RAMAZAN BAYRAMI

Bayram kahvenin telvesi
Kutlu açlığın meyvesi

Ramazan Bayramınız mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : EDEBİYAT / YAZI VE YAZMAK ÜZERİNE
Okunma Sayısı: 2718
Yazar: Ahmet Selim
DİL VE DÜŞÜNCE

 

Düşüneceksiniz ki yazabilesiniz. Gerçekten yazabilesiniz... Düşünceleriniz oturmamışsa, birikmemişse, ne söyleyeceksiniz, ne yazacaksınız?

Dönemler, acılar konuşuluyor. 70'ler şöyleydi, 80'ler, 90'lar böyleydi kıyasları yapıyoruz.70'li yıllarda insanlar okuyorlarmış da, 80'li yıllarda okumaya ve düşünmeye boş vermişler... Çok sığ, çok kolaycı değerlendirmeler bunlar.

80'li yılları 70'li yıllar getirdi, 70'li yıllar çok güzel olsaydı 80'li yıllar öyle mi olurdu? 70'li yıllar zıvanadan çıkma yıllarıdır. Her şey zorlandı, çatırdadı, kısmen yahut tamamen (yerine ve türüne göre) harabiyete uğradı. Müzikte, sinemada, eğitimde, okulda, sokakta her şey bir zehirlenmeye maruz kaldı! O günlerde "düşünüyoruz" denilen şeylerden geriye bir iz kaldı mı? Sadece acılara bağlı reaksiyon nostaljileridir söylenenler.

...O programda konuşanların çoğunu, önemli bir kısmını ben tanımıyorum. Ben tanımıyorsam kimler tanıyor? Çok önemli bir şey bu. Birisi bir roman yazmış, benim de bir vesileyle elime geçmiş, okuyup hayran olmuşum. Ne ifade eder bu? Bir Kemal Tahir, bir Tarık Buğra, bir Orhan Kemal, bir Peyami Safa var mı? Bunları tanımayan var mıydı? Şiirde bir Fazıl Hüsnü, bir Necip Fazıl, bir Yahya Kemal, bir Necatigil, vs. var mı?

Temyiz özelliklerinin kurumsallaşarak toplumu kuşatması ihtiyacını belirtmek için Peyami Safa "edebiyatımız belediyesizdir" gibi bir söz etmişti. Kurumlar hep anlı şanlı, tabelalı unvanlı olmaz. Toplumun kurumsallaşmış liyakat süzgeçleri, görünmeyen bazı manevi kültürel disiplinler halinde var olmalıdır. Berbat bir Türkçesi olan adamdan romancı olur mu ya! Stendhal'in bazı imla hataları olurmuş da falan. Hiç alakası yok. Bazıları üslup titizliğini bilerek gevşetir, "çok şeyler yazarak ancak anlatabilir" olma özelliği sebebiyle. Bilerek yapar bunu, cehaletten değil. Negatiflerine kızıyorsun ama, pozitiflerinin var olması için ne yaptın? "O bizden değil, öteki uzak; şu konu netameli, bu bahis bize yakışmaz" diye diye, şifahi kültür yetinmelerinin bile gerisine düştük.

Romancı Balzac'dır, Tolstoy'dur, Dostoyevski'dir, Halit Ziya'dır, Yakup Kadri'dir, Peyami Safa'dır, Kemal Tahir'dir, Tarık Buğra'dır... Roman, onların yazdıklarıdır. Sen bu günlerin romanını yazacaksın ama, roman gibi yazacaksın... Irmak gibi akar roman, bir kova suyu döküp akıtarak roman yapılmaz. Ahbap çavuşluk ilişkileri içinde karşılıklı vizeler üretmek mümkündür ama, hiçbir işe yaramaz, sadece birbirimizi aldatırız.

Deneme, disipline edilemeyecek kadar vüsatli bir yoğunluğun tezahürüne çıkış yolu açan bir edebiyat türüdür. "Bir deneyeyim belki olur!" denilen günlük hayat dilinin denemesi değildir o. Epikdetos o kitabını, o zamanlarda nasıl yazmış; ben hâlâ akıl erdiremem. Tanpınar'ın şiiri, hatta başka türdeki eserleri, biraz zorlamadır. O kültürle insan uğraşırsa her dalda bir şeyler yapar tabii. Ama deneme'de bambaşka bir Tanpınar vardır. Belirli teklifleri yoktur, yön göstermez; ama yüzmeyi iyi öğretir. Nereye doğru yüzeceğiniz size ait bir meseledir... Cemil Meriç de öyledir. İstikamet eğitimi ve yardımı vermezler, ama hiçbir yerde bulamayacağınız "ifade" sanatkârlığının örneklerini sunarlar. Şimdi ise, deneme, daracık bir dünyanın sayıklamaları gibi bir şey ve herkes deniyor!

"Şiir nedir" diye yazılanlar, yazılabilmiş şiirlerden çok daha fazla. Bizde acziyet kapıyı çalınca, felsefe (daha doğrusu tefelsüf!) başlıyor. Çünkü düşünce temeliyle ilgili, toplumsal ve kültürel bir "temyiz ve liyakat" hiyerarşisi yok. Sana göre öyle, bana göre böyle, ona göre şöyle. Bunun Türkçesi, şiir kalmadı demektir. Şimdi bu durum bundan sonraki on yılı etkilemeyecek ve bir ölçüde belirlemeyecek mi? Herhalde o zaman da birileri bugünlerin nostaljisine tutunarak özeleştiriden kaçmanın müzmin metodunu uygulamaya devam edecek. Günün birinde anlayacağız ki dilsizlik çok hüzünlü ve çaresiz bir acziyettir.

 

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.


Yazar: Ahmet Selim
29-12-09
E mail: a.selim@zaman.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
DİL VE DÜŞÜNCE
Online Kişi: 6
Bu Gün: 251 || Bu Ay: 5.482 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.376 || Toplam Tıklanma: 43.893.708