AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : EDEBİYAT / YAZI VE YAZMAK ÜZERİNE
Okunma Sayısı: 2563
Yazar: Ömer Lekesiz
ÖTESİNİ SÖYLEMEMEK

Ahsenü'l-Kasas'ta geçen 'hemmet' kelimesi sanatçı olan veya anlatmanın mahiyetiyle ilgilenen her Müslüman'ı yakından ilgilendiren önemli bir kelime.

'Hemmet'in karşılığı olarak meallerin çoğunda 'arzulamak', birkaçında 'kurmak' kelimesi kullanılmış. Ancak asıl karşılığını tek kelimede değil, bir deyimde buluyor 'hemmet': 'Yüreğinin yağı erimek'. Nitekim Râgıp el-İsfahani de Müfredât'ında onun ilk anlamını bu deyimle örneklendiriyor: 'İnsanı eriten hüzün, keder veya tasa. Şöyle Kullanılır: Yağı erittim o da eridi'.

Ahsen'ü-Kasas'ta da kadını sarmalayan, 'Eğer Rabbinin delilini görmemiş olasaydı' Hz. Yusuf'u da 'sarmalaya yazacak' olan fiili durum bu hal üzere gerçekleşiyor.

'Hemmet' kelimesinin ve dolayısıyla onunla anlatılan söz konusu durumun yazarın mahremiyetle mesafesini belirlemesi, en azından o mesafenin kuruluşunu etkilemesi de bu gerçekleşmeye dayanıyor.

Ben de bu düşünceden hareketle geçmişte 'Yusuf Sınırı' kavramını kullandım.

Bununla, Batı'da mahremiyetlerin deşifre edilmesine dayalı olan modern edebiyatın, bizde ancak 'Yusuf Sınırı'nın gözetilmesiyle yapılabileceğini söylemek istemiş, Üstad Sezai Karakoç'un 'Ötesini Söylemeyeceğim' adlı şiiriyle, Mustafa Kutlu'nun ve Hüseyin Su'nun kimi öykülerini örnek olarak seçmiştim.

Ancak zaman içinde Müslüman şairlerin İslamî kozmolojideki 'seyyaliyet' anlayışını sadece kadın-erkek ilişkilerine değil, dünyevileşmeye (sekülerleşmeye) yüz tutmuş her ilişkiye, her hale de uyguladıklarını görünce 'Yusuf Sınırı'nı onu daha da işlevsel kılacak olan 'imgelerin imhası'yla birlikte düşünmeye başladım. Başlangıcın aynı zamanda son, sonun da aynı zamanda başlangıç olduğu bu telakkide dünyevi imgeler -şiirin kendi seyyaliyeti içinde- imha ediliyorlar. Bunun açık örneklerini Mevlana'dan Fuzuli'ye, Şeyh Galib'den Sezai Karakoç'a kadar izlemek mümkün.

'Hemmet'le ilgili buraya kadar bir sorun yok. Hatta 'Yusuf Sınırı' ile 'imgelerin imhası' üzerinden yeni yaklaşımlar geliştirmek de mümkün görünüyor.

Ancak konu 'hemmet'in bir adım ilerisine geçilmek istendiğinde, dahası bu istek modern edebiyat 'yapmanın' bir gerekliliği olarak görüldüğünde karışıveriyor.

Genç öykücü olarak niteleyebileceğimiz Mihriban İnan Karatepe, geçtiğimiz günlerde edebistan'da Müslüman kadın yazarın mahremiyetle mesafesini bu bağlamda sorgulayan bir yazı yazdı.

Karatepe, neşeli bir üslupla başladığı yazısını, zihni karışıklığını itiraf etmenin sıkıntısıyla bitiriyordu: 'Örneğin; 'İstihare' öykümde çocukluktan genç kızlığa geçiş dönemini 'küp devrilmesi' olarak aktarmışım halk deyişiyle... Bu minvâlde gitmeli. Bu minvalde gitmeyince çok çamlar devirmiş mi oluyoruz acaba?'

Türk edebiyatında aşkın çok yüzlü oluşundan bahisle şu itirazı da yükseltiyordu Karatepe: 'Çıplak gerçekleri hikâye formatında insanlara sunduğunuzda ki, insanlığın ilk dili hikâye iledir, dolaylı anlatımın gücüyle mesajınızı çok daha etkili ve estetik bir biçimde iletebilirsiniz. Bu alışverişte kadın özne olunca rahatsız oluyoruz hatta kendi mahremini ortaya dökmüş olduğunu düşünerek utanç duyuyoruz. Oysa kadını ve kadınlık hallerini anlatan bir erkek bizi o kadar da rahatsız etmiyor. Oysa sahabe-i kiram hanımlarının her türlü problemleriyle ilgili sorularını başta Peygamber efendimize sonra halifelere rahatlıkla sorabildiklerini biliriz. Tarihçiler, muhaddisler bu tip rivayetleri de sansürlemeliydi o hâlde'.

Karatepe, 'Yusuf Sınırı' kavramını da düşünmüş ama farklı uygulamalarla birlikte bakınca karmaşadan başka bir şey bulamamış haklı olarak.

Karatepe'nin itirazı, sorusu, sorgusu, çözüm arayışı üzerinde ciddiyetle durulmalı çünkü bu sadece onu değil, yazar olmak isteyen yüzlerce Müslüman kadını da ilgilendiriyor.

Ancak bu fiili durumun öncelikle modern edebiyatın 'yapılmak' istenilen bir şey olmasıyla ilgili bir problem olduğunu da ıskalamamak gerekiyor; şimdiki zamanın Müslüman yazarı (hassasiyetlerini yakından bildiğim Karatepe'yi dışarda tutuyorum) dinini modern gerçekliğe, modern gerçekliği de dinine feda etmeden nasıl edebiyat 'yapabileceğini' merak ediyor.

Dolayısıyla edebiyatın hayatın içinde ve mubahattan bir şey olarak kendi hakikatiyle tekrarlandığı bir anlayıştan, melek ve şeytan arasında ittifak kurarak edebiyat 'yapma' anlayışına bağlanmak asıl problemi oluşturuyor.

Bu problem giderek yazarın mahremiyetle mesafesini ayarlamak isterken yürürlükteki mahremiyet anlayışını da yeniden kurgulamaya niyetlenişine, Hz. Yusuf'un Allah tarafından geçirilmediği 'hemmet'in ötesine geçme isteğini meşrulaştırma talebine de bağlanabiliyor.

Ancak bu eğilimi doğru değerlendirmek için başka nedenlere bakmak gerekir. Bir sonraki yazımda inşallah...

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ömer Lekesiz
26-06-12
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ÖTESİNİ SÖYLEMEMEK
Online Kişi: 18
Bu Gün: 44 || Bu Ay: 5.561 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.522 || Toplam Tıklanma: 43.897.095