HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 714
Yazar: Ahmet Doğan İlbey
İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE-3

İSTANBUL SÖZLEÅžMESİNE REDDİYE-3Madde 4-Temel haklar, eÅŸitlik ve ayrım gözetmeme

3-İşbu sözleÅŸme hükümlerinin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya baÅŸka görüÅŸe sahip olma, ulusal veya sosyal menÅŸe, bir ulusal azınlıkla baÄŸ, mülkiyet, doÄŸum, cinsel tercih, cinsel kimlik, yaÅŸ, saÄŸlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya baÅŸka statüler temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın Taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.

Böylece sözleÅŸmeye göre “cinsel kimlik” ifadesi, herhangi bir sapıklıkta istikrar kazanmak anlamına gelmekte, “cinsel tercih” ifadesi ise günlük hayatta her türlü sapkın eÄŸilimi deneme, istenilen her ÅŸeyi yapma imkanı oluÅŸturmaktadır. ÖrneÄŸin bir sapık ÅŸahıs, annesiyle veya kızıyla cinsel iliÅŸki kurmak istediÄŸini söylediÄŸinde, “cinsel tercih” ifadesi ona koruma saÄŸlayacaktır. Sapkınlığın boyutu artıp annesi yahut kızı da aynı eÄŸilimi gösterirse, sözleÅŸme bu sapkın iliÅŸkiyi her iki tarafı da koruyacak ÅŸekilde teminat altına almaktadır. Burada ihtimalleri tek tek saymak kabil olmadığı gibi lüzumlu da deÄŸildir. Kaldı ki sadece ihtimalleri saymak bile insanın ruh dünyasını tahrip edecek kadar iÄŸrençtir. SözleÅŸmenin 3. Maddesinin (f) fıkrası, tüm bu sapıklıkların 18 yaşından küçük kız çocukları için de geçerli olduÄŸunu, yine dolaylı ve sinsi bir dille “kadın” kelimesi, 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsar” ÅŸeklinde ifade etmektedir. ReÅŸit olmamış kız çocuklarının da “kadın” kelimesine dahil olduÄŸunu ifade eden hüküm, küçük yaÅŸlardaki çocukların istedikleri gibi “cinsel tercih”te bulunabilmesini veya “cinsel kimlik” sahibi olmasını koruma altına almaktadır. Kız çocuklarının reÅŸit olmadan önceki yaÅŸlarında koruma altına alındığını iddia eden sözleÅŸme, aynı zamanda küçük yaÅŸlardaki çocukların her türlü sapıklığa meyletmesinin yolunu da açmış olmaktadır. Koruma altına aldığı nokta ise ÅŸiddet ve zorlama unsurunun men edilmesidir. Yani yaÅŸları ne olursa olsun ÅŸiddet uygulanmamak kaydıyla, çocuklar da tüm sapkın eÄŸilimler konusunda serbesttir. Öte yandan suni cinsiyet inÅŸası ve sapık cinsel tercihlerin her yaÅŸta serbest bırakılması ve koruma altına alınması, “psikolojik ÅŸiddet yasağı” ile bunlara karşı ebeveynin tedip etmesinin, hatta öfke emaresi bile göstermesinin yasaklanması, açık ÅŸekilde insan tabiatına karşı açılmış bir savaÅŸtır. Batı'da pedofiliyi meÅŸru gören ve meÅŸrulaÅŸtırmak isteyen kiÅŸi ve kurumların var olduÄŸu âÅŸikârken böyle bir sinsi dil örgüsüyle kamufle edilen sözleÅŸmenin mazur görülebilecek ve savunulacak hiçbir tarafı bulunmmaktadır. İstanbul sözleÅŸmesinde, öz itibariyle bir hak ve mükellefiyet listesi yapılmamıştır. Zira bu sözleÅŸme, “İnsan Hakları SözleÅŸmesi” nevinden bir metin deÄŸildir. Bu durumda neden haklar ve mükellefiyetler listesinden (haritasından) bahsetmediÄŸini sormak ve bu zaviyeden tenkit etmek doÄŸru deÄŸildir. Ancak bununla birlikte sözleÅŸmenin muhtevası, bir kısım haklara atıf yapmakta, buna mukabil tüm mükellefiyet listesini imha etmektedir. İşte meselenin hassas noktası, tüm mükellefiyet haritasınının imha edilmek istenmesidir. SözleÅŸmenin 4. Maddesinin 3. Fıkrası, erkek ve kadınların her türlü “cinsel tercih” ve “cinsel kimlik” sahibi olacağını söylemekle hiçbir hukuki ve ahlaki mükellefiyetin bulunmadığını ilan etmektedir. Erkek ve kadın bahsi ile bunlardan teÅŸekkül eden aile meselesini mükellefiyetlerden tecrit etmek, hayatın tamamına derece derece tesir etme istidadına sahiptir. Bu ihtimalde mükellefiyetleri hayatın ciddi bir kısmından çekmiÅŸ olmak, aynı zamanda insan ve ÅŸahsiyet tarifinde de mükellefiyetleri ortadan kaldırmak demektir. Hayatta sınır yoksa, “insani sınır” da yok demektir.

Madde 4-Temel haklar, eÅŸitlik ve ayrım gözetmeme

3-İşbu sözleÅŸme hükümlerinin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya baÅŸka görüÅŸe sahip olma, ulusal veya sosyal menÅŸe, bir ulusal azınlıkla baÄŸ, mülkiyet, doÄŸum, cinsel tercih, cinsel kimlik, yaÅŸ, saÄŸlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya baÅŸka statüler temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın Taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.

SözleÅŸmenin 42. Madde 1. Fıkrası, içtimai hayatta “kültür, gelenek, din, görenek veya sözde “namus”un ÅŸiddet eylemlerinin gerekçesi olamayacağını ifade ediyor. SözleÅŸmenin 3. Maddesindeki “psikolojik ÅŸiddet” tabiri de hatırlanırsa, milletin hiçbir asli kıymetini ihlal, kızmanın (öfkelenmenin) bile mazereti olamayacaktır. Hatta sözleÅŸmenin 42. Madde 1. Fıkrasındaki ifadeye göre millet, kendini oluÅŸturan tüm asli ölçülerinin ihlal edilmesine karşı herhangi bir tavır alamayacak, kiÅŸi bu minvaldeki gerekçelerle eÅŸine ve çocuÄŸuna kızamayacak ve onların ıslahı için sözlü yahut fiili bir tedbir uygulayamayacaktır. Mezkûr fıkra ÅŸu ÅŸekildedir:

Madde 42-Sözde “namus” adına iÅŸlenen suçlar dahil olmak üzere kabul edilemez gerekçeler

1-Taraflar, iÅŸbu SözleÅŸme kapsamındaki herhangi bir ÅŸiddet eyleminin gerçekleÅŸmesini müteakiben baÅŸlatılan cezai iÅŸlemlerde kültür, gelenek, din, görenek veya sözde “namus”un bu eylemlerin gerekçesi olarak kabul edilmemesini saÄŸlamak üzere gereken hukuki ve diÄŸer tedbirleri alır. Bu özellikle, maÄŸdurun kültürel, dini, sosyal veya geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını veya törelerini ihlal ettiÄŸi iddiasını da içerecektir.

Anlaşılacağı üzere sözleÅŸme, tüm mükellefiyetleri kaldırmakta, mükellefiyetlerin kaynaklarını tahkir etmekte ve onları yok saymaktadır. SözleÅŸmede, açıkça kadınların her türlü ahlaksızlığı yapabileceÄŸi, milletin kabul ettiÄŸi tüm kıymet ölçülerini ihlal edebileceÄŸi; buna karşın söz konusu ihlali yapan kadınların hiçbir müeyyide ile karşılaÅŸmayacağı dikte edilmektedir. Metinde, namus mefhumundan “sözde namus” diye bahsedilmesi, namus mevzuunu tamamen imha edici niteliktedir. “Sözde” tabirinin anlamı, aslında olmayan ama muhayyel olarak kabul edilen ÅŸey demektir. “Sözde namus” ifadesini kullanmak, namusu yok saymaktır. Elbetteki namus mefhumunu, haksız yere ÅŸiddet göstermenin ve hatta cinayet iÅŸlenmenin gerekçesi olarak kabul etmek mümkün deÄŸildir ancak münferit ÅŸiddet olayları bahane edilerek kutsal mefhumlarımıza savaÅŸ açılmasına da asla razı olunamaz. SözleÅŸmenin dil ve üslubundaki bu tür sinsi manevralar, okuyucular tarafından onun net bir ÅŸekilde anlaşılmasına, amaç ve kapsamının tam olarak idrâk edilmesine mani olmaktadır. Unutulmamalıdır ki mükellefiyetsiz hak sadece hayvanlara mahsustur. Hayvanların da mesela yaÅŸama hakkı vardır ama o hakkın karşılığında hiçbir mükellefiyeti bulunmamaktadır.

9-Mükellefiyetten bahsetmeyen hak iddiası, mütemadi çatışma (ÅŸiddet) sebebidir.

(…) İstanbul sözleÅŸmesi, zımnen kadınların tüm mükellefiyetlerini ortadan kaldırmakta, buna mukabil onları her türlü ahlaksızlığı yapabilme hakkıyla teçhiz etmektedir. Hak ve mükellefiyet kaynağı olan dini (İslam'ı), kültürü, örfü, adeti, geleneÄŸi, namusu herhangi bir davranışının sebebi olmaktan çıkarmakta, onları ihlal etme hürriyeti tanımaktadır. SözleÅŸmeye göre, örneÄŸin bir kadın, evine yabancı bir erkeÄŸi alıp onunla zina edebilecek; fakat karısını bu ahlaksız fiili gerçekleÅŸtirirken yakalayan koca, “psikolojik ÅŸiddet” yasaklandığı için öfkelenemeyecek ve ses çıkaramayacaktır. Yani bu örnekteki erkek eÅŸine, “Ne yapıyorsun? Bu ne namussuzluk?” diyemeyecektir. Dahası kadın, cinsel tercihinin kocası dışındaki erkeklerle de istediÄŸi zaman iliÅŸki yaÅŸama ÅŸeklinde olduÄŸunu beyan ederse, İstanbul sözleÅŸmesine göre yapılan fiil çirkin de suç da deÄŸildir. Böyle bir durumla karşılaÅŸan bir erkek, bu sözleÅŸmesi ile baÄŸlanır ve tepkisizliÄŸe mahkum edilirse; kuÅŸkusuz tabiatı bozulacak ve bir müddet sonra etrafa her türlü tehlikeyi saçması mümkün bir bomba haline gelecektir. Yine bir kadının, örneÄŸin lezbiyen iliÅŸki ÅŸeklindeki sapıklığına, baÅŸta kocası olmak üzere bütün toplum -İstanbul sözleÅŸmesine göre- gülümsemek zorundadır. Kezâ on sekiz yaşından küçük kız çocuÄŸu, eve bir erkek alsa ve onunla zina yapsa, hatta sapık cinsel iliÅŸkilere girse, -ÅŸayet rızası ile yapıyorsa- annesi ve babası buna müsaade etmek zorundadır. Bu çerçevede İstanbul sözleÅŸmesi ÅŸiddeti önlemeye deÄŸil; aile ve cemiyeti kesintisiz bir ÅŸiddetin içine düÅŸürerek çatıştırmaya sebep olacak bir muhtevaya sahiptir. Hatta çatışmayı sadece teÅŸvik eden deÄŸil, çatışmaya icbar eden bir sözleÅŸme hüviyetindedir. Halihazırda, çok ÅŸükür ki milletimiz İstanbul sözleÅŸmesiyle alan açılan ahlaksızlıklara meyletmediÄŸi için yukarıdaki misaller gerçekleÅŸmemekte veya istisna kabilinden çok az gerçekleÅŸmektedir. Fakat diÄŸer yandan, hukuk ve polis yoluyla uygulanan İstanbul sözleÅŸmesi ahlaksızlığın yolunu açmakta ve fuhÅŸiyatı yaygınlaÅŸtırmakta; fuhÅŸiyatın türlü çeÅŸidine meyledecek olanları da teminat altına almaktadır. Milletimizin ahlaki yapısının halen ayakta durmasından dolayı ağır zararları ÅŸimdilik ortaya çıkmayan bu sözleÅŸme bir an önce iptal edilmelidir. Aksi takdirde sözleÅŸmenin uygulanması yaygınlaÅŸtıkça milletin yok oluÅŸ süreci hızlanacaktır. SözleÅŸmenin birçok maddesi yukarıda bahsi edilen misallerin gerçekleÅŸmesini mümkün kılmaktadır. Burada iki tanesini tekrar hatırlatalım;

Madde 4-Temel haklar, eÅŸitlik ve ayrım gözetmeme

3-İşbu sözleÅŸme hükümlerinin cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya baÅŸka görüÅŸe sahip olma, ulusal veya sosyal menÅŸe, bir ulusal azınlıkla baÄŸ, mülkiyet, doÄŸum, cinsel tercih, cinsel kimlik, yaÅŸ, saÄŸlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya baÅŸka statüler temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın Taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.

Madde 42-Sözde “namus” adına iÅŸlenen suçlar dahil olmak üzere kabul edilemez gerekçeler

1-Taraflar, iÅŸbu SözleÅŸme kapsamındaki herhangi bir ÅŸiddet eyleminin gerçekleÅŸmesini müteakiben baÅŸlatılan cezai iÅŸlemlerde kültür, gelenek, din, görenek veya sözde “namus”un bu eylemlerin gerekçesi olarak kabul edilmemesini saÄŸlamak üzere gereken hukuki ve diÄŸer tedbirleri alır. Bu özellikle, maÄŸdurun kültürel, dini, sosyal veya geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını veya törelerini ihlal ettiÄŸi iddiasını da içerecektir.

10-İnsanın varoluÅŸ süreci “ÅŸahsiyet” inÅŸasıdır; ÅŸahsiyet, kültürün, insan ferdinde vücut bulmuÅŸ halidir.

(…) Namus, ahlakın özet ifadesi, ahlak ise namusun tafsilatlı izahıdır. SözleÅŸmede, -yukarıda bahsi geçen- “Sözde namus” tabiriyle namus mefhumunu ve mükellefiyeti safdışı bırakılmakta, insanın ÅŸahsiyet inÅŸası engellenmektedir. Dolayısıyla İstanbul sözleÅŸmesi, milletimizin tüm ölçülerini, ölçü haznelerini iptal eden, imha eden, yok sayan, tesirini ortadan kaldırmaya çalışan bir muhtevaya sahiptir. Esasen “ÅŸahsiyet”, zaten kavgayı, çatışmayı, ÅŸiddeti reddeden bir insani varoluÅŸ seviyesidir. İnsanları ÅŸahsiyetten mahrum bırakmak, ÅŸahsiyet inÅŸa yollarını ve kaynaklarını kesmek, onları menfi hisleri ile baÅŸ baÅŸa bırakmaktır. Hissi terbiyeyi bilmeyen Batı kültürü; milletleri sahip oldukları ölçüler manzumesinden uzaklaÅŸtırdığında, onları vahÅŸi duygularının esiri haline getirecektir. Bu noktadan sonra ÅŸiddeti önlemek kabil deÄŸildir. Tam aksine insanı bu noktaya getirmek, ÅŸiddeti teÅŸvik ve tahrik etmektir.

11-Erkek şahsiyeti ve kadın şahsiyeti tariflerimiz kendi medeniyet esaslarımıza tabidir; yabancıların tarif ettiği insan olmayı reddediyoruz.

İnsan iki cins olarak yaratılmıştır, insanın tarifi, iki cinsin birbirini ikmal edici tarifiyle mümkündür. İki cinsi (erkek ve kadını) ayrı ayrı tarif etmek, birbirinden müstakil hale getirmeyi gerektirmez, iki cinsin birbirinden müstakil hale getirilmesi, insan bütünlüÄŸüne ve toplam insan tarifine ulaÅŸmaya mani olacaktır. İki cins birbirinden bağımsız olarak tarif edilirse varoluÅŸları da bağımsız olacaktır. Birbirinden müstakil olarak gerçekleÅŸtirilmesi teÅŸvik edilen varoluÅŸ ise, insanın toplamına ulaÅŸmayı imkansız kılacaktır. İki cinsin olması, iki ÅŸahsiyet tarifini ihtiyaç haline getirir. Bununla beraber erkek ve kadın ÅŸahsiyetlerinin tarifleri, aynı iki cinsin tarifinde olduÄŸu gibi birbirini ikmal etme ÅŸartına baÄŸlıdır. Zira erkek ve kadın ÅŸahsiyetlerinin birbirini ikmal edici ÅŸekildeki tarifleriyle birlikte aile ve cemiyet meydana gelmekte, yani hayatın altyapısı oluÅŸmaktadır. Birbirini ikmal edici tariflerden uzaklaşılır ve müstakil tariflere ulaşılırsa, birbirine olan ihtiyaçları insani çerçeveden çıkar ve ticari sahaya intikal eder. Batının bugün geldiÄŸi nokta da tam olarak budur. Batı kültürü, erkek ile kadın arasındaki irtibat ve münasebeti profesyonel sahaya taşımakta, birbirine olan ihtiyaçlarını ticari bir mesele haline getirmektedir. Gece kulüplerinden eskort servislerine, reklam malzemesi olarak kullanmaktan düÅŸük ücretli iÅŸ gücü saÄŸlamaya yönelik sömürüye kadar; Batı, erkek ile kadın arasındaki münasebeti ticari alana taşımış ve iki cins arasındaki “insani” bütünlüÄŸü tamamen kaybetmiÅŸtir. Müslüman milletimiz böyle bir ÅŸeyi asla kabul etmeyecektir. İstanbul sözleÅŸmesinde “ÅŸahsiyet” meselesinden bahsedilmemekte fakat erkek ve kadın tariflerine dolaylı olarak temas edilmekte; bu arada onların neleri yapıp neleri yapamayacağının listesi dikte edilmektedir. SözleÅŸmenin sadece kadından bahsediyor gibi görünmesi aldatıcıdır. Zira kadını tarif eden bir sözleÅŸme, aynı zamanda erkeÄŸi de tarif etmektedir. Nitekim hayat birlikte yaÅŸanmaktadır ve birinin ne olduÄŸunun söylenmesi, diÄŸerinin de ne olduÄŸunun veya ne olması gerektiÄŸinin söylenmesidir. Kısacası kadından bahsediyor gibi lanse edilen sözleÅŸme, baÅŸtan sona erkeklerin neleri yapmaması gerektiÄŸine dair emirlerle doludur. Bu itibarla İstanbul sözleÅŸmesini imzalamak, Batı kültürünün erkek ve kadın tariflerini kabul etmektir. Zira neticede Batı kültürünün insan telakkisini kabule kadar giden illiyet silsilesi mevcuttur. Yabancı kültürün insan telakkisini ithal etmek ve onu “üstün ölçüler manzumesi” olarak kabul etmek bir millet için intihardan baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. (…)

12-Aile, cemiyet ve milletin tohumudur; tohum neyse mahsul odur.

Aile müessesesi içtimai meselelerden birisidir ama cemiyetin temelidir. Cemiyet ve hayatın “mevzu haritası” çıkarıldığında, “aile” meselesi de baÅŸlıklardan bir baÅŸlık olarak görünür ama kıymet ve tesiri bakımından “tohum” mahiyetindedir. Bu sebeple aile meselesini, içtimai meselelerden “birisi” olarak görmek, kıymetini ve tesirini anlamamaktır. (…)İstanbul sözleÅŸmesi hem aileden ve ailenin bir unsuru olarak kadından bahsetmekte hem de aile olmamış (evlenmemiÅŸ) kadın ile hayatın tamamından bahsetmektedir. Aileden bahsettiÄŸi yerde tabii olarak erkekten de söz etmekte; aile dışındaki tüm maddeleriyle erkeklerin kadınlara ve sair “cinsel tercih” ve “cinsel kimlik” gibi sapkınlıklara nasıl davranması gerektiÄŸini dikte etmektedir. Özet olarak sözleÅŸme, tüm milletten ve milletin tüm hayatından bahsetmektedir, yani içtimai meselelerin “birisinden” bahsetmemektedir. Bu sebeple sözleÅŸmeyle, tüm millete ÅŸamil bir kültürel kapitülasyon kurmuÅŸtur. Dolayısıyla buna, sadece kadına ÅŸiddeti önlemeye yönelik bir sözleÅŸme olarak bakmak imkan haricindedir. SözleÅŸme; dinin, kültürün, örf ve adetin aile müessesesi üzerindeki her türlü tasarrufunu ortadan kaldırmakta ve kendi tasarrufunu inÅŸa ve ilan etmektedir. Böylece aile müessesesi ve ailelerden oluÅŸan millet toplamı, kendi milli kıymet ölçülerinden uzaklaÅŸtırılmakta ve Batı kültürünün hakimiyetine emanet edilmektedir. SözleÅŸmede, “Tanımlar” baÅŸlığını taşıyan 3. Maddenin (a) fıkrasında “psikolojik ÅŸiddet” tabiri teklif edilmekte, bununla aileyi oluÅŸturan unsurların birbiri üzerindeki tüm takip, tashih, tenkit, teftiÅŸ ve teklif imkanı ortadan kaldırılmaktadır.

Madde 3-Tanımlar

a-“kadına yönelik ÅŸiddet”, bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadına fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem ve eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.

(…) “Cinsiyete dayalı her türlü eylem” ne demektir? Eylem nasıl olunca cinsiyete dayanmaktadır? Bunlar müphem bırakılmıştır ve her türlü ifsada açık ÅŸekilde yorumu kabildir. SözleÅŸme bir bütün olarak kadını “mutlak dokunulmaz” kılmaktadır. Mutlak dokunulmazlık veya mutlak imtiyaz kimse için hak deÄŸildir. ÖrneÄŸin trafikte bir serseri, diÄŸer otomobildeki erkeÄŸi öldürse ve kadını da eliyle itse, hadisenin “kadına ÅŸiddet” kısmı ayyuka çıkarılmakta ama erkeÄŸe matuf cinayet umursanmamaktadır. Oysa mesele kadın veya erkekle deÄŸil, o serserinin ahlak ve ÅŸahsiyet zafiyetiyle ilgilidir. Aynı maddenin (b) fıkrası, “hane” ifadesini kullanarak, aile olmadan, yani nikahlanmadan aynı evde yaÅŸamayı meÅŸru ve makbul kabul etmekte, böylece erkek ve kadının birlikte yaÅŸamasının tek yolunun aile müessesesi olmadığını zihinlere yerleÅŸtirmektedir.

b-“Aile içi ÅŸiddet”, aile içerisinde veya hanede, maÄŸdur faille aynı evi paylaÅŸsa da paylaÅŸmasa da eski veya ÅŸimdiki eÅŸler veya partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik ÅŸiddet eylemi anlamına gelir.

Aynı maddenin (c) fıkrası ise “toplumsal cinsiyet” tarifini yapmaktadır.

c-“Toplumsal cinsiyet”, kadın ve erkek için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inÅŸa edilen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler anlamına gelir.

Toplum tarafından uygun görülen rolün ne olduÄŸu muÄŸlaktır. Söylenmek istenen ÅŸeyin; toplumun sinsi planlarla yavaÅŸ yavaÅŸ deÄŸiÅŸtirildiÄŸi ve bu operasyon bitince, toplumun uygun gördüÄŸü rol neyse herkesin ona bürünmeye icbar edileceÄŸi olduÄŸunu düÅŸünmek için pekçok sebebimiz bulunmakatdır. Operasyondan geçmiÅŸ; İslâmi bakış açısı, zihnî yapısı ve cinsel kimliÄŸi kısmen bozulmuÅŸ, kısmen tahrip edilmiÅŸ bir toplumdaki kadınlara kadın, erkeklere erkek rolü biçilmeyeceÄŸini öngörmek zor deÄŸildir. Öte yandan “Partner” kelimesiyle gayrimeÅŸru olan meÅŸru ilan edilmektedir. Yine sözleÅŸmenin ihtiva ettiÄŸi sinsi dilin bir gereÄŸi olarak; Aile müessesesi çözülmek, çökertilmek istendiÄŸi halde “aile” gibi kutsal bir kavramın kapsamına nikahsız birliktelikler de dahil edilmektedir. İlk hedef olarak aile mefhumu çiÄŸnenmek istenildiÄŸi halde, bu kudsî kavram yine sözleÅŸme lehine kullanılmış ve alet edilmeye yeltenilmiÅŸtir. Gayet tabiidir ki, her millet, kendi kültürüne göre erkek ve kadın ÅŸahsiyet tariflerini yapacak ve bunlarla ilgili belli bir çerçeve oluÅŸturacaktır. Fakat sözleÅŸme bu tarifi peÅŸinen yapmakta ve 12. maddesinde bu tarife uygun davranışları deÄŸiÅŸtirmeyi emretmektedir. Aynı maddenin (f) fıkrasında, “kadın” kelimesinin 18 yaÅŸ altı kız çocuklarını da kapsadığı “kadın” kelimesi, 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsar.” ifadesiyle kaydedilmiÅŸtir. Tanımlar baÅŸlığı taşıyan 3. Maddede, içtimai meselelere dair muhtelif tarifleri yapan sözleÅŸme, aslında kültürel kapitülasyonu, tarifler kısmında baÅŸlatmaktadır. SözleÅŸme, 12. Maddesinin 1. Fıkrasında, devletin, milli kaynaklara dayalı asırlar boyunca oluÅŸan davranış modellerinin deÄŸiÅŸimini saÄŸlamak için gerekli tedbirleri almasını emretmektedir. Fıkra ÅŸöyledir:

(Devamı var)

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Ahmet Doğan İlbey
05-09-20
E mail: yenisoz.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE REDDİYE-3
Online KiÅŸi: 28
Bu Gün: 436 || Bu Ay: 6.415 || Toplam Ziyaretçi: 2.929.782 || Toplam Tıklanma: 58.632.711