HALEB'E DUÂ

HALEB'İ UNUTMA, UNUTTURMA!

Duâ da edemiyorsan, Müslümanlığını gözden geçir...

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Kategori : / PORTRELER
Okunma Sayısı: 101
Yazar: İsmail Kıllıoğlu
RASİM ÖZDENÖREN

RASİM ÖZDENÖRENYıldırım Bayazıt Üniversitesi öğretim üyesi, vefakâr ve aziz dost Prof. Dr. Ramazan Çağlayan, gönderdiği mesaj ile Rasim Özdenören’in ölümünü bildirdi. Doğal olarak, “O’ndan geldik, O’na dönüyoruz” anlamındaki ibare, kendiliğinden dilimden döküldü. Herhangi bir ölüm haberi alındığında, herhangi bir minarede verilen sala duyulduğunda, dile getirilen söz konusu ibare, kimi zamanlarda özel bir takım olayları, yaşanmışlıkları, duyguları, hatıraları çağrıştırır ve yaşatır.

Ölümün yalın ve dolaysız gerçekliğinin karşısında, algılanması ve anlatılması o kadar kolay olmayan çağrışımıyla, hemen zihnimde Rasim Özdenören ile ilk defa nasıl ve nerede karşılaştığımızı düşündüm. Elbette adını, Maraş Lisesi’ne Felsefe öğretmeni olarak atanan Alaeddin Özdenören’den duymuştum. Alaeddin Özdenören ile Maraş İmam-Hatip Okulu son sınıfında okurken bazı derneklerin kültürel faaliyetleri esnasında tanışmıştık. İmam-Hatip Okulu’ndan mezun olduktan sonra, Maraş Lisesi son sınıfına kabul edilerek devam ettiğim sırada, Felsefe dersine de Alaeddin Özdenören girmişti.
Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu, Sezai Karakoç ve Diriliş dergileri temelinde, düşünce, sanat ve edebiyata dair konuşmalarımızda Alaeddin Özdenören’in, bir bakıma bunların canlı tanığı olarak aktardığı birtakım bilgiler, gözlemler, değerlendirmeler ilgi ve coşkumuzu artırıyordu. Ancak bu sınırlı oldu.

Özetle, hiç düşünmediğim ve belli bir süreye kadar da pek istekli olmadan kayıt yaptırma durumunda kalacağım Ankara Hukuk Fakültesi öncesinde Rasim Özdenören ile tanıştık. Tanıştıran Nuri Pakdil’di ve tanışma mekânıysa, Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) Kavaklıdere’deki binasıydı. Daha İmam-Hatip Okulu’nun son sınıfındayken Nuri Pakdil’den bir mektup almış ve cevaplamıştım.

O sırada Nuri Pakdil “yeşil” renk tercihi sürecinde olmalı ki, alışılmışın dışında mektubu ve adresi yeşil mürekkeple yazmıştı. İstanbul’da Pertevniyal Lisesi binasında girdiğimiz üniversite sınavı sonrasında, Ankara’ya onunla tanışmak ve Ankara’yı görmek üzere uğramıştık.

Ulus/Hacı Bayram’da kaldığımız otelden ayrılıp bindiğimiz taksi-dolmuştan Kızılay/Sıhhiye’de indiğimiz anda Nuri Pakdil’i karşımızda bulmuştuk.

Osman Sarı’nın, yatılı okuduğu için, Diyanet’e başvurup görev üstlenme yükümlülüğü nedeniyle, önce oraya gitmemiz gerekiyordu. Ondan sonra DPT’de Nuri Pakdil’i ziyaret edecektik.

Öyle de yaptık. Ayrılmak için izin istediğimizde, Nuri Pakdil telefon ile Rasim Özdenören’i odasına çağırdı ve koridora çıktığımız sırada Rasim Özdenören geldi ve tanıştık. Sonraki yıllarda, çeşitli vesileler ile öğreneceğimiz üzere, Fethi Gemuhluoğlu (abi), bu tür tayinlerde nasıl bir yol yordam izlediğini bildirecektir.
Nitekim Alaeddin Özdenören’in ‘70’li yıllarda Çorum’dan Ankara’ya nakli konusundaki çabasını ve Nuri Pakdil’in ısrarlı takibini bizzat gözlemlemiştik.

Diriliş dergisindeki yayımlanan şiirleri yanında ilk defa yayımlanan “İşaret Çocukları” kitabıyla Cahit Zarifoğlu’nu daha Maraş’ta iken tanıyorduk. Rasim Özdenören’in ilk hikâyelerini içeren “Hastalar ve Işıklar”ı Maraş’ta alıp okumuş muydum? Tam hatırlayamıyorum, ama Alaeddin Özdenören mutlaka söz konusu etmiş olmalıydı. Ayrıca Diriliş’te yayınlanmış olan hikâyeleri okumuş olsam bile, belirli bir izlenimim sanki oluşmamış gibiydi. Kısaya yakın boyu, sakin, temkinli bir saygı içeren duruşu ilgi uyandırıyordu.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.