AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / DİL KALESİ
Okunma Sayısı: 124
Yazar: D. Mehmet Doğan
DİLDE DEVRİM OLMAZ

Cumhurbaşkanımız dil mevzuunda güzel konuştu da muhatabı kim?TYB Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan ‘Fikir Coğrafyası’ Youtube kanalında çevrim içi yayınlanan söyleşide; hazırladığı sözlüklerden ilk dil kurultayına, Türkçenin bugünkü durumuna ve yapılması gerekenlere temas etti, önemli konularda etkili mesajlar ve bilgiler verdi.

Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı D. Mehmet Doğan, Fikir Coğrafyası YouTube kanalında Baha Yılmaz’ın ‘Cihannüma adlı programına konuk oldu. İlgiyle izlenen ve 1.5 saat süren programda Doğan; sözlük çalışmalarından, dil kurultayına, günümüzde dilimizin durumuna geniş bir yelpazede konulara değindi, Baha Yılmaz’ın ve takipçilerin sorularını cevapladı.

D. Mehmet Doğan ilk olarak sözlük çalışmalarına yönelme sebebini ve Büyük Türkçe Sözlüğün nasıl ortaya çıktığını anlattı; “Eğer Cumhuriyet olmasaydı Türkçe diye bir dil olmayacaktı. Daha önce karmaşık, anlaşılması ve öğrenmesi zor bir dilimiz vardı, işte dil devrimiyle bunlardan kurtulduk şeklinde sözlerle büyüdük. Ortaokuldan beri dil konusunda kendimi farklı bir konumda hissettim. Bir akrabamın Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünün üçüncü baskısını hediye etmesi dönüm noktası oldu benim için. Ben bu sözlükle her türlü eseri okuyabileceğimi sanmıştım. Mesela o sıralar okumaya başladığım 9. Hariciye Koğuşu’ndaki, hatta İstiklâl Marşımızdaki pek çok kelime yoktu sözlükte. Bu zihnimde yer etti. Sonraki öğrenim dönemlerinde sözlük ihtiyacı daha da arttı. Askerlikden sonra Dergâh Yayınlarında çalışmaya başladım, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’nin yayın yönetmenliğini üstlendim. 70’li yıllarda Dil meselesi çok aktüeldi, çok konuşulurdu. Türkiye’nin neredeyse bütün dil hocaları ile görüştüm, konuştum. Hepsi öğrencilerine verilecek bir sözlük olmamasından yakınıyordu. Hocaların çözümü Kamus-ı Türki’nin Latin harflerine aktarılmasından öteye gitmiyordu.

TDK sözlüğü 1945’te ilk kez yayınlandığında kelime sayısı 20 bin civarındaydı. 40 yıl önceki Kamus-u Türki’de 30 binin üstünde kelime var, 40 yıl sonra kelime sayısı yarıya düşmüş. Tam bir zihin daraltma faaliyeti. Bir nevi toptan mankurtlaştırma ameliyesi. 1980’lere kadar 1945 tarihli bu sözlük çok fazla genişletilmeden basıldı. Dil Kurumunun sözlüğü yetersizdi ve Devlet’in ideolojik bakışını yansıtıyordu. Mesela ‘hâfız’ tarifinde aptal, kelimesi kullanılıyor, hoca için “eskiden, medresede yetişip sarık saran, cüppe giyen din adamı.” Deniliyordu. Hocalık tamamen eskide kalmıştı!

‘Hiç olmazsa kendim için, okumalarımda istifade etmek maksadıyla sözlük hazırlama düşüncesi belirdi bende. 1975-76’lı yıllarda sahaflarda malzeme toplamaya, sözlükleri araştırmaya başladım. 1977-78 yıllarında bir TRT maceram da var bu arada. Şaban Karataş genel müdürken genel müdür danışmanlığı yaptım, Ecevit’in Güneş Motel hükümeti ile birlikte TRT Genel Müdürü değişince tabii bizim işimize son verildi. Tüm zamanımı sözlük hazırlamaya ayırma kararı aldım. Sözlüğü 1981’de bitirdim. 80 darbesi sonrası, yayıncılığın zor zamanı, böyle hacimli bir kitabı basmak ticari bakımdan riskli. Sözlüğü basacak yayınevi yok. Gazetelere hatır ilanı verdik, abone toplamaya çalıştık. Bin civarında talep geldi, o meblağla 5.000 adet bastırdık. Sözlük büyük ilgi gördü, demek ki bizim gibi ihtiyaç duyanlar varmış, üst üste birkaç baskı yaptık.”

Bizde devletin eğitim ve kültür işlerini üstlenmesi Tanzimat sonrasındadır. Diyebiliriz ki, Tanzimat’tan sonra devlet okul işini ele aldı, sözlük yazma işi Cumhuriyet’e kaldı! Cumhuriyet döneminde tam da İslâm aleyhtarlığının ve ideolojik bakışın ağır bastığı bir zamanda Türkçe Sözlük yayınlandı. Güya Dil Kurumu bir dernekti, fakat TDK’nın hami/koruyucu başkanı Cumhurbaşkanı, fiili başkanları Milli Eğitim Bakanı, böyle dernek olur mu?’ Düpedüz imtiyazlı bir devlet kurumu!

‘EY AVRUPA, BİZ SİZDENİZ’ MESAJI VERİLDİ

D. Mehmet Doğan, ‘Türkçenin Cenaze Töreni’ adlı yeni kitabında tafsilatlı bir şekilde anlattığı Dil Kurultayı’nı daha doğrusu Türkçenin cenazesinin kaldırıldığı günleri şu şekilde özetleyerek aktardı takipçilere; ‘Cumhuriyetten sonra, dine cephe alındı, din değiştirmek, yani Avrupa’nın dini Hristiyanlığa geçmek mümkün olamayacağı için ‘laiklik’ devreye sokuldu ve Avrupa’ya şu mesaj verildi; ‘ Ey Avrupa! Anntık biz din olarak sizin düşmanınız değiliz. Hatta ırk olarak sizin gibiyiz, beyaz ırkın alpli kolundanız. Zaten Türkçe, Hint-Avrupa dil ailesindendir’ dendi, halbuki Türkçe sondan eklemeli bir dildir, Hind Avrupa dil grubunda olması mümkün değildir. Tabi Batılı alimler bunları ciddiye almadı, bizimkilerin, ileri sürdükleri tezlerle onlara yaranma hevesleri kursaklarında kaldı, fakat bu uğurda yapılanların çok yıkıcı sonuçları oldu.”

‘Dil Kurultayı neden başkent Ankara’da yapılmadı, İstanbul’da yapıldı? Başka salon, bina yok muydu da Osmanlının en ihtişamlı sarayı Dolmabahçe’nin en gösterişli salonu tercih edildi?’ şeklinde manidar sorular soran Doğan, sözlerine şu şekilde devam etti; ‘Dil Kurultayında lise talebeleri, alâkalı alâkasız herkes var ama Edebiyat Fakültesinden kimse yok! Yahya Kemal davet edildiği halde gelmedi, işin ehli olanlar da konuşturulmadı. Hüseyin Cahit Yalçın’ın konuşması önemli. Hüseyin Cahit, dile müdahalenin yanlış olduğunu, dilin tabii gelişme seyrine bırakılması gerektiğini söyledi. Daha sonra talimatla kürsüye gelenler Hüseyin Cahit’in sözlerini çürütme yarışına girdiler.

Dil Kurultayının ele başları “üç silahşörler”, Ahmet Cevat Emre (Giritli, Rum şivesi ile konuşuyor) , İbrahim Necmi Dilmen (Selanikli), Mehmet Ali Ağakay (Giritli) ve bu ekibin Dartanyanı da Agop Martayan! Gazeteler Agop Martayan’ı göklere çıkarıyorlar, profesör diyorlar ama öyle bir ünvanı yok. Başka isimler de var ama, dil devrimi esas olarak bunlara emanet ediliyor.

‘DİL DEVRİMİ, YAŞAYAN EDEBİYATIMIZI ETKİSİZ BIRAKMAK İÇİN YAPILDI’

‘Dil devrimi edebiyat dünyamızın büyük şahsiyetlerine karşı, yaşayan edebiyatçılarımızı etkisiz bırakmak için yapıldı.’ tespitinde bulunan D. Mehmet Doğan; Ömer Seyfeddin, Refik Halid Karay, Sabahattin Ali gibi isimlerin eserleri dahi arılaştırılarak basılıyor. Bir dil büyük eserleriyle, şaheserleriyle gelişir. Hiçbir büyük edebiyatçımız -sel’li, -sal’lı kelime kullanmamıştır. Sel sal Fransızcadan alınmış bir ektir, şimdi yerli yersiz her kelimeye ekleniyor, güzel dilimizin akışını bozuyor.

Doğan ‘En çok müdahale edilen, kelime uydurulan dil, bizim dilimiz. Dilbilim terminolojisi külliyen uydurma. Dilbilim Terimleri Sözlüğü’nde “hece” yerine “seslem”, harf yerine “yazaç” uydurulmuş. Kim hazırladı bu terminolojiyi, Fransızca profesörleri! Türkçe profesörleri Fransızca profesörlerinin terminolojisi ile konuşuyor. Çok kelime uydurmakla öğünen bir fransızca profesörüne, “bir tane olsun Fransızca kelime uydurdunuz mu?”, diye sormuştum. “Hayır ne mümkün” dedi, “Fransızcada her kelimenin tarihi vardır”. Bizim kelimelerimizin neden tarihi yok? Tedavülden kaldırdığımız her köklü kelime bu kelimeyi kullanan edebiyatımızın büyük isimlerine sıkılan kurşundur. Mehmed Âkif’in, Yahya Kemal’in, Ömer Seyfeddin’in Refik Halid’in ve diğerlerinin eserlerini çöpe atmaktır.’

D. Mehmet Doğan, konuşmasında ünlü edebiyat bilginimiz Fuad Köprülü’nün Kurultay’daki konumuna da değindi. ‘Köprülü harf inkılabına muhalifdi. Bu yüzden gözden düşmüştü. Hüseyin Cahit’in konuşmasına cevap vermekte o zamanın uydurma dilcileri yetersiz bulundu. Köprülü Fuad gece evinden alındı, Dolmabahçe sarayında ikna edildi, kurultayın 8. Günü kürsüye çıkarıldı. O güne dek söylediklerinin tam tersini söyleyerek dil devrimini savundu, hemen ardından milletvekilliyle ödüllendirildi! Köprülü 1938’de Atatürk’ün ölümünden birkaç ay sonra yazdığı bir makalede; baskıcı rejimler birçok hürriyete kısıtlar ama böyle dile baskı yapanı görülmedi, bu doğru değildi, inşallah bundan sonra dilde ilim yoluna gireriz” dedi.’

Doğan, dil devriminin en hızlı yıllarında tıp dili latinceleştirildiğini anlattı. Osmanlının bir asırlık tıp dilini Türkçeleştirme çabası tersine çevrildi. Tıbbın temel ilimleri fizik, kimya ve biyoloji terimleri de latinceleştirildi. Böylece Türkçecilik iddialarının ilim dilinde yeri olmadığı ortaya konuldu.

Söyleşide Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dilin önemine dair bir konuşması da izleyicilerle paylaşıldı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, Peyami Safa’nın ‘Dilini kaybeden millet her şeyini kaybeder’ sözü çerçevesinde dile yeterli önemi veremediğimizi, tedbir alamadığımızı vurguladığı konuşmasından sonra Baha Yılmaz’ın, ‘Cumhurbaşkanı bile dil konusunda şikayetçi ve sitemkâr, peki kim halledecek, kim çözecek dilimizin sorunlarını, neler yapılmalı?’ sorusuna D. Mehmet Doğan şu cevabı verdi; ‘Cumhurbaşkanımız tabii pek çok işle uğraşıyor, bu arada dil konusunu da ihmal etmiyor. Devletin elinin altında kurumlar var. Mesela bir Türk Dil Kurumu, dil konusunda bir arpa boyu dahi yol alamamıştır TDK. Bir yıldır sağlık bakanı başta olmak üzere, tıpçılar dilimize birçok yabıncı kelime musallat etti. Bu kurumdan bir ses çıktığını duydunuz mu? Muhataplar arasında Milli Eğitim Bakanlığı var. Ders kitapları sahih ve zengin türkçeyle özenli bir şekilde hazırlanmalı. Ve asıl sıkıntı akademide, YÖK’te, üniversitelerde. Dilin en berbat durumda olduğu yer akademi. Tüm tarafların, ilgililerin bir araya geleceği bir dil şûrası yapılması lazım. Dil konusunda çok güçlü bir edebiyat temsiline ihtiyaç var. Edebiyatçın işin içinde olması lazım. Çünkü dille oynanması en çok edebiyatçıları etkiliyor. Yazdıkları eser bir bakıyorsunuz 20-30 yıl sonra anlaşılamaz olmuş.

DİL ESKİR Mİ?

‘Dil eskir mi?’ sorusuna ‘Her şey gibi dil de değişir. Değişme dilin kendi şartları içinde olmalıdır. Kültürün taşıyıcısı konumunda olduğu için dil eskitilmemelidir. Kelimede ırki, etnik kimliğe bakılmaz. Bugünün en güçlü dili İngilizce’de Anglo-Sakson kelimelerin oranı yüzde 20’yi geçmez. Avrupa, kelimenin ırkına değil medeniyetine bakar. Bu yüzden bizim yaptığımız çılgınlıktır. Necip Fazıl da Mehmet Akif de Nazım Hikmet de aynı dille yazıyordu. Sonra solun dili, sağın dili farklılaştı. D. Mehmet Doğan sözlerini; “Dünyanın hiçbir yerinde Dil devrimi diye bir şey yoktur. Dil de devrim olmaz, ıslah olur. O yüzden bizde yapılanlara Batıda revoulation demiyorlar, reform diyorlar. Dil devrimi bizim kültürel devamlılığımızın en büyük düşmanı. Gittikçe büyüyen zihin karışıklığımızın müsebbibi” şeklinde sözlerini sürdürdü.

Türk dünyasıyla ilişkilerimizin de konuşulduğu söyleşide ‘Bizim Türk dünyasıyla iletişimimiz alfabe birliğinin yıkılması ile ortadan kalktı. 20. Yüzyılın başında ortak alfabe birlik sağlayan en önemli unsurdu. Eski alfabemiz fonetik değil, şekli alfabe idi. Yani imla değişmez, telaffuz değişirdi. Latin alfabesi fonetiktir, konuşulduğu gibi yazılır. O yüzden aynı kelimeyi Azeri, Özbek, Türkmen…nasıl telaffuz ediyorsa öyle yazar. Türk dünyasında dil birliğinin bizim açımızdan en önemli engel dil devrimidir. Türk dünyası bizim uydurduğumuz kelimeleri kabullenmez. Tüm Türk dünyasında Türkiye hariç, mektep, muallim, terbiye kelimeleri kullanılır. Bizim okulumuz, öğretmenimiz, eğitimimiz onlara Türkçe gelmez.”

D. Mehmet Doğan söyleşinin sonunda takipçilerin sorularına da cevap verdi.

Türkiye Yazarlar Birliği Şeref Başkanı ve Mehmet Âkif Araştırmaları Merkezi Başkanı D. Mehmet Doğan 29 Ocak 2021 Cuma günü (yarın) saat: 20.00’de İlim ve Hikmet Kültür, Eğitim, Dayanışma Vakfı’nda düzenlenecek “Cuma Sohbetleri” söyleşisine katılarak “İstiklâl Marşı ile 100 Yıl” konulu bir söyleşi gerçekleştirecek. Program vakfın YouTube sosyal medya hesabı üzerinden canlı yayınlanacak.

Yusuf Alpaslan ÖZDEMİR

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: D. Mehmet Doğan
28-01-21
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 1
Yolcu
En bariz ihanet
Tarih : 28-01-21

Dilde devrim bu millete yapılan en büyük ihanettir. Maalesef birçokları o denli hipnoz olmuş ki yapılan bu densizligi alkışlamakta! Ortalığı mankurt güruhu kaplamış. " Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak / durun kalabalıklar, bu yol çıkmaz sokak."

 
DİLDE DEVRİM OLMAZ
Online Kişi: 24
Bu Gün: 54 || Bu Ay: 5.571 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.536 || Toplam Tıklanma: 43.897.709