
| Kategori : İKTİBAS / ÇARPIK VAZİYETLER | Okunma Sayısı: 2688 |

“Åžehrin insanı, ÅŸehrin insanı, ÅŸehrin
Kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin...”
-İsmet Özel-
Her sabah daha bir yalnız kalkıyor insan artık yatağından. Ve her gün yeni zırvalarla dolduruyor yalnızlığını. Adına medeniyet diyoruz, geçip gidiyoruz.
Medeniyet bize her gün yeni oyuncaklar sunuyor. Öyle rastgele oyuncaklar da deÄŸil üstelik, günbegün açılan yaralarımızı kaşıyan süslü oyuncaklar. Etrafımızdaki binalar yükselir, caddeler kalabalıklaşırken küçülen egolarımızı ÅŸiÅŸiren oyuncaklar...
İnternet bu oyuncaklar için biçilmiÅŸ bir kaftan. Chat kanallarıydı, arkadaÅŸlık siteleriydi, itiraf sayfalarıydı, online günlüklerdi derken, yeni “trend” facebook oldu. Televizyon programlarında tartışıla tartışıla, gazetelerde yazıla çizile bitirilemiyor facebook. Herkesi o denli sarmış sarmalamış durumda. Hatta facebook haberleri çıkıyor internet gazetelerinin haber sayfalarında. Facebook'taki “çılgın” gruplardan bahsediliyor mesela, bu hafta facebook'ta neler olmuÅŸ, kimler üye olmuÅŸ, hangi ünlüler girmiÅŸ, hangileri çıkmış, kimler atılmış.... Hani aynı magazinsel mantıkla baÅŸlık atacak olsak; “Facebook çılgınlığı aldı yürüyor” derdik.
Ama ondan önce bir “Nedir bu facebook?” diyelim.
Facebook, bugün itibariyle üye sayısı 55 milyonu aÅŸmış bir web sitesi. KuruluÅŸ amacı Harvard Üniversitesi mezunlarını ve öÄŸrencilerini bir arada tutmak, haberleÅŸmelerini ve birbirlerini kaybetmemelerini saÄŸlamak imiÅŸ baÅŸlarda. Ancak geniÅŸleye geniÅŸleye, dünyanın dört bir yanından insanları bir arada tutuyor ÅŸimdi. Bir arada tutmaktan bahsediyoruz ama, pek de saÄŸlam bir bir aradalık deÄŸil bu.
Facebook'u diÄŸer arkadaÅŸlık sitelerinden ayıran pek bir ÅŸey yok aslında. Üye oluyorsunuz, profilinizi oluÅŸturuyorsunuz, mezun olduÄŸunuz ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, çalıştığınız yer, eskiden çalışmış olduÄŸunuz yer ve bunun gibi bilgilerinizi ekliyorsunuz. Facebook'un diÄŸer arkadaÅŸlık sitelerinden daha popüler olmasının sebebi, hem biraz daha profesyonel, biraz daha afili bir tasarımının olması; hem de aslında daha “küçük” bir kitleye daha “büyük” oynaması. Facebook'un baÅŸlangıçta üniversitelilere yönelik olması onu diÄŸer sitelere nazaran daha “elit” yaptı. Daha “elit” olan, medeniyet insanları tarafından daha çok tutuldu ve sonuçta, herkesin içindeki “ilkokul arkadaşına ulaÅŸma özlemi” ortaya çıktı.
Evet, insanları facebook'a baÄŸlayan ÅŸey çoook eski arkadaÅŸlarına ulaÅŸabilmeleriymiÅŸ; üstelik çok da eÄŸlenceliymiÅŸ bu site. Sanal hediyeler var mesela. Sanal içkiler, sanal mezeler yollayabiliyorsunuz “friend list”inizdeki arkadaÅŸlarınıza. Hatta sanal çiÄŸ köfte!
Tüm bunların yanında, facebook'un çok iyi bir bilgi kaynağı olabileceÄŸini savunanlar da var. Bir ülkeyle ilgili bir araÅŸtırma yapıyorsunuz mesela, facebooktan hemen o ülkeden birileriyle tanışıp kaynaşıp ondan bilgi alabiliyormuÅŸsunuz! Ne güzel...
Ben ilkokulu bitirmiÅŸ, ortaokul hazırlık sıralarında sürünüyor ve gece gündüz ingilizce öÄŸreniyorken odam abimin odasının karşısındaydı, oturma odası da koridorun sonu. Her gün sayfalarca ödevim olduÄŸundan mıdır, yoksa tamamen kendi tembelliÄŸimle mi alakalıdır bilemem; çalışırken ne zaman bilmediÄŸim bir kelimeye rastlasam, yerimden kalkmadan karşı odaya doÄŸru bağırırdım: "Aaabiiiii, x ne demeeeeeek?"
Daha abim cevap veremeden koridorun sonundaki anne ya da babadan cevap gelirdi: "SözlüÄŸe baaak!"
Bu facebook'un ne denli uçsuz bucaksız bir bilgi kaynağı olabileceÄŸini okuyunca aklıma geldi nedense bu. Çünkü ben aslında abimle iki çift kelam edeyim, hem dersten kaytarayım hem de eÄŸleneyim diye soruyordum o sözcükleri biraz da. Yani olur da abim kelimeyi söylerse, üstüne ben bir ÅŸey daha söylerim, o bir ÅŸey söyler, sonra bir odada buluÅŸuruz, geyik yaparız diye bir umut olurdu hep içimde bir yerde. Çünkü o yaÅŸlardaki bir çocuÄŸun en sevdiÄŸi ÅŸey, kendisinden birkaç yaÅŸ büyük abi ya da ablasıyla vakit geçirmektir. (En azından benim için öyleydi)
Yani o kelimeyi öÄŸrenmeye çalışmak, abime sesleniÅŸimin yalnızca görünen kısmıydı. Hem iÅŸin baÅŸka bir tarafı da ÅŸu ki; ben sözlük kullanmayı tam da o zamanlar, koridorun sonundan gelen 'sözlüÄŸe bak'larla öÄŸrendim.
Yani; bir ülke hakkında bir ÅŸey öÄŸrenmek için önce okumak gerekir. Evet, bazı ÅŸeyleri birinci ağızdan duymak apayrı bir fırsattır, ama facebookta ilkokul arkadaÅŸlarını bulma çabasında olan tanımadığın birinin söyledikleri insana nasıl bu denli güvenilir gelebilir? Belki bilgi sahibi olabilirsin, hangi sitelere bakman gerektiÄŸini, nereyi nasıl araÅŸtırman gerektiÄŸini öÄŸrenirsin ama zaten internet engin bir deniz, bunları facebooksuz da pekala bulabiliyoruz.
Zaten bunun yanı sıra, asıl ÅŸaşırtıcı olan herkesin ilkokul arkadaÅŸlarını bulduÄŸuna bu denli sevinç çığlıkları atması, herkesin geçmiÅŸiyle bu denli ilgili olması. Birisi geçmiÅŸine bu denli özenli olsaydı gerçekten, o geçmiÅŸi kaybetmezdi. GeçmiÅŸini kaybettiyse bir kiÅŸi, onu bulması için bir internet sitesini kullanmasından daha korkunç ne olabilir?
Hem arkadaÅŸlarım olsun, hem o arkadaÅŸlar sanaldan köfte falan yollasın, hem saçma sapan gruplara üye olup vaktimi çılgınca saçmalayarak harcayayım, hem de istediÄŸim konuda araÅŸtırma yaparken istediÄŸim ülkeden insanlarla konuÅŸabileyim... Tüm bu bahanelerin ardında, aslında çok ciddi bir toplumsal hastalık yatıyor: YalnızlaÅŸma.
Türkiye'nin 'özgür' kızı Nil son ÅŸarkılarından birinde diyordu ki; “Modern zamanlarda aÅŸk buharlaşıp uçmuÅŸ mudur? Bu mudur?” Anlaşılan o ki; medeniyetin bol makyajlı özgürlüÄŸüne kapılanlar için sadece aÅŸk deÄŸil, tüm beÅŸeri iliÅŸkiler buharlaşıp uçmuÅŸtur. Elde avuçta kalmayanı, büyük binaların, yüksek teknolojinin, bilgisayarların, cep telefonlarının, televizyonların içinde canlandırmak için çırpınıp durur modern zaman insanı. O kadar kayıptır, o kadar yalnızdır ki dokunamayacağı, sarılamayacağı, klavyesiz konuÅŸamayacağı, çıplak sesini duyamayacağı, yüzünün ifadesini okuyamayacağı birinin ona tadına bakamayacağı bir içkiyi yolladığı sanrısını yaratacak butonu tıklaması bir sevinç vesilesidir.
Peki bu, göz göre göre ruhumuzun açlığına ruhsuzluk basmak deÄŸildir de nedir?
Her sabah daha bir yalnız kalkıyor insan artık yatağından. Ve her gün yeni zırvalarla dolduruyor yalnızlığını. Adına medeniyet diyoruz, geçip gidiyoruz.
Önce toprağı unuttururlar, sonra havayı ve suyu... Kir solumaya ve şık giyinmeye baÅŸlayınca, egonu ÅŸiÅŸirirler, insanın eÅŸitliÄŸini unuttururlar, kendini üstün görmenin çirkinliÄŸini unuttururlar. Hafıza ÅŸaşırtmasın diye, hatırlamayı unuttururlar derhal. Sonra ihtiyaçsız sevmeyi unuttururlar, ardından ihtiyaç duymayı unuttururlar. İliÅŸki kurmayı unuttururlar bir de... Elinize görkemli oyuncaklar tutuÅŸturur, hafızalarınızı yeniden yazıverirler; insanlıklarınızı.
Ve siz yine de çok eÄŸleniyorsunuzdur. “Çılgınca”...
“Facebook çılgınlığı sürecek!” Evet! Biz hatırlamayı ve hatırlatmayı hatırlayana dek...
müsvedde.net
Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız
NOT: Vurgular bize âittir.
Yazar: Gül Doğan |
21-02-10 |
||
| E mail: Mail Adresi Yok | Tweet | ||
| zümra | |||
yalnızız... |
Tarih : 29-12-11 | ||
teknoloji dediÄŸiniz gibi geliÅŸti ama yalnızlığı arttırdı. Kendini arayan insan yine girdaplarda buldu kendini. ve hiçbir zaman doyurulamıyacak bir açlıkla heybesinde kocaman bir hiçlikle ömür defterini dürdü insan. hazin son... çok hoÅŸ bir yazı teÅŸekkürler.... |
|||