
| Kategori : / DİL KALESİ | Okunma Sayýsý: 745 |
Enver Çapar'ýn Bir Nokta dergisi eylül sayýsýnda D. Mehmet Doðan'la yaptýðý söyleþi:
Ýlk baskýsý 1981 de yapýlan Doðan Büyük Türkçe sözlüðü yeniden yayýnladýnýz. Hacim ve muhtevasý geniþlemiþ ve iki cilt haline gelmiþ. Yeni sözlüðün hikâyesinden bahseder misiniz? Ne gibi yenilikler ve ilaveler var yeni sözlükte?
Sözlük, ilk basýlýþtan itibaren sürekli yenilendi ve geliþtirildi. Dil kültürel devamlýðýn esas zeminidir. Maalesef, dil devrimi ile türkçe kültürel devamlýðý belirsizleþtirmenin aracý hâline sokulmuþtur. Sözlüðümüzü kültürel devamlýlýðýn gerektirdiði þekilde geliþtirmeyi esas tavýr olarak benimsedik. Bu son baský ile hem köklü hem yeni bir eser, Osmanlýca Yazýlýþlý Büyük Türkçe Sözlük ortaya çýktý.
Osmanlýca öðrenme ihtiyacý veya meraký olanlarýn ihtiyacýna cevap vermek için kelimelerin osmanlýca yazýlýþlarý olan bir sözlük gerekiyordu. Ayrýca, Türk dünyasýnda alfabe birliði yok. Hâlâ bizim “eski yazý” dediðimiz harfleri kullanan Türk topluluklarý var. Komþumuz Irak’da, Suriye’de, Ýran’da milyonlarca türkçe konuþan Türkler, Türkmenler, Afganistan’daki Türk topluluklarý ve nihayet Çin istilasýna maruz kalmýþ Uygur bölgesinin Türk topluluklarý. Sözlüðün bu haliyle Türkiye dýþýndaki Türkler için de bir müracaat kitabý hüviyeti kazandýðý söylenebilir.
Latin harfli “osmanlýca” sözlüklerde arapça ve farsça kelimelerin Osmanlý elifbasý ile yazýlýþlarý var. Arapça ve farsça kelimelerde imlâ meselesi yok, asýl türkçe veya türkçeye batý dillerinden geçen kelimelerin yazýlýþlarý sýkýntýlý. Bu baskýda sadece arapça ve farsça kelimelerin deðil; türkçe, yabancý dillerden türkçeye geçen kelimeler ve yeni türetilen veya uydurulan kelimelerin de osmanlýca yazýlýþlarý var.
Bu baskýda sözlüðün kelime haznesinde dikkate deðer geniþleme oldu. Sözvarlýðý 130 bine ulaþtý. Bu baský seçilmiþ örnek cümleler bakýmýndan da zenginleþtirildi. Kelimelerin anlamlandýrmasýnda þahit tutulan þair ve yazarlarýn sayýsý bin yüz otuz beþe (1135) ulaþtý. Edebiyat tarihimize mal olmuþ þair ve yazarlardan seçilen mýsralar, beyitler, cümleler, türkü veya þarký gibi anonim metinlerden alýnan örneklerle benzersiz bir güldeste ortaya çýktý. Yusuf Has Hacib’den, Hoca Ahmed Yesevî’den günümüze kadar edebiyat ve fikir silsilemiz Sözlük’te görünürleþiyor. Yûnus Emre’den günümüze Anadolu türkçesinin temsilcilerinden daha fazla örnek yer alýyor, tabiatýyla. Büyük edebiyatçý ve yazarlarýn yanýnda, ilim ve fikir adamlarýndan seçilmiþ örnekler de büyük yekûn tutuyor. Fikir adamlarýnýn, hukukçularýn, mimarlarýn, gazete yazarlarýnýn cümleleri anlamlarýmýzýn þahidi olarak sözlüðü zenginleþtiriyor.
Sözlükler kitap gibi baþtan sona mý okunur? Bir sözlük okuma kýlavuzu var mýdýr? Sözlükler canlý mýdýr cansýz mýdýr? Sözlük ilmi diye bir þey var mýdýr? Sözlük kullanýmý konusunda bizi aydýnlatýr mýsýnýz?
Sözlük, roman gibi, hikâye gibi bir çýrpýda okunacak cinsten bir kitap değil. En önce hacmi, çok geniş. Sözlüklerde edebî eserlerin olay örgüsüne dayanan sürükleyiciliði veya herhangi bir fikir eserinin cazibesi yok. Bir sözlüğü bir iki sayfa okuyamak bile kolay deðildir…Bazý ahvalde zor olan seçmek gerekebilir. Eski kültürümüzde manzum sözlükler vardý ve bunlar ezberlenirdi. Bu bir öðrenciye 2-2.500 kelime öðretmeyi garanti eden bir yoldu.
Sözlük okumak görünüþte zor bir yolu seçmektir, fakat kalýcý bir iþ yapmaktýr. Amerikalý siyahî Müslüman Malcolm X’in hayatý ilgi çekicidir. Bu ilgi çekiciliði artýran hususlardan biri de onun sözlük okuyuculuðudur. Mahpushanede iken eline geçirdiði bir sözlüðü A’dan Z’ye okur. Gece gündüz demeden sürdürülen bu uzun ve yorucu okuma ona çok þey kazandýrýr. Kelime haznesi geniþler, kelimelerin farklý anlamlarýný öðrenir, konuþurken kelimelerle oynama gücü kazanýr. Bu arada Müslümanlýðý seçer ve Malik el-Þahbaz adýný alýr. “Malkolm iks” onun mücadelesi için seçtiði isimdir. Bir mahkûmdan etkili bir lider böylece ortaya çýkar.
Bizim sözlük okuma geleneðimiz yok mu? Ezberleme geleneðimiz dahi var! Fakat 1930’lardan 1960’larda, 1970’lerde ne okunacak sözlüðümüz vardý ne de sözlüklerin itibarý. Osmanlý aydýnýnýn elinden sözlük düþmezdi. Sözlükler itibarlýydý, deðerliydi. Ya isimlerinin ilk kelimesi ya da yazarlarýnýn isimleri ile anýlýrdý. Kamus, Lehçe, Naci, Salahî, Remzi, Þemseddin Sami…vs.
Bir örnek: Mehmed Âkif’in babadan miras kalmýþ bir Kamus Tercümesi varmýþ, onu daima yanýnda taþýrmýþ. “Lügat ilminde pehlivanlýk kimseye müyesser deðildir. Hiç kimse bir dilin bütün lügatini zihninde tutamaz” dermiþ. Arapçadan Türkçeye üç lügat kitabýndan (Ahterî, Vankulu ve Kamus Tercümesi) üçüncüsünü tercih edermiþ. Buna raðmen arapçadan türkçeye yeni bir sözlüðe ihtiyaç olduðunu söylermiþ. Fransýzcadan türkçeye Vizental ve Larus’u kullanýrmýþ. Þemseddin Sami’nin Kamus-ý Türkî’si ve H. Kâzým Kadri’nin Türk Lügati de Âkif’in baþvurduðu sözlükler arasýndaymýþ.
“Otodidakt” (sistemli tahsil görmeden kendi kendini yetiþtiren) olan Said Nursi, Tillo’daki Kubbe-i Hâsiye’de 5 ay inzivaya çekilmiþ ve Kamus’u sin harfine kadar ezberlemiþ, ki bu sözlüðün neredeyse yarýsýdýr. Bu aðýr mesainin sebebini þöyle açýklarmýþ: “Kamûs, her kelimenin kaç mânaya geldiðini yazýyor. Her mânaya kaç kelime kullanýldýðýný gösterir bir Kamûs vücuda getirmek merakýna düþtüm. Çalýþmam bunun içindi.”
Baþka Sözlük okuyanlar yok mudur? Vardýr ve hatta çoktur. Yakýn zamanda vefat eden deðerli þairimiz Bahaeddin Karakoç’un sözlük okurluðunu Maraþlý yazarlar naklederler ve hatta “bize sözlük okumayý miras býraktý” derler.
Yaklaþýk elli yýllýk yazý hayatýnýz boyunca sürekli dil ve kültüre vurgu yapýyorsunuz. Dil diye diye dilinizde kelimeler bitti, çok geniþ bir konu ama bir milletin hayatýnda dil ve kültürün önemi nedir?
Dilimizle varýz, dilimiz kadar varýz! Harf inkýlabý kütüphaneleri, Dil devrimi sözlükleri devre dýþý býraktý. Bin yýldýr anamýzýn ak sütü gibi helâlimiz olan kelimeleri bir kenara atmaya baþladýk. Eski harfli sözlükler yasaktý, yeni harfi sözlük henüz hazýrlanmamýþtý. Ancak 11 yýl sonra, 1945’te Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüðü yayýnlandý. En azýndan 30 bin kelimelik lügatlere alýþmýþ aydýnlarýmýz bunun yarýsýndan biraz fazla kelime ihtiva eden ve etnik temizliði uðratýlmýþ bu sözlüðü ciddiye almadýlar. Sözlük’te yer verilen kelimelerin yarýsýnýn uydurma olduðu da hatýrlanýrsa, ciddiye alýnmamasýnýn haklýlýðý anlaþýlabilir. Ýþte bu Sözlük, her yeni baskýsýnda dayatmalara raðmen kullanýlmayan kelimeleri ayýklayýp yerine yeni uydurmalar ekleyerek 1970’lere kadar otuz binlik sözvarlýðýna ancak ulaþabildi.
Sözlük okumak bir yana, sözlüðü bakmak bile gereksiz hâle getirilmiþti. Ekseriya aranan bulunamýyor veya bulunmuþsa çarpýtýlmýþ tariflerle karþýlaþýlýyordu. Kelimelerle ve sözlükle okuryazarlýðýn baðý kesilmiþti. “Sözlüksüz aydýnlar çaðý” denilebilecek bir dönemdeydik. Bu herkesin kafasýna göre kelime uydurmasýnýn yolunu açtý. Herkes kendi kýsýr sözlüðünü oluþturur oldu. Sözlük kullanmamakla öðünen nice “bilgin” ve “yazýncý” yetiþti!
Bir þey devrimcilikle, milliyetçilikle cilâlanýnca meseleler çözülüyor zannedildi. Aksine, bu kavramlar meseleyi örtmek için kullanýldý. Türkiye dil devrimine maruz kalmasa idi, daha güçlü bir edebiyatýmýz, daha etkili bir fikir hayatýmýz olacaktý. Daha akýcý yazacaktýk, daha selis konuþacaktýk. Dil devrimi ilk hýzýyla devam etse ve tam baþarýya ulaþsa idi, bugünkünden daha kötü durumda olacaktýk. Yabancý bir türkologun, Geofferey Lewis’in deyimiyle, “trajik bir baþarý”ya, felakete yol açan bir sonuca daha fazla yaklaþacaktýk. Neyse ki, sýnýrlý kaldý. Bu sýnýrlý tahribat bile, domino etkisi denilen bir tesir uyandýrarak bütün kültür ve düþünce hayatýmýzý hasara uðrattý.
“Yüzyýlýn Soykýrýmý” kitabýnýzdan hareketle soralým soykýrým tabirini ilk defa dil için siz kullandýnýz galiba bu kadar ciddi mi bu iþ?
“Katliam”, “soykýrým”, “jenosid” veya “etnik temizlik” kavramlarý ile kültür, dil kavramlarýný bir arada kullanmak þaþýrtýcý görünebilir. Bedenlerin yok edilmesiyle, biyolojik varlýðý insan yapan, insan olarak farklýlaþtýran, kiþilik kazandýran ve böylece imha edilmeyi gerektiren düþmanlýklarýn konusu hâline getiren dilin, kültürün, inancýn tasfiyesi arasýnda doðrudan bir iliþki olduðu ortada.
Katliam, soykýrým, jenosid, etnik temizlik…Bu kelimelere ve bu kelimelerin delalet ettiði mânalara yabancý deðiliz. Millet olarak son iki asýrlýk tarihimizde bu kelimelerin ifade ettiði çerçevede çok sayýda dehþet verici hadise ile karþý karþýya kaldýk. Belki de yalnýz biz bu kadar geniþ bir coðrafyada ve bu kadar çok sayýda vahþiyane hadise ile sýnandýk ve belki de iþ sayýya vurulursa en büyük kýrýmlara, kýyýmlara uðradýk. Son iki asrýn özeti: Bir millet diliyle, kültürüyle, deðerleriyle ve medeniyet unsurlarýyla tamamen yok edilmenin nesnesi hâline getirilmiþtir.
Dili, kültürü, deðerleri, medeniyet unsurlarý yok edilen bir milletin gerekli tepkiyi gösterememesinin birçok sebebi var elbette. En önemlisi, yýkýcýlýðýn milliyetçi ve hayýrhah bir söyleme dayandýrýlmasý olmalýdýr. 19. yüzyýlda, esas olarak “müslüman” olarak addedilen halk, Balkan ve Kafkasya coðrafyalarýndan büyük nisbette temizlendi. Onlar bu topraklar üzerindeki insanî varlýklarýyla; yani kültür, inanç, düþünce ve hayat tarzlarýyla böyle bir sonu hakketmiþ sayýldýlar. Müslüman unsurlarýn bu topraklardan temizlenmesi, sýrf “nüfus”la sýnýrlý kalmadý. Müslümanlarý ve müslümanlýðý (Osmanlýlýðý, Türklüðü de denilebilir) hatýrlatan bütün unsurlarýn temizlenmesine itina edildi. Bu son, intikamcý milliyetçi duygularýn þiddete dönüþerek dýþa vurmasýydý. Onlara zamanýnda ayný dilden ve misliyle cevap veremedik, intikamýmýzý hakkýyla alamadýk. Maruz kaldýðýmýz bu sert milliyetçi darbe þuur altýmýzda çok derin izler býraktý. Onlarýn dilinden konuþarak, onlar gibi hareket ederek onlara karþý gösteremediðimiz “milliyetçi tepki” daha sonra içe doðru iþleyen, kendini tahrip eden bir toplum mühendisliðine dönüþtü.
“Neden Klasiklerimiz Yok” yine bir kitabýnýzýn adý. Klasiklerimiz yok mu gerçekten, yoksa var da mý yok? Madem çaðdaþ ve batýlý olmak istiyoruz. Batý klasiklerini alalým bizim de klasiðimiz olsun desek ne dersiniz?
Zaten öyle denilmiþtir! Klasiklerimiz olmadýðý için deðil, klasiklerimizle problemimiz olduðu için. Orhun kitabelerinden bu yana yazýlý metinlerimiz var. Anadolu’da Yûnus Emre gibi büyük bir isimle baþlayan zengin bir edebiyatýmýz var. Ama Cumhuriyet Osmanlý karþýtlýðý üzerinden kendini meþrulaþtýrmak yolunu seçtiðinden bütün bu zengin edebiyatý reddettik. Harf inkýlâbý ile ulaþýlmasýný engeldiðimiz yetmedi, dil devrimi ile imkânsýzlaþtýrdýk. Üçüncü safha batý klasikleri tercümesi oldu. Zihnimiz boþaltýlmýþtý, bu boþ zihne batý edebiyatýnýn bazýlarý “klasik” kavramý ile alâkasýz eserleri ile doldurmak istendi. Bu topraklarýn masallarýný yasaklamakla iþe baþladýlar, batý klasikleri ile devam ettiler.
Böyle çaðdaþ olunabilir miydi?
Önce kendimiz olmadan hiçbir þey olamayýz! Çaðdaþ olmak için de önce kendimiz olmak zorundayýz. Batýlý olabilir miydik? Batýnýn bütün deðerler dünyasýný benimsemeden batýlý da olunamaz. Biz ancak “batýcý” olabildik!
Bütün milletler dillerine mal olmuþ kelimeleri kendilerinin sayar ve kelime hazinesinin zenginliðiyle övünür. Bizde durum tam tersi yapýlmýþ. Bizden baþka Dil Devrimi yapan baþka bir ülke var mý acaba? Bu durumun edebiyata yansýmasý nasýl olmuþ?
Dil Devrimi sadece Türkiye’ye mahsus bir kavramdýr. Türkçe üzerine çalýþan batýlý türkiyatçýlar kendi dillerinde böyle bir kavram olmadýðýndan ve akýl ve mantýklarý da almadýðýndan “dil reformu” demek zorunda kalýyorlar!
Edebiyatýmýzýn güçlü hamlelerinden birini yirminci yüzyýlýn baþýnda yaptýðýndan þüphe yok. Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Ahmet Haþim gibi üç büyük þair, Halit Ziya, Refik Halit, Ömer Seyfeddin gibi üç büyük nâsir ve bunlarý takip eden nesilden Necip Fazýl, Nazým Hikmet, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpýnar, Kemal Tahir, Abdülhak Þinasi Hisar gibi isimler zamandaþtýrlar. Bu isimlere baþka isimler de ilave edilebilir. Dil Devrimi’nin ruhunu temsil eden büyük bir þair, büyük bir yazar yoktur ve olamazdý da! Büyük edebî birikimimizi ve onu var eden dilimizi inkâr edenlerin güçlü bir edebiyat oluþturmasý imkânsýzdý.
Cumhuriyetin ilk yýllarýnda Türk müziðinin yasaklandýðýný biliyoruz. Harf inkýlabýyla bütün milletin cahil durumuna düþürüldüðünü ve bin küsur yýllýk kültürümüzle baðýmýzýn koparýlmak istendiðini görüyoruz. Bütün bunlar çaðdaþ ve medeni olmak için mi yapýldý?
Ýddia oydu. Büyük edebiyatýmýzýn önü kesildi, büyük ses kültürümüz durduruldu. Sýfýrdan baþlýyarak sýrf taklitle bir yerlere varýlabileceði sanýldý. Sonuç elbette hüsran!
Mehmet Akif Ersoy denince akla gelen ilk isimlerdensiniz . Vatan ve millet sevdalýsý ve Ýslam þairi Mehmet Akif, M. Kemal tarafýndan Ankara’ya davet ediliyor. Milli Mücadelenin cephe gerisinde önemli faaliyetler yapýyor. Ýstiklal Marþýný kaleme alýyor. Buna karþýlýk 1925’ten vefatýna kadar kendisine hatta cenazesine reva görülen muamele içimizi yakýyor. Akif’ in suçu neydi acaba?
Mehmed Âkif Millî Mücadele’de sonradan görmezden gelinen mühim bir rol oynamýþtýr. Ýslâm þairi olarak Ankara’ya davet edilmiþ, büyük bir sorumluluk hissiyle üzerine düþenleri yapmýþ, mücadelenin zafere ulaþmasýnda güçlü bir tesir uyandýrmýþtýr. Sýrf Ýstiklâl Marþý dahi onun ehemmiyetini anlatmak için yeter. Mesele þudur: Millî Mücadele güçlü bir dinî arkaplanla sürdürülmüþ ve baþarýya ulaþtýrýlmýþtýr. Zafere ulaþtýktan sonra masaya oturulunca bütün bunlardan vazgeçilmiþtir. Yeni devlet tasavvuru maðlubiyet halinde maruz kalabileceðimiz bir muhtevada millete dayatýlmýþtýr. Maðlubiyet ideolojileþtirilmiþtir. Bunlar inkýlap tarihinde “devrimler” olarak okutuluyor! Böyle bir zamanda Âkif’e ihtiyaç kalmamýþ ve hatta varlýðý tehlikeli bulunmuþtur.
Eðitim, kültür ve dil baðlamýnda yapýcý ve haklý eleþtirileriniz var. Bunlardan muradýnýz nedir? Ne gibi tepkiler alýyorsunuz? Bu konularda karar merciinde olanlar eleþtiri olmadan ilerleme olmayacaðý bilincinde hareket ediyorlar mý?
Doðru bildiðimizi söylemekle mükellefiz. Söylediklerimizin nasýl bir tesir hasýl edeceði baþka bir bahistir.
Salgýn dönemi, her þeyde olduðu gibi kültür ve edebiyatý da derinden etkiledi. Bunun yansýmalarý nasýl olacak? Basýlý yayýn dijital devrime ne kadar mukavemet gösterebilecek sizce?
Salgýnýn tesiri kültürel alanda kalýcý olacak mý? galiba soru bu. Bütün salgýnlar gelir geçer. Daha önce de büyük salgýnlar oldu. Bundan sonra da olacak. Elbette büyük salgýnlar ciddi sarsýntýlar meydana getirir. Buna raðmen esas deðiþmez, öz olduðu gibi kalýr. Salgýnla birlikte yaþamaya alýþacaðýmýz gibi, dijital hayata da uyum saðlayarak devam edeceðiz.
Yazar: D. Mehmet DoÄŸan |
09-09-20 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||