RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ

 

Kardeşlerimizin Ramazân-ı Şerîf'lerini tebrik ederiz.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 4316
Yazar: Yavuz Bahadıroğlu
HEP GENÇ KALMANIN YOLU: ÜRETMEK

Yaş sendromu

Geçenlerde eski bir dostuma rastladım. Neredeyse her cümlesine “Bu yaştan sonra” diye başlaması dikkatimi çekti. Çünkü dostum ellibeşini henüz devirmişti. Sağlığı da yerinde sayılırdı. Durmadan yaşını öne sürmesi tuhafıma gitti...

Çünkü ben ondan en az beş sene daha büyüktüm...

Buna rağmen haftada birkaç konferans veriyor, sık sık seyahate çıkıyor, birkaç dergiye ve Vakit’e yazı yetiştiriyor, kitap üretiyor, her hafta birkaç toplantıya katılıyor, radyo (Moral FM) ve televizyon (Tv. Net) programı yapıyordum...
Üstelik birkaç sene önce ağır bir bypass ameliyatı geçirmiştim...

“Ne varmış yaşında?” dedim, “sakın yaşını tembelliğinin mazereti olarak kullanıyor olmayasın!”

Durdu, düşündü:

“Haklısın sanırım” derken, yüzüme ilk kez gülümsedi.

Yanından ayrılırken, vaktiyle havaalanında tanıştığım Oflu amcayı hatırlayıp ben de gülümsedim...

Seksenini aşmış Oflu hemşehrime yaşını sorma gafletinde bulunduğumda verdiği manidar cevabı hiç unutamıyorum:

“Yaşımı ne sorayisun, evlendurecek misun, yoksa askere mi alacaksun?” demişti.

Yani yaşıyla ilgili bir sorunu yoktu. Çalışıyor ve üretiyordu. Ne yaşına teslim olmuştu, ne de yaşın getirdiği ağrı ve sızılara.

Oysa genelde bu toprakların çocukları erken ihtiyarlıyor!

Daha doğrusu ihtiyarladığını düşünüyor. Ellisini geçer geçmez, “Bu yaştan sonra” demeye başlıyor. Hele bir de emekli olmuşsa, kendini iyice ihtiyarlığa kaptırıyor. Dünyadan büyük ölçüde elini-eteğini çekiyor. Altmışında ise sözün tam mânâsıyla ölmeye yatıyor!

Oysa her yaşın tadı vardır... Her yaş hem özel, hem de güzeldir: Çünkü evvela hayat bir İkram-ı İlâhidir. Bu ikramın şükrünü eda etmenin en iyi yolu ise doğru düzgün yaşamaktır.


Hayattan şikâyet ve yakınma, hayatı veren kudrete şükürsüzlük anlamına gelir ki, eski deyişle “küfran-ı nimet”tir.

Ayrıca kendini bırakmayan her insan, her yaşın tadını çıkarabilir, her yaşta üretken olup vazgeçilmez hale gelebilir.

Ellili-altmışlı yaşlarda “ununu elemiş eleğini asmış” moduna girmeyi aklım almıyor. Hele de “yaşlılık” bahane edilerek “Evle sokak arası” verimsizleştirilmiş bir hayat tarzını hiç mi hiç içime sindiremiyorum. Bunu yaradılış hikmetine aykırı buluyorum.

Avrupa’da, Amerika’da, özellikle de Japonya’da seksenlik dedelerle nineler koştururken, benim ülkemde hem “geçim sıkıntısı”ndan yakınan, hem de elini sıcaktan soğuğa değdirmeyen “genç emekliler ordusu”nun varlığı beni müthiş rahatsız ediyor.

Kimse “iş yok” demesin, aslında varolan işi beğenmemek gibi hastalığımız var. Çalışmaktan çok dinlenmeyi seviyoruz. Hem iş, hem de okuma tembeliyiz. Kâğıdın kitaba dönüşme ihtimalini hesaplayarak kâğıt fabrikasına karşı ayaklarını uzatmayan bir ecdadın torunları olmamıza rağmen, kitaba küskünüz! Sınıf geçtikten sonra ders kitaplarını yırtan tek millet de zaten biziz!
 

Türkiye, “genç tembeller ülkesi” olduğu kadar, “genç bıkkınlar ülkesi”dir de. Kırklı yaşlarda emekli olduktan sonra, “Çok çalıştım, çok yoruldum, ama artık emekliyim, hayatımın bundan sonrasını dinlenerek geçireceğim” psikolojisi içinde kendini çürütüp tüketen çok insan tanıdım.

Oysa hareketsizlik bereketsizliktir...

Sağlığı elveren her insan, her yaşta üretken olabilir. Ancak bizde, belli yaşlara gelmiş insanların bir köşeye çekilip ölümü beklemesi gerektiği şeklinde yanlış, ama yaygın bir kanaat var.

“Artık bizden geçti” sözü, Türkiye’de en yaygın olarak kullanılan sözlerdendir.
Yabancılar doksanlı yaşlarda bile gruplar kurup ülke ülke gezerken, bizde insanlar kırkında yaşlanır, altmışında ihtiyarlar, yetmişinde işi biter: “Yaş yetmiş, iş bitmiş” deyip geçeriz.

Nasreddin Hoca, Akşehir Gölü’ne maya çalmak gibi, en akıl almaz denemesini yaparken, eminim altmışın üstündeydi. “Ya tutarsa!” dedi ve şansını denedi. Tutmadı. Ama ya tutsaydı?

Zaten önemli olan tutturmak değil, yeni başlangıçlar yapacak cesareti göstermek. Daha önce sonuç vermemiş deneyleri “ya bu defa tutarsa” umudu içinde tekrarlamak...

Unutmayın: Ya ümitsizsiniz, ya da ümit.. sizsiniz!

 

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.


Yazar: Yavuz Bahadıroğlu
21-01-10
E mail: ybahadiroglu@vakit.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
HEP GENÇ KALMANIN YOLU: ÜRETMEK
Online Kişi: 26
Bu Gün: 208 || Bu Ay: 3.989 || Toplam Ziyaretçi: 1.739.445 || Toplam Tıklanma: 43.633.558