AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / MÜLÂKÂT
Okunma Sayısı: 3198
Yazar: Yavuz Selim Güneş
DİRİLİŞ DERGİSİ DİRİLİŞ İÇİN ÇIKIYOR
Diriliş  Dergisi diriliş için çıkıyor!

Diriliş'in izinde bir dergi

Düşünsel Diriliş  Dergisi’ni Sakarya Üniversitesi’nden bir grup genç  çıkarıyor. “İnadına Diriliş!”  diyorlar. İnadına, her zorluğu rağmen yaşayacağız ve yaşatacağız diyorlar. Böylesine dergi çöplüğüne dönmüş bir ülkede dergi çıkarma başarısını göstermiş, hele ki böylesine iddialı bir ses olmayı becermiş Düşünsel Diriliş Dergisi’nin Yayın Yönetmeni Abdullah Yalnız’ı tebrik ediyoruz. Bu Diriliş erleriyle Diriliş’i ve Dergilerini konuştuk…

Düşünsel Diriliş’i üreterek, ne yapmayı amaçlıyorsunuz?

Abdullah YALNIZ: Öncelikle kendimiz dirilmeye çalışıyoruz. Sonra da etrafımızı sarmış ve hayat karşısında mışıldayan insanları dürtüyoruz, uyanmaları için... Avatar’a üç boyutlu bakıp, dünyaya tek boyutlu bakanları anlamakta zorlanıyoruz. Apolitik gençliğin bu ülke için parazit olmaktan öteye geçemeyeceğini düşünürken, diğer yandan politik holiganlığı çok ilkel buluyoruz. Dergimizin çekirdek kadrosunda dört farklı siyasal görüşten arkadaş var ve biz, inanan gençler olarak; insanlara faydalı olmak noktasında bir araya gelebiliyoruz çok şükür. Dünyaya söyleyeceklerimiz var. Bu amaçla insanlara ulaşmak için çeşitli yollar deniyoruz. Okul içinde, hatta sınıf içinde bizi rahatsız eden; inandıklarımız ve inancımız nedeniyle bize hakaret etmeye çalışan kişilere (insan değil) karşı isyanımızı göndere çektiğimiz bir platform oluşturduk. Aynı zamanda hemen her okulda olduğu gibi, öğrencisinin yangınını kendi çocuğunun ateşlenmesi gibi gören ve çağlar aşmış muallimlerimizden, ders dışında istifade etme fırsatı yakalıyoruz Diril’erek...  

“Düşünmek kaygımızı körüklüyor, farkındalığımız arttıkça acı da artıyor.”

Söyleyecek çok şey var aslında... Meselâ ikinci öğretim olup da evine geç  giden kızların, yolda bir sürü silikon iltifata (yani laf atmaya) maruz kalmasına isyan ediyoruz. Maçlara binlerce polis gönderilip güvenlik sağlanırken, sokaklarda mağara adamlarının şerrinden güvende olamamaktan sıkıntı duyuyoruz. Köşe başlarında pusuya yatarak gelen geçen ‘piliç’leri 4x zoomladıktan kesen sansarlara, bad-dua ediyoruz. Düşünüyoruz... Düşünmek kaygımızı körüklüyor, farkındalığımız arttıkça acı da artıyor. Ama biz bu acıdan mutluluk duyuyoruz. Bir iç’e sahip olmazsak hiç’e doğru sürükleneceğimizi çok net görebiliyoruz. Kabuğundan değil özünden kişiliğini temin eden insanlar olmayı amaçlıyoruz. Yaşam adlı oturumda çevrimdışı takılmayıp hayatın tam göbeğine yerleşmeye çalışıyoruz. Üniversite sınıfının bir köşesinde oraya ait olmayan bir sığıntı gibi yaşayan dindaş ve dindarlara sitem ediyoruz. Sınıfın izbe bir yerinde dört yıl tüneyerek geçirilen bir üniversite ideali, gerçekte kreşten terk insanların zihin yapısıdır.   

Genç Dergisi’ndeki güzide insanlar açtı, paslı ufkumuzu... İnsanlara yararlı olmak gibi ucu açık bir önermemiz var ve bu uğurda çabalıyoruz. Yalnızca İslâmi düşünceye sahip bir yazarın isminin duyulmasını, şiirinden bir kesitin gençlere ulaşmasını bile bir nimet/lütuf olarak görüyoruz. Velhasıl yaşamla ilgili fazla sorunumuz yok şükrolsun ama sorumuz çok! Çünkü sorusu olmayanın aldığı oksijen tüm insanlığa karşı yapılmış bir zulümdür, o temiz hava ziyan olmuştur. Onun yaşadığı hayat bir simülasyondan öteye geçemeyecektir.
 
Düşünsel Diriliş’in dağıtımı, el yordamı anonim şirketi yoluyla yapılıyor. Bu Diriliş çabanızı, özellikle kız öğrencilere tanıtmak ve ulaştırmak için siz gönüllü olmuşsunuz. İşin bu ayağında ne gibi durumlarla karşılaşıyorsunuz?  

Nihal ŞAHİN: Dağıtım sıkıntılı bir süreç... Gençler okumaktan uzaklar. Aslında bunun nedeni açık. İnsan bildiğini zannettikçe bilgisizliğin tam ortasına düştüğünü fark edemiyor. Bugün idrak yetisini en çok kullanması gereken, Üstad Necip Fazıl’ın tabiriyle ‘beynini çatlatırcasına’ düşünce kabını zorlaması gereken gençler ‘biliyorum’ edasıyla okumaya pek yanaşmıyor. Ancak inancın eylem boyutunu takip eden ve tahkiki iman peşinde koşan bir kitle var dağıtmakta zorlanmadığımız. Aslında buna tam anlamıyla da dağıtmak diyemeyiz, onlar almaya hazırlar biz bunu kolaylaştırıyoruz.

“Sessiz ve eylemsiz ruh ikliminde bir yankı gayretindeyiz!”

Tabii bu süreçte ilginç  ayrıntılara da gözümüz takılıyor. Mesela bu çalışma fikriyat ile yazıyı birleştirme temeliyle uğraşırken, bunu dert edinmesi gereken ve edebiyatla iç içe olduğunu düşündüğümüz bazı  bölümlerin (Türkçe öğretmenliği:)) çok ilgi göstermediği duyumlarını alıyoruz. Bunun yanı sıra destek görmeyi beklediğimiz insanlar ‘irşat’ başlıklı ayaküstü sohbetlerle gençlere ulaşmayı beklerken bu tür çalışmaları ‘gereksiz’ bulabiliyorlar. Oysa insana ulaşmanın en kestirme yolu düşünce ufkunu karmakarışık ederek ruhu bilinmezlik çıkmazına itmektir. Elbette ki bu süreç zor ve meşakkatli... Karışmayan hiçbir beyinden düşünce meyvesi çıkmaz. Bizim asıl amacımız zihni, sıradanlığa düşmekten kurtarmak olmalıdır. Çünkü bugün en büyük sorunumuz bu. Düşünmekten aciz, düşünmekten yoksunuz.  İmanını fikri gerilimlerle sağlam temeller üzerine oturtmayan gençler, en küçük rüzgârda dahi savrulmaktan korkar oldular. Bu yüzden okumaktan ve var olanı sorgulamaktan kaçıyorlar. İşte böyle bir gidişatın sonucunda ‘satacak metaı olanlar için kitleler bir velinimet, konuşacak adam arayanlar için kör kuyu’ haline geldi. Bizim niyetimiz ‘aklını kullanmadan inanmaya bakan’ iman ehlinin sessiz ve eylemsiz ruh ikliminde bir yankı bulmaya çalışmaktır. Bazen bir cümleyle de olsa küçük sarsıntılar yaşatmaktır. Ancak o zaman merak oluşur ve bu merak insanı ‘bulma, bulduğunda derinleşme’ tefekkürü içine atar. Perdenin ardından olup biteni seyretmek ve sonuçsuz ‘eyvah’lar çekmek yerine gölgelere toprak düşmeden, toprağa sesimizi düşürmeliyiz.  Küçük bir çaba da olsa nasiplenme duasındayız. Bu anlamda bizi takip eden ve içeriği zenginleştiren arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Son söz Zarifoğlu’nun; ‘Her sözümüz zarara, emri maruf nehyi münker bir de Allah’ı anmak müstesna’…  

Derginizin sosyo-politik kısmı sizden soruluyor. Siyaset bir rivayete göre, kendisinden Allah’a sığınılan bir durum. Yazılarınızı yazarken genele hitap etmek noktasında dengeyi nasıl koruyorsunuz?

 
Zekeriya ÖZCAN: Siyaset kimine göre bir yönetme sanatı, kimine göre iktidar mücadelesi ve birçok insana göre de yalandır. Aslında siyaset tüm bunların bir bileşkesidir. Bana göre de siyaset değiştirebilme ve yapabilme gücüdür. Ülkemizde herkes bir şeylerden yakınır ve değiştirmek ister. Evet, belkide bir manav, bir öğretmen ya da bir doktor sadece işlerini layıkıyla yaparak belli bir değişimi yapabilirler. Fakat asıl büyük ve etkili değişimi sağlayacak siyasetçilerdir. Bu yüzden siyaset çok önemlidir ve hemen hemen hayatımızın her alanında bir yere sahiptir. Maalesef, bugünkü gençliğimiz bu konuda geri durmakta siyaset kelimesini duyduklarında anlamsız ve gereksiz olduğunu düşünmektedir. Gençliğimizin böyle düşünmelerinin sebebi onlar değildir. Seksen öncesi dönemde siyaset oyunlarına malzeme edilen gençlik işleri bittikten sonra bir kenara itilmiş ve planlı bir çalışmayla depolitize edilmiştir. Bugünkü gençlikte bu çalışmaların en büyük meyvesidir maalesef. Bende yazılarımda kendi çapımda siyasi konulara değinip (özellikle gündeme yönelik) depolitize edilen arkadaşlarımızın bir nebze de olsa ülke meselelerine dikkatlerini çekmeye çalışıp bu konular hakkında biraz da olsa düşünmeleri sağlama niyetindeyim. Tabii iş siyaset olunca biraz bıçak sırtında oluyorsunuz. Yazdıklarınızın anlaşılıp anlaşılmaması bir yana herkesin bakış açısı farklı olduğu için belkide bir denge tutturmak gerektiği düşünülebilir.  Ben tam olarak öyle düşünmüyorum çünkü ne kadar tarafsız olmaya çalışsanız da iş siyaset olunca ister istemez kendi düşünceleriniz çerçevesinde yazıyorsunuz. Fakat yine de herkesin hemfikir olduğu konulara dikkat çekmeye, kimsenin sınırlarını zorlamamaya ve kutsallarına dokunmamaya çalışıyorum yazılarımda.

Her türden dünya görüşüne sahip kişilerin bulunduğu bir üniversite ortamındaki dergide, manevi konularla ilgili yazılar yazıyorsunuz. Bu durum ideolojik bir amaç peşinde koştuğunuz şeklinde algılanıyor mu?

Filiz ALTINOK: Bizim zaten dergiyi çıkarmadaki amaçlarımızdan biri de dini konularda insanları bilgilendirmekti. Bunu yaparken fıkhî ilimlerden ve özel hükümlerden ziyade genel konular üzerinde duruyorum yazılarımda. Örneğin namazın nasıl kılınacağından değil de, neden namaz kılınması gerektiğinden bahsediyorum. İnsanların İslami normları uygulaması için onlara öncelikle gönülden iman etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bizim içtenlikle yaptığımız bu çalışmaları, okuyucularımız ideolojik enformasyon olarak algılamıyor. Aksine kendilerine sunulmuş bir hizmet olarak görüp, bize olumlu geribildirimlerde bulunuyorlar. Meselâ geçenlerde peygamberimizi anlatan bir yazıdan çok etkilenen alevi bir arkadaşımızı görmek, çabalarımızın sonuçsuz kalmadığını bize göstermiş oldu.

Manevi yaşamla ilgili içten dışa, özden kabuğa, imandan amele doğru helezonik bir yapıda paylaşımlarımıza devam edeceğiz inşallah…  



Yavuz Selim Güneş

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yavuz Selim Güneş
12-05-10
E mail: Haberkültür.net
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
DİRİLİŞ DERGİSİ DİRİLİŞ İÇİN ÇIKIYOR
Online Kişi: 21
Bu Gün: 109 || Bu Ay: 2.356 || Toplam Ziyaretçi: 1.737.180 || Toplam Tıklanma: 43.587.977