti, toprağı bol olsun). İngilizlere Türkçe öğretmek için kitap hazırlardı, Türkçenin Gramerini yazdı, bazı edebiyatçılarımızın eserlerini İngilizceye çevirdi. Defalarca Türkiye’ye geldi. Bize hayli muhabbeti vardı. Devletimiz ona liyakat nişanı tevcih etti. Fakat bizi bir türlü anlayamıyordu nedense! Onun kafası, 20. Yüzyılda böyle bir dil mühendisliğinin ihtişamını kavramaya yetmiyordu galiba. Halbuki biz ne parlak işler yapmıştık. Bin küsur yıllık alfabemizi çırpıda bir değiştirmiştik. Değiştirir değiştirmez, bin yıllık yazımızla yazılmış kitapların okunmasını külliyen men etmiştik. Zengin kütüphanelerimiz anlamını ve değerini kaybetmiş, kapıları örümcek bağlamıştı. Sonra bununla da yetinmemiş, daha ötesine geçmeye karar vermiştik. Sıfırdan bir dil yaratmaya yürümüştük. Sıfır yabancı kelimeli bir dil yapacaktık. Bundan daha milillî (pardon, ulusal) bir şey olabilir mi?
Türk öğün! Öğün! Öğün!
Adam bizim öğüne öğüne bitiremediğimiz dil devrimimize “Felaket Başarı”, yahut “Öldürücü Başarı” demesin mi? Adam böyle demiş de mütercim, çevirirken nedense “Trajik Başarı” olarak çevirmiş. Bu da ne? diyen olursa, söyleyelim: “Acıklı Başarı!”
E, daha ne adam bizim başarımızdan söz ediyor, değil mi ya? İster acıklı olsun ister gülünçlü.
Aslında hem acıklı hem gülünçlü!
Böyle bir kitap yazılır da “boyunduruk” bahsi atlanır mı? 10. bölümde, yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarıldığı iddia edilen Türkçenin nasıl batı dillerinin, bilhassa İngilizcenin boyunduruğuna girdiği anlatılıyor.
Tercümenin sonraki baskılarda Gökhan Yavuz Demir “Türkçenin Pirus zaferi” başlıklı bir Sunuş yazmış. İyi de etmiş. Kitabın başlığının başka bir şekilde ifadesi bu.
Kitabın Girişi yazısını aynen aktarıyoruz. (Bütününü okumak ihtiyacı hissettirmesi ümidiyle.)
1. Giriş
Bu kitabın iki amacı var. Birincisi, sıradan okuyucuyu Türk Dil Reformu'nun bazen tuhaf, bazen trajikomik ama daima renkli hikâyesinden haberdar etmektir. İkinci amacı her düzeydeki Türkçe öğrencisine faydalı ve yeni düşünceler uyandıran bir okuma materyali sağlamaktır. Her iki amaç da mahfuz kalmak kaydıyla, bibliyografik referansların izini sürme durumundaki okurun, başlıkların anlamını çıkarabileceği varsayıldığı için, kitap ve makale adları dışında, Türkçe hiçbir kelime, ifade veya cümle İngilizceye tercüme edilmemiştir. İkinci amaç yazarın Turkish Grammar'e (Türkçenin Grameri) referanslarının ve çok sayıdaki dipnot ve ara sözün gerekçesidir.
Dil reformu ülke dışında, Kemalist devrimin diğer yünleri kadar iyi bilinmemektedir. Dil reformu, yarım yüzyıldan uzun bir süredir varlığını korumaktadır. Nitekim otuz yıl öncesinin Türkçesiyle bugünün Türkçesi karşılaştırıldığında çeşitli sonuçlarının âşikâr olduğu görülür.
Bugüne kadar dil mühendisliğine başvurmuş başka birkaç ülke daha yok değil. Bununla, insanların konuşma alışkanlıklarını ve yazma şekillerini değiştirmeyi güden açık bir hedef doğrultusunda dille oynamasını kast ediyorum. Aşı, radar veya modem gibi teknik buluşlar için kullanılan yeni kelimelere veya kişilerin eğlendirmek veya düşüncelerini ifade etmek anıacıyla, halihazırdaki dilde hiçbir karşılık bulamadıklarında, yeni ve teknik olmayan kelimeler uydurmalarına ise bir gönderme yapmıyorum.
Bu son iki kategoriden söz edince akla gelen isimler, bir tarafta Lewis Carrol, diğer tarfta James Joyce ve onların arasın da da blurb kelimesi için kendisine teşekkür borçlu olduğumuz Gelett Burgess'dir. Burgess Unabridged: A Nen1 Dictionary of Words You Havet Always Needed (1914) adlı kitabında bu kelimeyi şöyle tanımlar: "1) Gösterişli reklam; çarpıcı ve parlak takdir ifadesi. 2) Abartılı bir methiye; gürüldeyen bir yayımcının sesi." Daha da önemlisi, kelimesini; sıkıcı basmakalıp görüş anlamında halka sevdirmiş olmasıdır. Bir örnek olarak şunu verir: "Önemli olan parası değil, ilkelerimdir" ve bir şeyi bromide yapan, o şeyin sadece basmakalıp olmasına değil aynı zamanda kaçınılmazlığına da işaret eder. Burgess, insanlık tarihinde bu tarz ne ilk ne de son hayırseverdir. Örneğin, dumbstruck (şaşkınlıktan sesi soluğu kesilmiş) ile confounded (kafası karışmış) kelimelerini birleştirerek dumbfounded (kısa süreli olarak bir şaşkınlığın etkisinde kafası karışmış) kelimesini üretmiş meçhul bir 17. yüzyıl dahisi vardır. Başka bir örnek olarak gueesstimate kelimesi, sonra guestimate (yeterince bilgiye sahip olmadan yapılmış tahmin) olmuştur, yazı da kayda geçen en erken örneği, 1936 yılında New York Times'dadır ve bu tür icatlar hâlâ yapılmaktadır. 1991'deki Körfez Savaşı sırasında, Amerikalı bir general bize, görünüşe göre bold (gözü pek) ile audacious'un (cüretli) bir birleşimi olan-bodttcious (kayda değer) kelimesini hatırlatı. Bu kelime Britanya İngilizcesi'nde ilk defa 1845'de kayıtlara geçmiştir.
Fakat bunlar, benim dil mühendisliği ile anlatmak istediğim şeyler değil. Benim kastettiğim, diğerlerinin yanında çeşitli zamanlarda Almanların, İsveçlilerin, Macarların, Finlerin ve Arnavutların milliyetçi eğilimlerle yürüttüğü, dillerindeki yabancı kelimeleri tasfiye edip yerlerine yerli olanları koymak şeklindeki bilinçli seferberliktir. Almanca konuşulan topraklarda Fransızcanın yayılması 16. yüzyılın sonunda başladı. Bu duruma yapılan itirazların ilk kıvılcımları ise yüz yıl sonra görüldü, fakat bunların Prusya Kralı 1. Friedrich Wilhelm üzerinde açıkça hiç bir etkisi olmadı. Bu durum onun asilzadelerine yönelik meşhur bildirisinden de anlaşılabilir: "lclı stabilera die Somuverainete wie nen Rocher de Bronze." Modern Almancanın vokabülerindeki, uluslararası kelimeler olan Telefon ve Auto'nun yerini alan Fensprecher ve Kraftwagen kelimeleri gerçi bu ilk ikisi sonradan geri gelmişlerdir, buna benzer bir başka seferberliğin sonuçlarına işaret etmektedir. Macarca'yı Almanca ve Latince kelimelerden temizleme maksatlı bir hareket de 18. yüzyılın ikinci yansında başlamış ve hatırı sayılır bir başarıya ulaşmıştır. Fransız Akademisi uzun zamandır Franglais kelimelerin akınına rağmen yitirilmiş bir savaşta kavga vermeye devam etmektedir.
İngilizceyi arındırma yönünde teşebbüsler de yapılagelmiştir. Sözün gelişi, lnwit 1230 yılları civarında yazılmış Arcnrne Riwle'de conscience (vicdan) yerine kullanılıyordu. 1340'da Dan Mitchel Ayenbite of lnwit'i yazdığında, ayenbite (again bite: tekrar ısırış) kelimesini son dönem Latince remorsus 'remorse'un (pişmanlık) tercümesi olarak kullanmıştı; James joyce, kelimeyi agenbite şeklinde kısmen çağa uydurdu. 19. yüzyılda ortaya, aslı Yunanca ve Latince olan kelimelerin yerine Sakson kökenli yerli karşılıkları çıktı. Ornithology'nin (kuşbilim) karşılığı olarak 1830'da birdlore, ''sıradan halkın geleneksel inançları, efsaneleri ve törelerini anlatmak içinse 1846'da folklore icat edildi. Preface'in yerine bulunan forevord önsöz kayıtlara ilk defa 1842'de geçti. Fakat hiçbir yerde bu türden bir mücadele Türkiye'deki kadar uzun süre devam etmedi ve etkili olmadı.
Türk dil reformunun amacı, uzun zamandan beri dilin bir parçası durumunda olan Arapça ve Farsçaya ait dilbilgisi özelliklerini ve bunlardan ödünç alınmış binlerce kelimeyi tasfiye etmektir. Reform iki eylem düzeyinde iki ayrı aşamaya sahiptir: 19. yüzyılın ortasından itibaren devam eden, çoğunlukla özel bireylerin ve gurupların üstlendiği bazı çabalar ve devletin ilham verdiği 1930'lu yıllarda başlayan seferberlik. Bu ikincisi. 'reform' ilerleme anlamı ima ettiğinden, daha doğru bir şekilde devrim olarak isimlendirilebilir. Türkler dil devrimi deseler de Batılı yazarlar bunu her zaman dil reformu olarak adlandırdılar ve bu kitapta da bu alışkanlık sürdürülüyor. Dil devrimi yandaşlarına dil devrimcilerindense (linguistie revolutionaires) dil reformcuları (language reformes) demek tamaman doğru olmasa da daha kullanışlı görünüyor.
Alt başlık olarak neden "Trajik Başarı"? Yazar hikâyeyi bilen her okuyucunun, kendisinin bu görüşünü paylaşmayacağının farkında ama kitabı sonuna kadar okunduğunda bunların bir kısmı onunla aynı görüşe varabilir. Burada başarıyı reddetme yok. Fakat durumun trajikliğinin su götürmez bir kanıtı, Mustafa Kemal'in Osmanlı İmparatorluğu'nun sonu Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşu üzerine, l927'de altı günü aşan bir sürede okuduğu Nutuk'un, 1960'ların başında "günün diline çevrilmek" zorunda kalındığı güne kadar gençler için gittikçe daha az anlaşılabilir olmasıdır. Otuz küsür yılın yaptığı değişikliklerin boyutunu görmek için tek bir paragraf yeterlidir:
Muhterem Efendiler, İnönü muharebe meydanını, ikinci defa olarak mağlub terk ve Bursa istikametinde eski mevzilerine ricat eden düşmanın takibinde, piyade ve süvari fırkalarımızın gösterdikleri şayan-ı tezkâr kahramanlıkları izah etmeyeceğim. Yalnız, umumi vaziyet-i askeriyeyi itmam için müsade buyurursanız Cenup Cephemize ait mıntıkada cereyan etmiş harekâtı hulasa edeyim. (Kemal 1934: ii.106)ı
Aşağıda ise söz konusu metnin 1963 yılı versiyonu var (Tuğrul et al.: ii. 427):
Sayın Baylar, İnönü Savaş alanını ikinci kez yenilerek bırakan ve Bursa doğrultusunda eski dayangalarına çekilen düşmanların kovalanmasında piyade ve süvari tümenlerimizin gösterdikleri anılmaya değer yiğitlikleri anlatmayacağım. Yalnız, askerlik bakımından genel durumun açıklanmasını tamamlamak için, izin verirseniz, Güney Cephemiz bölgesinde yapılan savaşları özetleyeyim.
Yeni bir kelime olan dayanga, askeri alayların tuttuğu konum anlamındaki mevzi kelimesinin yerini alması niyetiyle üretildi. Ama kabul görmeyip mevzinin yerini alamadı ve artık yeni sözlükler içerisinde bulunmamaktadır. 'Askeri hareketler', anlamındaki Arapça çoğul bir kelime olan harekâtın yerine geçecek bir kelime de bulunamamıştır. Metinde kullanılan savaşlar Mustafa Kemal'in vermek istediği anlamı taşımamaktadır. Son cümledeki müsade yerine kullanılan izin ise aynı şekilde Arapçadır, ama bunu daha az belli etmektedir.
1960'lardan sonra da dil hareketsiz kalmadı. Aradan yirmi yıl geçmeden son değişiklikleri kapsayan Nutuk'un daha da yeni bir sürümüne ihtiyaç duyuldu. Nutuk-Söylev'de (Arar et al. 1986), ikincisinde bazı düzeltmeler yapılarak 1934 ve 1963'e ait metinler beraberce verildi. Yine de yukarıda alıntılanan paragrafta (ii., 777 Nutuk-Söylev içinde), 1963'teki metinden sadece tek bir değişiklik yapılmıştı: Artık bay, bayan gibi kelimelerden daha onurlandırıcı olmayan sayın kelimesi, saygıdeğer ile değiştirilmişti.
Ve bir de şuna bakalım: 1968'de ilk baskısı yapılmış bir kitabın 1982 baskısının (Yücel, 1982) giriş kısmında yazar neden gözden geçirilip değiştirilmiş bir sürümün gerekli olduğunu düşündüğünü açıklıyor: "Bir kez şimdi olduğu gibi o günlerde de yazılarımı oldukça arı bir Türkçe yazmama rağmen, on üç yıl önceki dilim bayağı eskimiş göründü bana.''
Başarıya trajedi niteliğini katan yalnız Osmanlı Türkçesinin kayboluşu değil -ki zaten onun zamanı çoktan geçmiştir ve arkasından gözyaşı dökenler ise sadece yaşlıca Türklerden ibaret hızla yok olan bir topluluk ve dili sadece dilin kendisi için seven bir kaç yabancıdır- onun kendi doğal gelişimiyle birlikte Halide Edip Adıvar, Sabahattin Ali, Yakup Kadri Karaosmanoğu, Reşat Nuri Güntekin gibi yazarların dilinin yitirilişidir.2
2 Bazılarının gençliğin on yıldan daha eski olan eserleri herhangi bir şekilde okumadığını şöylemelerine rağmen bu iddiayı meşhur yazarların kitaplarının “modern Türkçeye” yapılan çevirileri ve “basitleştilmiş” baskılarının çokluğu çürütüyor.
Bu yitiriş şimdi, konuşurken veya yazarken gereken manayı tam olarak karşılayan kelimeyi el yordamıyla arayan, fakat bu kelime Etrüsk dili gibi ölü olduğu ve yerine bir karşılık koyulmadığı için bulamayan her Türk'ü etkilemektedir. Dahası, pek çok yeni kelime Türkçenin kurallarına ve geleneklerine çok az dikkat edilerek veya hiç dikkat edilmeyerek üretildiği için dil hissiyatına sahip herhangi bir Türk en azından bu kelimelerin bir kısmını dayanılmaz bulmakta ve bunları kullanmaya veya duymaya katlanamamaktadır. Benim arkadaşlarımdan kimisi iletişim kelimesini hiç kaldıramıyor, birçoğu ise 'sebep' manasında bir isim olan nedene tahammül edemiyor.
1984'te Ankara'da bir sosyal antropolog tarafından verilen bir derse katıldım. "Farklılaşan Zihniyetler ve Kültür" başlıklıydı ve iyi bir dersti. Fakat itiraf etmeliyim ki benim ilgimi çeken anlatılmak istenenden çok onun için kullanılan araç oldu. Konuşmacı yerel kültürler ile evrensel kültür arasındaki bir farkı ortaya koyarak başladı. 'Evrensel' (universal) kelimesi için en başta Osmanlıca 'külli'yi, daha sonra dinleyiciler içinde bir dalgalanma bunun herkes için açık veya makbul olmadığını gösterdiğinde, 'universal' kelimesinin karşılığı olarak türetilmiş bir felsefi terim olan 'tümel'i kullanmayı denedi. Dinleyicilerden gelen benzer bir tepki üzerine ise 'üniversel' dedi. Daha sonra salonda soru soranlardan birinin kullandığı ‘evrensel’i kullanmayı ise denemedi. Bir süre sonra ise her kavram için çabucak üç kelime kullanmayı kabullendi. Sözün gelişi, ‘nedensellik”i (causality) anlatmak istediğinde, Arapçadan ödünç alınmış Osmanlıcasını, yeni üretilmiş halini ve Fransızcasını kullandı: İlliyet-nedensellik-causalite.
İşte, dilin nasıl bu hale geldiği bu kitabın konusudur.
Yazar: Sadık Okur |
03-05-20 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||
| ihsan Efendioğlu | |||
Türk Dili'nin ölüm fermanı ve Müslümanların gafleti |
Tarih : 03-05-20 | ||
"Dil Devrimi"; Türk Dili'ni sevmenin tezahürü değil İslâm ve Kur'an düşmanlığının tezahürüdür. Rahmetli üstad Kadir Mısıroğlu, "Dil Devrimi"nin gayesi Müslüman Türk Münevverler tarafından bile anlaşılmamış diyordu. Yerden göğe kadar hakıl. 80 darbesinden önce uydurukça kelimeleri komünistler kullanırdı hatta 28 Şubat'a kadar uydurukça kelime kullanan müslümanlara iyi gözle bakılmazdı. 28 şubatta sadece idareye değil dilimize de darbe yapıldı. Bundan sonra artık müslümanlar da "Talebe" yerine "Öğrenci", "Cevab" yerine "Yanıt", "Teşhis" yerine "Tanı", "Muhtemel" yerine "olası" vb kelimeleri rahatça kullanmaya başladılar. Mazeretleri de yok aslında. Bu kelimelerin hepsi Kur'an menşe'li. Devrimcilerin düşmanlığının sebebi de bu zaten. Hele hele İslâmî ilimlerle iştigal edenler nasıl kullanır bu kelimeleri anlamak mümkün değil. Çünkü bu kelimelerin yaşayacağı, yeşereceği, hayat bulacağı yerler yine islâmî eserlerdir, islâmî sohbetlerdir. GÂFİLÂNE KULLANILAN HER UYDURUK KELİME, KUR'AN MENŞE'Lİ KELİMELERE SIKILAN BİR KURŞUNDUR! Buna gönlümüz nasıl razı olabilir. Her kim "Cevab" yerine "yanıt" diyorsa, "Teşhis" yerine "Tanı" diyorsa bilerek veya bilmeyerek Kur'an menşe'li bu kelimelere kurşun sıkmış olur. Vesselâm. |
|||