İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / PORTRELER
Okunma Sayısı: 80
Yazar: Hüseyin Yağmur
KADİR MISIROĞLU'NU ANARKEN

KADİR MISIROĞLU'NU ANARKEN6 Mayıs 2020 günü duayen tarihçi, dava ve mücadele adamı Üstad Kadir Mısıroğlu’nun vefat günüydü. Yani bu büyük dava adamı aramızdan ayrılalı yaklaşık bir yıl olmuş oldu.

Onunla ilgili hatıralarımı bir tahattura vesile olması münasebetiyle bugün sizlerle paylaşmak istedim.

………

Dönemin meşhur simalarından biri olan Kadir Mısıroğlu, 12 Eylül sonrası vatandaşlıktan çıkarıldığı için yurda giremiyordu. Cumhurbaşkanı Özal’ın çıkardığı bir af ile yurda girdiğini duymuştum. Onu ilk defa 1987 yılı Ramazan ayında Sultanahmet Camii avlusundaki kitap fuarında gördüm. Revakların altında bir sandalye üzerinde elinde asa, başında fesi ile oturuyordu.

Bir kadim dostum, ‘üstad’ dediği Mısıroğlu ile yakından görüşüyordu. 1991 yılında İlim Yayma Cemiyeti Konferans Salonunda bir konferansına birlikte gittik. Her zamanki gibi çok orijinal şeyler söyledi.

“Cumhuriyet neslinin en mümeyyiz vasfı, istikrarsız bir karaktere sahip olmasıdır” dedi. Mühendislik mesleğini tercih edenleri, ‘betonla uğraşan şahıslar’ diyerek eleştirdi. Konuştuğu kürsüdeki bardağı eline alarak ‘Şu bardağı sıksam, kırılsa, bütün camları elime batsa, bunu nasıl yakından hissediyorsam, ölümü de öylece yakınımda hissediyorum’ dedi.

………

Üstadı bundan sonra 2003 yılında yine aynı dostum ile Beylerbeyi sırtlarındaki Boğaz’a nazır evinde ziyaret ettik. Üzerinde Osmanlı türü bir entari vardı. Bir ara O dostum ‘Elhamdülillah’ dedi. Üstad, ‘Elhamdülillahın anlamının farkına varabilsek, böyle kolayca diyebilir miyiz acaba?’ dedi.

Namaz kıldıktan sonra boğaza nazır odasında sohbet ettik. Üstad, tasavvufi derinliğe sahip tesbitler ve analizler yapıyordu.

2004-2005 yıllarında üstadın Nasuhi Dergâhındaki sohbetlerine gittik. Üstada burada haftada bir akşam yaklaşık 50 kişilik bir öğrenci grubuna sohbet ediyordu. Az önce de bahsettiğim gibi tasavvufi hikmeti bol, tarihi sohbetlerdi bunlar. Bir sohbetinde ‘Halimiz kesbi değil, lutfidir’ demişti ve bunu misallerle açıklamıştı.

Bir şahıstan bahsederek Türkiye’nin dini, siyasi birikimini bozuk para gibi harcadığını söylemişti.

Üstad öğrenci sohbetleri dışında misafirlerini makam odasında karşılardı. Burada bir büyük masada, başında fesi olduğu halde çeşitli konularda misafirleriyle konuşurdu.

Bir defasında yine makam odasında oturuyorduk. Bir zat geldi. Üsküdar’a yeni tayin olmuş bir memur imiş. Üstadı biraz dinledikten sonra söz alıp “Efendim ben sizin Yalan Söyleyen tarih Utansın isimli kitaplarınızı okudum” dedi. Meğer Üstad, Mustafa Müftüoğlu ile karıştırılmaktan hiç hoşlanmazmış.

Üstad bu şahısa bir hayli sözler söyledi.Aradan yarım saat geçti. Üstad Lozan’dan bahsediyordu. Adam yine söz aldı. “Efendim ben sizin Lozan” dedi ki Üstad “Geçti artık geçti” diye adama sitem etti.

31 Mayıs 2011 akşamı Kadir Mısıroğlu’nun Altunizade Kültür Merkezi’ndeki konferansına gittik. Üstad her zaman olduğu gibi hem tarih, hem tarih felsefesi hem de kader konusunda orijinal şeyler söylüyordu. Onların bir kısmını buraya alıyorum:

“Mutlak kaderden kaçılmaz. Kaçmak bile kaderin yazgısına koşmaktır.

Zamanın kutbunu yönetici olarak seçseniz Tayyip Beyin yaptığı hataları yapar. Çünkü bir millet nasıl ise öyle idare edilir. İyi idare edilmek istiyorsanız içinizdeki düzgün insanların sayısını artırın.

Allah mübarek zatlara tarihi olaylara müdahale konusunda iki ilham verir. Ya kötü gidişe engel olmak için karşı koyar, şehit olur, emsal teşkil eder. Yada köşesine çekilir, gelişmeleri izler.

Şimdi Allah rızası için çalışanlar Allah nezdinde mahrumiyet ödeneği alacak kişilerdir.

Derin devlet Başbakanın önünü kesmek üzere yasağını kaldırdı. Ancak kaderi ilahi onların oyununu yendi.”

……..

2011 Eylül’ünde bir Perşembe akşam üstü bir toplantıya giderken aynı dostum arayıp “Müsaitsen üstada uğrayabilir misin?” Dedi. Ben de “Toplantıdan sonra gideyim” dedim. Toplantıdan sonra Nasuhi Dergâhına gittim. Üstad odasında sohbet ediyordu. Selam verdim. “Merhaba” diyerek öfkeli bir şekilde konuşmasına devam etti.

Sözünü bitirince bir sigara yakıp keskin bakışlarını yüzüme dikerek ‘Yahu bu X Belediyesi benimle niçin uğraşıyor. Bunlar belalarını bulacaklar artık’ dedi.

‘Sizinle neden uğraşsınlar?’ dedim. “Dur sana bunların üç tane sabıkasını anlatayım” dedi.

Ben öfkesini yatıştırmaya çalıştım. Başkan yardımcısını aradım. Üstadın yanına gelmesini istirham ettim. “Yarın geleyim” dedim.

Üstad bana “Bir idarecinin böyle mütehassis bir halde konuya yaklaşması öfkeli kalbime su serpti. Yarınki görüşmeye sen de gel” dedi. Bana birkaç kitabını Osmanlıca imzaladı.

Ertesi gün tekrar saatinde oraya gittim. X Bey yarım saat kadar gecikerek geldi. Üstad benim randevuya dikkat eden halimi görünce “Sen Taha’ya benzer bir arkadaşsın” dedi.

X Bey gelince ‘Kardeşim ben bu dava için hapiste yattım, tımarhanede yattım, vatandaşlıktan atıldım. Benim adımı sokağıma verin demiyorum, hiç olmazsa şu sorunlarımı halledin’ dedi.

Ben X Beye “Üstadı böyle şeylerle uğraştırmak yerine yazarlığa başlamasının senei devriyesi münasebetiyle bir toplantı düzenlenmesi lâzım” dedim. Üstad çok mutlu oldu. Hesapladı, “Bu yıl yazarlığımın 48. Yılı” dedi. “Ben XX’e karşı mücadelenin temsilcisiyim” dedi konuşmasının bir yerinde. Tekrar kitap imzaladı ve ayrıldık.

………..

28 Ocak tarihli gazetelerden birinde Kadir Mısıroğlu’nun böbreklerinden rahatsız olduğu bu münasebetle Siyami Ersek Hastanesi’nde yattığı haberi vardı. O gün kadim dostumla Hastanenin girişinde buluştuk ve 6. katta bir odada yatan Kadir Mısıroğlu’nu ziyaret ettik.

Durumu ve görüntüsü iyi gözüküyordu. Önceki gün Başbakan ziyaret etmiş. Biz oradayken M. Şevket Eygi geçmiş olsun için aradı. Biz oradayken Ülkü Ocakları Başkanı da geçmiş olsun ziyaretine geldi.

Şubat ayında, yazdığı bir kitaptan dolayı 6 kişinin açtığı davadan dolayı mahkemesi varmış. Fethullah Gülen bunlardan biriydi…

Beyklikdüzü’nden birisi İstanbul’a kar yağdığı gün Kadir Mısıroğlu’ndan bazı evrakları almak için ısrar etmiş. Üstad, adam ısrar edince yürüyerek o karlı günde evinden sahil yoluna kadar, hanımıyla kavga etmek pahasına inmiş. Ancak adam randevusuna gelmemiş.

Kader bahsinden bazı konular konuşuldu. “Kaçmak bile kadere koşmaktır” dedi.

“XX bu milletin sadece imanını değil, şahsiyetini de çaldı”dedi.

Kadir Mısıroğlu’nun kendisi birkaç gün önce 80 yaşına girmiş.

………

18.08.2018 günü Kadir Mısıroğlu’nu Üsküdar’daki Yayınevi ve Vakıf Merkezi olarak kullandığı binada ziyarete gittim.Dış avluda 5-10 kişi çay içiyordu. Yukarıya çıktım. Kadir Mısıroğlu odasındaki makam masasında oturuyordu. Çeşitli yerlerden gelen 25-30 kişi de oturmuş onu dinliyordu.

Kadir Mısıroğlu kendisine sorulan sorular üzerine şunları anlattı: “Ünlü mücahit Abdürreşid İbrahim, Tokyo’da bir camii yeri aldı. Burayı Türk Hükümetine bağışlamıştı. Ancak Cumhuriyet Döneminde Devlet bu arsayı sattı. Abdürreşid İbrahim tekrar alarak buraya kabrini de yaptırdı.

Fethi Okyar ve bir arkadaşı Balkan harbinde yanlış bir manevradan dolayı 20 bin Mehmetçiğin şehadetine sebep oldular. Enver Paşa onları Divanı Harbe verecekti. Fethi Okyar kendini savunmak için bir rapor yazdı. Rapor yazdığı için onu askerlikten çıkartılar. Arkadaşını çıkarmadılar.

XX kendisine iyilik yapan bütün şahıslara sonradan cephe almıştır. Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy idam edileceklerdi son anda kurtuldular. Rauf Orbay bir Fransız Gemisinin içinde yurt dışına kaçtı. Ben Rauf Orbay ile birçok kez görüştüm. Onun yayınlanan hatıralarında tahrifat vardır.

Refet Bele yaşadıklarını dürüst bir şekilde hatıra olarak yazmıştı. Ancak mühendis olan kardeşi yayınlanmasını uygun bulmadı. Bu hatıratın gerçekleri ifade ettiğini okuyan bir kişi bana söylemişti.

Cumhuriyetin neslinin tamamı farklı bir kimlik taşıyordu. K. Karabekir Paşa bile bir akşamcıydı. Hepsinin üzerinde bir vebal vardır.”

Üstad, bir dava neslinin son ve sembolik bir örneği di.Allah rahmet eylesin…

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Hüseyin Yağmur
12-05-21
E mail: yenisoz.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KADİR MISIROĞLU'NU ANARKEN
Online Kişi: 25
Bu Gün: 157 || Bu Ay: 3.259 || Toplam Ziyaretçi: 1.763.314 || Toplam Tıklanma: 44.210.976