HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Kategori : EDEBİYAT / YAZI VE YAZMAK ÜZERİNE
Okunma Sayısı: 108
Yazar: Yasin Aktay
YAZARLIĞIN ÖLÜMÜ

YAZARLIĞIN ÖLÜMÜYazar ve otorite

Roland Barthes’ın “yazarın ölümü” diye bahsettiği şey ile Nietzsche’nin “Tanrı’nın Ölümü” diye bahsettiği durumlar arasında bir açıdan bakıldığında doğal sayılabilecek paralellikler var. Yazarlık eskiden neredeyse bir Tanrı’ya atfedilebilecek bir otoriteyi gerektiriyordu ve bir yazarın metin olarak önümüze koyduğu eser yazarını her türlü insani özellikten neredeyse tenzih edilerek bir yorum sürecine tabi tutulabiliyordu.

Yazı yazmak nihayetinde bir karar vermeyi gerektiriyor. Meşhur Fransız düşünürü Jacques Derrida yazarın yazı yazma anını “karar verilemeyecek” bir durumda bir “karar verme” cüretkarlığı olarak tasvir eder. Karar verilemezlik anı aslında yaşadığımız dünyanın karşısında beşer olarak, hatta insan olarak gökten bir vahy veya ilham almıyorsak içinde bulunduğumuz kaybolmuşluk durumumuzu ifade eder. Ancak insanoğlu gökten ilham almayı beklemeden de bir karar vermektedir ve aldığı kararlarla doğru yolu bazen bulsa da aslında genellikle bulmuyorsa da, kendine ve başkalarına bir yol açmakta veya oluşturmaktadır.

İnsan aklı sayısız seçenek arasında hangi tercihinin doğru yol olacağına hangi saiklerle ve hangi çıkarımlarla karar verir? Burada akıl kendisine nasıl bir ışık tutar ve ister salt aklın sınırları içinde istese de akıl kendisini etkileyen, kendisine yön veren başka saiklerle, duygularla verdiği kararlarla doğruyu gösterme imkânı nedir?

İnsanlık kadar uzun bir tartışmayı sürekli besleyen bir soru bu. İnsanın her zaman ve her yerde karşısına çıkan, herkesi sıfır baştan yakalayan bir soru. Ama işte insanın kendisini otorite hissettiği zamanlarda bütün sorulara cahilce cevaplar verdiği zamanlarda olduğu gibi hemen aceleye getirilip cevaplanabilen bir soru aynı zamanda.

Yazar herhangi bir insandan daha fazla bu sorular ve başka sorular karşısında bilgili biri midir? Yazara başka insanlara verilenden daha fazla bir bilgi, vahy, yetenek mi verilmiştir ki karar verilemez bir dünya gerçeklik karşısında bir karar verip bir yazgı iddiası da olabilen yazıya, yazılana karar verebiliyor?

Yazarlığın Batı dillerindeki karşılığının author olması ile yazarlığın bir otorite gerektirmesi arasındaki bağlantı elbette tesadüf değildir. Yazar tam da karar verilemeyecek durumda bir karar vermekte, üstelik verdiği kararı herkesin yapamadığı şekilde bir yazıya bağlamakta bir otorite uygulamaktadır. Ne kadar delile, bilgiye, mantığa dayansa da aslında her türlü yazı bir retorikle kurulur, belağat ile, güzel veya ikna edici bir söz ile bir hikâye ile.

Dolayısıyla otorite aynı zamanda gerçekliği hikâye bütünlüğü içinde düzenleyebilme imtiyazını, retorik ile kurgulayabilme yeteneğini de içerir. Ama bu retoriğe dayalı otorite gerçekliğe dair hakikati söyleme özelliğini zorunlu olarak getirmiyor. Sadece karar verilemeyecek durumda karar verebilme özelliğinin çoğu kez sadece cüretkarlık gerektirdiğini söyleyebiliriz. Cesaretiniz varsa sözü gerçekliği istediğiniz şekilde çarpıtmakta da kullanabilir istediğiniz gerçekliği inşa etmekte yaratmakta kullanabilirsiniz.

Bu konuda yazının mı şifahi sözün mü otoriteyi daha güçlü kullandığı hususu tartışılmıştır, tartışılır. Buna daha sonra döneriz. Ancak otorite sadece yazabilme veya söyleyebilme kabiliyetiyle elde edilen bir imtiyaz değil. Bilakis farklı yollarla elde edilebilir otorite ve elde edildiği andan itibaren söz söyleme gücü ve imtiyazını da elde etmiş olur. Ya zor ile, ya geleneksel bir kabul ve uylaşımla ya bir makama sahip olmakla veyahut bir zenginlikle elde edilen statü en saçma fikirleri ve sözleri kabule şayan kılabiliyor. Burada retorik bile gerekmiyor, sahip olunan otorite sözü söyleyebilme ve kabul ettirme imtiyazını beraberinde getiriyor.

Bu konuda sonradan zengin olan fakat kendinin farkında olan birinin bir gözlemi işin ironik taafını da ele veriyor: eskiden de konuşuyordum, aynı şeyleri aynı üslupla söylüyordum ama beni kimse dinlemiyor, ciddiye almıyordu. Şimdi zengin olduktan sonra, daha önce beni dinlemeyen kayınvalidem, akrabalarım bile beni daha çok ciddiye almaya başladı. Saçmaladığımda bile sözlerim ciddiye alınıyor.

Sözün değerinin söyleyene bağlı olması her zaman söyleyenin retorik gücünden ileri gelmiyor, sadece farklı kaynakları olan otorite kullanımından ileri geliyor.

Yazarlığın özel bir uzmanlık, bilgelik, bilgi ve otorite gerektirdiği zamanları geride bırakmış göründüğümüz, her akıllı cep telefonu olanın, her twitter, whatsap veya facebook hesabı olanın bu bir yazar otoritesini tecrübe ettiği zamanlarda yazarlık ve otorite ilişkisine dair zikredilecek konular mıdır bunlar?

Barthes’ın bahsettiği yazarın ölümü başka bir şeydi tabi. Belki bugün o ölümün başka bir faslını yaşamaktayız. Bu nasıl bir fasıldır, bakmak, görmek lazım.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yasin Aktay
16-05-22
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
YAZARLIĞIN ÖLÜMÜ
Online Kişi: 17
Bu Gün: 56 || Bu Ay: 4.948 || Toplam Ziyaretçi: 1.917.616 || Toplam Tıklanma: 47.632.664