
| Kategori : / SANAT | Okunma Sayýsý: 881 |
Elimize el gerek!
Sanatla ilgili son yazýmýzý, Peygamber Efendimiz’in “Kiþi sevdikleriyle beraberdir” hadisiyle, Ýslam sanatý duyularýnýn terbiyesidir þeklindeki taným üzerinden kurulan mensubiyet / sevgi baðýna dikkat çekerek bitirmiþtik.
Duyularýn terbiyesinden söz ettiðimiz yerde, duyulardan aldýklarýyla veya onlara verdikleriyle iþlerlik kazanan nefis, akýl, zihin, görme, mütefekkire, muhayyile... gibi sair fýtri unsurlarý da onun önüne almamýz gerekir.
Hal böyle olunca, duyularýn terbiyesi olarak Ýslam sanatý, doðrudan sanatçýnýn top yekun terbiyesine tabi olur. Diðer bir söyleyiþle, sanat istidadýna sahip olan bir ferdin, fýtratýyla uyumlu olan þer’i terbiyesi öncelik kazanýr.
Bu terbiyeyi ilgili ferdin þer’iat esasýnda Kitap ve Sünnet’in dýþýnda bir kaynaða, vasýtaya, baþka bir zata... ihtiyaç duymadan gerçekleþtirmesi iyi niyetli bir beklenti olmaktan öteye geçmez. Zira, iki aslî kaynaðýn kendisinde bunun mümkün olmayacaðýna dair deliller ve dolayýsýyla nasýl mümkün olacaðýna dair emir, teklif ve tavsiyeler bulunmaktadýr.
Biz, bu konuda sanatý da içkin olan bir ayet ve hadisi örnek vererek, sonrasýnda konuya farklý bir açýdan bakmaya çalýþalým:
Ayet: “(Davud’a), sizin için zýrh yapma sanatýný (san’ate) öðrettik ki, savaþlarýnýzda sizi korusun. Artýk þükretmeyecek misiniz?” (Enbiya 21:80)
Hadis: “Ey Ali, bakýþýna bakýþ ekleme. Zira ilk bakýþ sanadýr, ama ikinci bakýþ aleyhinedir.” (Ebu Dâvud ve Tirmizî)
Bu manada þârî, velilik terimini merkeze alýr: Allah ve Peygamber’i müminlerin; mümin erkek ve kadýnlar da birbirlerinin velisidir (Maide 5:55; Tövbe 9:71).
Peki veli (ç: evliya / velayet: velilik) nedir?
Velinin kelime anlamý, dost, sevgili, yardýmcý demektir. Istýlahta ise, “Velayet Kur’an’da yardým ve yönetme anlamý kazanýr. Allah, bazen kayýtsýz ve bazý kullarýna izafeyle onu zatýna isim yapmýþtýr. Ayný zamanda Allah onu kullarýna veya birbirlerine izafeyle isim yapmýþtýr.” (Suâd el-Hakîm)
Konuyu gündelik hayat pratiðinden ele alacak olursak:
Bir ferdin, doðumundan mükellefiyet vaktine kadar velisi anne ve babasýdýr; mükellefiyetten düþtüðü (acizleþtiði) vakitten itibaren velisi ise kendi çocuklarýdýr. Bu iki vakit arasýnda, çocuðun ve acizin elini mutlaka bir tutan vardýr ki, o el onun adýna bakýmý, emniyeti, yardýmý, terbiyeyi, yönetilmeyi... ifade eder. Mezkur vakitler ayný zamanda masumiyet vakitleri olarak da nitelenir; dolayýsýyla bu vakitlerde çocuk ve aciz, nefsin þehvet, kin, hýrs, hýnç, düþmanlýk, heva, nankörlük, vefasýzlýk... vb. etkilerinden ya henüz habersizdir ya da artýk bunlardan soyunmuþtur.
Bu iki vakit arasýnda bir fert, zahiri olarak, baþka bir ele muhtaç olmadýðý gibi, bilakis iktidar anlamýnda el sahibi olarak kimlik kazanýr. Ayný zamanda gençlik ve olgunluk devri olarak nitelenen bu devir, nefis esaslý olarak hem kim-liðin keþfine, hem de fýtratta gizlenmiþ olan imanî ve ahlakî olumsuzluðun zuhuruna açýlan ve uzun süre açýk duran bir devirdir.
Diðer bir söyleyiþle, mezkur devir, yukarýda zikrettiðimiz iki vaktin dýþýnda, bir ferdin gücünü kendinden bilerek yaratýcýsýna asi olmasý, baþkalarýnýn hukukunu gözetmeksizin hak yemesi, zulmetmesi, haramlar konusunda taþkýnlýk yapmasý; zannýna, vehmine, hayaline itibar ederek yaþamasý, böbürlenmesi, þýmarmasý, unutmasý, kibre düþmesi vb. hallerinin zeminidir.
Buradan bakýldýðýnda, çocukluk ve acizlik devrine göre, bir ferdin elinden asýl tutulmasý gereken devrin gençlik ve olgunluk devri olduðundan kuþku duyulamaz.
Ýslam metafiziði olarak tasavvufun, Reþid Halifeler döneminden hemen sonra “zühd” ve “nefis terbiyesi” terimlerinden hareketle doðmasý ve “hâl ilmi” ana baþlýðý altýnda kurumlaþmasý boþuna deðildir.
Bir ferdin kim-liðini idrakine, Rabbini ve Peygamberini bilmeye; kendi hadlerini öðrenerek varlýðýn hakkýný (adaleti) tanýmaya, kulluðunu belirlemeye; niyetini, dilini, elini, belini korumaya; öfke, zan ve vesvesesini dizginlemeye, kalbiyle düþünmeye / görmeye ve sevmeye; sezgilerini kontrol etmeye, arzularýný dengelemeye, korkularýný yenmeye... dair her adýmýnda ona yardýmcý olacak, onu yönetecek ve terbiye edecek bir elin gerekliliði tasavvuf tarafýndan sistemleþtirildiði içindir ki, tarikatla iliþkisi olmayanlar da bu hazýr sistemden yararlanma yoluna gitmiþlerdir.
Müslüman sanatçýlar da bunlardandýr, zira yukarýdan beri sýraladýðýmýz hususlarý içkin olan Ýslam idraki, Ýslam sanat aklýný da kapsar.
Bu nedenledir ki, usta-çýrak iliþkisi esasýnda, sanat için yola çýkan bir Müslüman, “elimize el gerek” diyerek yola çýkmýþtýr.
Yazar: Ömer Lekesiz |
16-08-20 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||