
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 173 |
Aşağıdaki seçmeler Besim F. Dellaloğlu'nun "Solcu Aydının Krizi" başlıklı yazısından alınmıştır.
-Ancak idealize ettikleri Batı’yla kendi toplumlarını sürekli olarak karşılaştırmak ve hep bir eksikler veya yokluklar envanteri çıkarmak şeklinde neredeyse genetikleşmiş bir düşünme (belki de aslında düşünmeme) biçimine hapsolurlar. Zihni bu şekilde yapılanmış bir aydın sanki cebinde sürekli Türkiye’de eksik olanlar, hiç olmayanlar listeleriyle dolaşır. Hatta bu ethos giderek aydın olmanın alâmetifarikası haline gelir. Yani o listeyi ne kadar uzatırsanız o kadar çok aydın olursunuz.
Özellikle yurt dışı seyahatlerimde zaman zaman kendimi tam da bunu yaparken yakalarım.
-Olması gerekene gömülmüş idrak, olanı tespit edemez,(…) Solcu aydını iktidarsızlaştıran işte tam da burasıdır.
-Bilinç farkındalıktır. Ne kadar çok şeyin farkında olursanız o kadar bilinçli olursunuz. Bu anlamda solcu aydın aslında ciddi bir bilinç kaybı halindedir.
-Yeterince bilmediği, anlamadığı, neden böyle olduğunu tam olarak açıklayamadığı bir topluma sürekli nasıl olması gerektiğini söyleyen, toplum öyle olmayınca da topluma kızan bir figüre dönüşür solcu aydın.
-Toplumdan kopuk aydın tipolojisinin ardında yatan zihniyet dünyası budur. Aslında solcu aydın toplumdan kopuk değildir. Sürekli olarak onu kurtarmayı hayal etmektedir. Ama bunu bir türlü başaramamaktadır.
-(SOLCU AYDIN) Gramsci’nin deyimiyle organikleşemez. Toplumu analitik olarak da, politik olarak da kavrayamaz. Toplumu gericilikle, cehaletle suçlar ama onlarla nasıl mücadele edeceğini de tam olarak bilemez. Oysa sorun öncelikle kendisindedir, kendi seçimlerindedir. Solcu aydının krizi, başına gelenlerin aslında kendi seçimlerinden kaynaklanmasıdır.
-Bu kadar donanımla, diplomayla, müfredatla, maarifle kaliteli üniversitelerin diploma törenlerinde “orantısız zekâ” gösterisi yapabilmek ama antropolojik kültüre kapanmış topluma, sağ karşısında bir seçenek yaratamamak sadece solcu aydınların değil aynı zamanda Türkiye’nin krizidir.
-Solcu aydın, haznesi tıka basa dolu ama musluğu bozuk olduğu için su içilemeyen çeşmeler gibidir.
-Belki de solcu aydının ihtiyacı olan bir tür antropolojik kamptır! Claude Levi-Strauss’un Hüzünlü Dönenceler kitabını çantasına koyup, bir seferliğine Ege veya Akdeniz sahilleri yerine tatili Derin Anadolu’nun bir kasabasında geçirmektir! Orada kendini dayatmadan, kendini erteleyerek, geçici bir süre de olsa kendini iptal ederek, bir süre o cehaletle, o gericilikle, o karanlıkla, o antropolojik kültürle birlikte yaşamaktır! O atmosferi derin derin içine çekmektir. Hatta o kısa tatilde Pessoa’nın yaptığı gibi yapmak ve topluma en azından heteronomik bir kimlikte dokunabilmektir. Belki de bu tecrübe solcu aydına sözünü ettiğim o dili, o üslubu bulmasına yardımcı olabilir.
En büyük devrim, en büyük kurtarma operasyonu bu olacaktır.
Yazar: Besim F. Dellaloğlu |
20-08-20 |
||
| E mail: gazeteduvar.com.tr | Tweet | ||