
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayýsý: 666 |
Þu 1970 yýlý
Osmanlý Devleti yýkýlmaya yüz tuttuðunda baþta II. Abdülhamit olmak üzere, devlet adamlarý ve aydýnlar bu çöküþü önlemeye çalýþtý. Ýlginçtir, Abdülhamit açtýðý mekteplerden mezun olanlar eliyle tahttan indirildi.
XIX.a. sonu ile XX.a. baþýnda bu kötü gidiþe son vermek, memleketi kurtarmak, ülkenin istikbaline el koymak üzere üç fikir akýmý yaygýnlýk kazandý. Bunlar Ýslâmcýlýk, Türkçülük ve Garpçýlýk idi. Ancak Garpçýlýðýn Tanzimat’tan itibaren devletin resmi görüþü olduðunu, Batý’nýn eðitim sistemi yanýnda kanunlarýn da peyderpey iktibas edildiðini biliyoruz. Bu kanunlaþtýrma hareketi içinde bize has olan “Mecelle”yi saymazsak, Cumhuriyet ile birlikte tüm kanunlarýmýzýn Batý’dan alýndýðýný söyleyebiliriz.
Süreç içinde Türkçülük ile Garpçýlýk harmanlanarak Cumhuriyet ile kurulan müesses nizama temel teþkil etti. Ýslâmcýlýk etkisini kaybetti, Ýslâm paranteze alýndý. Ancak Müslüman Türk’ün hem dünyevî hem uhrevî hayatýný asýrlardýr tanzim eden Ýslâm bir þekilde hayatiyetini sürdürdü. (Bu konuda en yetkin eser Prof. Dr. Ýsmail Kara’nýn “Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak Ýslâm” adlý iki ciltlik kitabýdýr. Bu çalýþmadan bihaber olarak Cumhuriyet devrindeki Ýslâm’dan ve Ýslâmcýlýktan bahsetmek abestir.)
Müesses nizamýn temsilcisi tek parti olan CHP’dir. Þeflik ve devletçilik aðýr basar. II. Dünya Harbi’nin akabinde Türkiye ABD’nin önderliðindeki “Hür Dünya”ya ve NATO’ya katýlýr, çok partili sisteme geçer. O günden bu güne liberal demokrasi ile serbest ekonomi, müesses nizamýn vesayeti altýnda (!) hükmünü yürütmüþtür.
Ülkemizde sýnýf esasýna dayanan bir cemiyet olmadýðý için kurulan tüm partilerin ne bir felsefesi ne de fikir adamý vardýr. Modernizm’in genel prensipleri ile “Batýlý hayat tarzý” devlete hakim olmuþ, “yerli ve millî” bir fikriyat oluþmamýþtýr. (Ýstisna sayýlacak ilim-fikir ve sanat adamlarýmýz vardýr).
Yazýya baþlýk olan 1970 yýlýný XX.a. baþýndaki Türkiye’ye benzetiyorum. Geçmiþten gelen fikir akýmlarý bu defa aralarýna Sosyalizm’i de katarak memleketin istikbaline yön vermek için çaba sarfettiler.
Son 50 yýl, ihtilal, anarþi, iç ve dýþ müdahaleler ile siyasî çekiþmelere sahne oldu. Nereden nereye geldik, bir bakalým.
1970 yýlýný iki yýl ileri, iki yýl geri alýp bazý unsurlarý sýralayalým.
27 Mayýs özentisi bir sol-kemalist cunta, Doðan Avcýoðlu’nun “Türkiye’nin Düzeni” ve “Devrim” (1969) gazetesi çevresinde oluþtu, lakin çökertildi. Akabinde askerler hükumete muhtýra verdi. (12 Mart 1971). 1969’da Milliyetçi Hareket Partisi kuruldu. Ayný yýl “Devlet” dergisi yayýma baþladý. Doðu Perinçek liderliðinde Ýhtilalci Ýþçi-Köylü Partisi kuruldu (1969). Ayný yýl Necmettin Erbakan Milli Nizam Partisi’ni kurdu. 1972 CHP Kurultayý’nda Ecevit seçimi kazandý. 1969’da Ülkü Ocaklarý Birliði, ayný yýl Dev-Genç kuruldu. Barýþ Manço’nun “Daðlar Daðlar”ý çýktý (1970). Yýlmaz Güney “Umut” filmini çekti (1970). Mücadele Birliði “Yeniden Milli Mücadele” dergisini çýkardý (1970), Nurettin Topçu’nun “Yarýnki Türkiye” adlý eseri yayýmlandý (2. baský-1972). Oðuz Atay’ýn “Tutunamayanlar” adlý romaný TRT ödülü aldý (1971). Milli Selamet Partisi kuruldu (1972). Ýdris Küçükömer’in “Düzenin Yabancýlaþmasý” adlý eseri çýktý (1969). Ayný yýl Ýsmet Özel ve arkadaþlarý “Halkýn Dostlarý” dergisini yayýmladýlar. Yücel Çakmaklý “Birleþen Yollar” filmini çekti (1970). Kemal Tahir “Devlet Ana” romaný ile TDK ödülü aldý (1968).
Bütün bunlarý (baþkalarý da var) saymamýn sebebi o yýllarda ülkenin istikbaline yön vermek için gösterilen siyasî-fikrî-sanatsal çabanýn yoðunluðudur. Bu çaba bir daha vücut bulmadý. Kendini davaya adayan bir nesil aldanýþýný kanýyla ödedi. 12 Eylül olgunlaþan meyveyi kopardý ve ülkenin üzerinden silindir gibi geçti.
Özal dönemi ve ardýndan gelen hükumetler zamanýnda Çaðdaþ Küresel Medeniyet’in ABD damgalý hayat tarzý tüm dünya ile birlikte ülkemize de iyice hakim oldu. Duvar yýkýlmýþ, tarihin sonu gelmiþti.
Ýlginç olan þudur: Bu hengame içinde Nizam Partisi kolundan gelen siyasi hareket tüm iç ve dýþ dayatmalara, vesayet odaklarýna raðmen Ak Parti adý ile iktidara uzandý. Uzun süren iktidarý halen devam ediyor.
Dünya geçen zaman içinde “Bilgi Çaðý”ndan “Elektronik-Dijital” çaða ulaþtý. Çaðýn sahibi “Küresel Sermaye”, onun muharrik gücü teknolojidir. Kapitalizm, teknokapitalizm olarak tüm dünyada bir “Tüketim Toplumu” oluþturdu. Biz de ayný geminin içindeyiz.
Geçende sayýn Ýbrahim Kalýn CNN kanalýnda Ahmet Hakan ile konuþurken þöyle bir söz söyledi: “Modernleþmenin bizim için yazdýðý hikâye sona ermeli, biz artýk kendi hikâyemizi yazmalýyýz”.
“Kendi hikâyemiz” iþte bütün mesele.
Ýnancý, felsefesi, iktisadý, siyaseti, hukuku, sanatý ve hayat tarzý ile hem kendimize hem tüm dünyaya sunacaðýmýz hikâyeyi kim yazacak?
Bize önce bir iktidar lazým, denildi, doðru. Lakin þimdi anlaþýldý ki önce bir “fikir” lazým imiþ.
“Tüketim toplumu”nun içinde yaþarken gelenekten, aileden, fertten konuþmak; kapitalizmin kanunlarýný görmezden gelmek havanda su dövmektir.
Madem bir “hikâye” yazýlacak, eh benim de çorbada tuzum olsun.
“Kalbin Sesi ile Topraða Dönüþ” adlý kitabýmda kendi hikâyemiz için bir teklif getirmiþtim. Bu defa þirketlerin ulus-devlete rol biçtiði bir dönemde “Tüketim Toplumu”nun hýzla akan ýrmaðýnda “Akýntýya Karþý” duruþ mümkün müdür; sorusuna cevap arayacaðýz.
Bakalým biz bu fotoðrafýn neresindeyiz?
Yazar: Mustafa Kutlu |
09-09-20 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||