
| Kategori : / MAÂRİF (Eğitimle İlgili Yazılar) | Okunma Sayısı: 4307 |
Türkiye'de her darbe insanları tekilleÅŸtirmiÅŸtir. TekilleÅŸme bireyselleÅŸmeyi doÄŸursa iyi de, darbelerin tekilleÅŸtirmesi, "deÄŸersizleÅŸtirme ve itibarsızlaÅŸtırma" amacına matuf olduÄŸundan, sosyal dejenerasyona yol açıyor. 27 Mayıs 1960 darbesinden beri bu böyle... Çünkü darbeciler, ne güçlü birey istiyorlar, ne de güçlü toplum... Darbeciler tek güç isterler: kendi güçleri.
1985'lerden itibaren oluÅŸan "güçlü birey-güçlü toplum" anlayışı 1991 seçimlerinde düzen egemenlerini tehdit etmeye baÅŸlayınca, hemen karşı tedbirler alındı; 28 Åžubat'a giden sürecin düÄŸmesine basıldı ve kıyamet koptu... KopuÅŸ o kopuÅŸ...
28 Åžubat'ta temel aktör YÖK ve 28 Åžubatçı rektörlerdi. Kampusları askerî kışlaya çevirmeye kalkan rektörler, personelinin üzerine acımasızca yüklendiler. 1996'larda baÅŸlayan bu süreç, elbette bin yıl sürmedi ama 2010'larda, son 28 Åžubatçı rektörler görevden ayrılıncaya kadar 28 Åžubat mezalimi devam etti. Jurnalcilik, fiÅŸlemeler, soruÅŸturmalar, sürgünler, itibarsızlaÅŸtırma gayretleri, son 28 Åžubatçı rektörlerin zamanında da devam etti. (Kimse aksini iddia etmesin; 2002-2010 yılları arasında, neredeyse her yıl hakkında 2 soruÅŸturma açılmış biri olarak söylüyorum bu sözleri.)
Åžimdi İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde profesör olarak çalışmakta olan Mehmet Kara, 28 Åžubat mezalimini bizzat yaÅŸamış bilim adamlarımızdan biri olarak başından geçenleri, DüÅŸte KördüÄŸüm adıyla romanlaÅŸtırmış.
Zamanın YÖK BaÅŸkanının, Kara'nın rektörüne yaptığı idari ve sosyal baskıyı bazı ayrıntılarıyla anlatan Kara, yönetime getirilen 28 Åžubatçı rektörün üniversiteye ektiÄŸi korku tohumlarını anlatıyor. Korku kültürünün geliÅŸtirildiÄŸi üniversitede, en makbul insanlar, jurnalcilerdir. İzlenen yönetim politikası da "birbirine düÅŸür ve birbirine kırdır"dır. 12 Eylül öncesinin düÅŸmanları, darbeci zihniyet tarafından birleÅŸtirilir ve sözde irticaya karşı örgütlenir. DüÅŸte KördüÄŸüm'deki rektör, bu politikayı üniversitesinde hayata geçirir ve nisbî bir baÅŸarı elde eder. Bu süreçte, genç bilim adamlarının ekmekleri ve hayatlarıyla oynanır. Kimi sürgün edilerek bezdirilir; kimi mahkemelerde süründürülür, kiminin ailesi dağılır; intiharlar bile vardır.
Tuvaletin yanındaki odaya oturtulan akademisyenler... Çay ocağında veya kalorifer dairesinde görevlendirilen idari personeller... Unvanları ellerinden alınan hocalar... Ve en acısı da daha düne kadar aynı kıbleye yönelen, aynı seccadede secde eden insanların jurnalcilikleri ve bu jurnalciliklerin tekilleÅŸtirdiÄŸi bilim adamları...
Kara, romanında 28 Åžubatçı rektörün bir hanım dekana yaptığı zulmü de anlatır.. Bu hanım dekanın başına örülmeye çalışılan çoraplar, o günlerde basına da servis edilmiÅŸ ve bazı basın organlarının, bu haberi günlerce kullandığı hafızalardan henüz silinmemiÅŸtir.
Askerî bürokrasideki YAÅž kararlarına benzer kararlar üniversite yönetim kurullarında alınıyor ve vakit kaybetmeden hayata geçiriliyordu. Bir yandan genç akademisyenler, bir yandan da genç subay ve astsubaylar kıyıma uÄŸratılıyordu. Her zaman olduÄŸu gibi ileri yaÅŸtaki akademisyenler, ya çok iyi bildikleri "reverans"larla veya sessiz kalarak kendilerini kurtarabilmiÅŸlerdi.
DüÅŸte KördüÄŸüm romanı, düÅŸleri bile düÄŸümlenen bir kuÅŸağı anlatmaktadır. Okunmaya deÄŸer...
*
14 Ocak 2012 günü yayınlanan "Sıra Üniversitelerde" baÅŸlıklı yazımda ifade ettiÄŸim gibi ÅŸimdi sıra üniversitelere gelmiÅŸtir. Önceki hafta YÖK'te çıkan bilgisayar kayıtlarında da görüldüÄŸü üzere, ellerini ve bilimsel zihniyeti kirlenen 28 Åžubatçı yönetimler, destekçileri ve 28 Åžubat artığı bukalemunlar, yargı önüne çıkarılmalıdır.
Yazar: Namık Açıkgöz |
04-03-12 |
||
| E mail: habervaktim.com | Tweet | ||
| AHMET | |||
EKSİĞİ VAR FAZLASI YOK |
Tarih : 04-03-12 | ||
Ben de o devrenin maÄŸdurlarından biriyim. Namık Bey'in yazısında eksik var (çünkü o zulümler bir köÅŸe yazısına sığmaz), fazla yok. Allah o günleri bir daha göstermesin. Ve adalet vazifesini yapsın. |
|||