RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ

 

Kardeşlerimizin Ramazân-ı Şerîf'lerini tebrik ederiz.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / -İZMLERE DÂİR
Okunma Sayısı: 2906
Yazar: Mustafa Nezihi Pesen
NİÇİN KOMÜNİST OLDULAR? İLÂÇ NE?
MARKSİZMİN İLÂCI NE?

Türkiye'de insanlar neden komünizme ve sosyalizme yöneldiler? Onları komünist-sosyalist yapan sosyal, psikolojik ve felsefi temeller, sebepler nelerdi?

Marksizmin ve sosyalizmin uzun yıllar boyunca Türkiye’de ve dünyada yaşayan müslümanları olumlu ve/ya olumsuz etkilemiş olması üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir meseledir. Öncelikli olarak en çok önemsediğim şu yönü üstünde durmak istiyorum: Etkilediği ve marksist paradigmanın içine aldığı –neredeyse- herkesi eski ‘din’inden etmiştir. Çünkü marksist paradigma/lar aşkınlığa ve Tanrı’ya kapalıdır.

Neden sosyalizme dört elle sarıldılar?
Karl Marx

Fakat aslında biraz daha geriye gittiğimizde marksizmin/sosyalizmin bunu tek başına başaramadığını(!) görüyoruz. Aydınlanma filozoflarının açtığı yollardan yürüyerek işi uç noktalara vardıran pozitivizm, sosyal-darwinizm benzeri akımlar zihinlerde çok belirgin sarsıntılara sebep olmuşlardı. Batı-dışı aydınların yaşadıkları siyasî eziklik, askerî yenilmişlik ve bunlara eşlik eden yok olma korkusu, bir alternatif olarak görünen ve batıda da emperyalizme direnmekte olan komünizme/sosyalizme dört elle sarılmalarına sebebiyet vermiştir. Çünkü batı, bilimiyle, felsefesiyle, teknolojisi ve bunun desteklediği askerî gücüyle kendisine direnen herkesi acımasızca yok ediyordu/edecekti.

Uzun bir süredir kendi medeniyetlerinden uzaklaşmış oldukları ve hatta onu geçmişe gömüp yoksaydıkları/unuttukları için; ama diğer yandan da içlerindeki insaniyeti, merhameti, direniş potansiyelini ortaya koymak istedikleri için, Marks’a ve şakirtlerine hararetle ve samimiyetle sarıldılar. Mümin atalarının, İslam’ın dünyaya nizam veren, adaletle hükmeden miraslarını, onlar, marksizmin eşitlikçi ilkeleriyle ihya edebileceklerini zannettiler, düşündüler.

Fakat kullandıkları argümanlar, içinde yaşadıkları toplumun dinle yürüyen diline yabancıydı. Onu kapsamıyordu. Hatta ona yaklaşamıyordu. Toplum onları iki kere yabancı sayıyordu: Hem batılıydılar (ilerleyen zamanlarda), hem de Moskof.

Komünizm insan anlakının son ve sarsılmaz evresi mi?

Tüm kopuş ve uzaklaşmalara rağmen hâlâ düşmana karşı müslüman toplumları birleştirip harekete geçirebilecek en önemli kaynak dindi. Dinin kutsallarıydı. Oysa komünistler dinden bahsetmiyorlardı. Ondan kaçıyorlardı. Bahsettiklerinde de bir öcüden, bir yetersizlikten, bir eskimişlikten ve prangadan bahseder gibi bahsediyorlardı. Dini düşman addetmeyen nadir birkaç ismin söyledikleri de bu yaygın anlayışın içinde kaybolup gidiyordu. Velhasıl komünistlerin/sosyalistlerin temel yanılgısı İslam (medeniyetinin) ölmüş olduğuna inanmalarıydı. Ölmediğini hissettiklerinde/gördüklerinde de (en nihayetinde batının üstünlüğünü kabul eden bir anlayışın çocuğuydular) komünizmi insan anlak’ının son, sarsılmaz evresi olarak gördükleri için inançlarından dönmediler.

 
Osmanlı'da sosyalist hareketlerMakinanın ve metaın gürültüsü İslam’ı işitilmez kılmıştı

Bütün dünyayı köleleştirmek için büyük bir hızla ilerleyen kapitalist-emperyalist tehlikeyi bertaraf etme niyet ve azminde olmalarına rağmen, İslam’ı yok sayarak karşı koymaları mümkün müydü? Çünkü yüzyıllardır bu topraklarda kök salan şey İslam’dı. Ve İslam zayıflamasına rağmen çekilip gitmemişti, yok olmamıştı. Batının ruh çürütücü, aklı ifsad edip şımartan ve putlaştıran fikirlerine karşı direnci gizliden gizliye devam ediyordu. Yeterli değildi bu karşı durma belki. Ama tamamen teslim olup kaybolmamıştı da. Makinanın ve metaın gürültüsü onu işitilmez kılmıştı. Komünistler/sosyalistler tarumar edilmiş, bozguna uğratılmış bu mazlum milletin acısının, maddi ve manevi yenilmişliğinin çaresini inancın köklerinde arayacaklarına, dışarıda aradılar. Bu dış-çareye inanmaları onları büyük kitleler nezdinde -tüm fedakârlıklarına ve cesaretlerine rağmen- şüpheli konumuna soktu.

Komünistler şunu es geçiyorlardı: Kapitalist-emperyalist güçlerin tüm saldırıları, müslümanların yaşadığı toprakları istila etmek ve buraları müstemleke haline getirmek içindi. Ve yapılan bütün seferler -az veya çok- Haçlı seferleri mantığıyla gerçekleştirilmişti. O dönemde müslüman ve milliyetçi-müslüman düşünürlerin, kitlelerin komünistlere karşı çok sert ve acımasız olmalarının en önemli nedeni bu olsa gerektir. Batılıların saldırdığı şey, kendi egemenliklerine, güçlerine, inançlarına ters olan, düşman olan İslam’dı, müslümanlardı. Sosyalistler de İslam’la bir barış yapmadıkları ve onu yoksaydıkları –hatta komünist ütopyaya giden yolu tıkayan bir gericilik olarak düşündükleri- için bir iç düşman olarak algılandılar müslümanlar tarafından.

Resmi ideoloji de boş durmadı

Resmi ideoloji ise her iki tarafı da -İslamcıları ve komünistleri- tehlikeli olarak kabul etmiş ve onları yıldırmak ve susturmak için her yolu denemiştir: Yargılama, hapis, sürgün, idam… Bir süre sonra sol, kemalist ideolojiye yanaşmaya başlayacak ve iktidarı ele geçirip ilerici ve devrimci bir dönüşümü halka rağmen gerçekleştirme hayallerine kapılacaktır. Böylece halkın değerleriyle barışık ve zinde bir teori-pratik uyumluluğuna ulaşma şansını yitirecektir. Zaten anakronik bir pozisyondan henüz kurtulamamışken eklemlenme sorunsalı solu iyice tanınmaz hale getirmiştir. Bireysel ve dönemsel çıkışlar, sorgulamalar ve kısmî olarak halkın nabzını belirlemeler/yakalamalar gerçekleşmiş olsa da sol onurluca başladığı zorlu mücadeleyi kaybetmiştir. Türkiye’nin kapitalist dünya sisteminin çarklarına kendini kaptırmadan, bağımsız ve güçlü bir şekilde yoluna devam etmesi için gereken imkanlardan bazılarını içinde barındıran sosyalistlerin reçeteleri, kifayetsiz ve menfaatçi solcuların eliyle berheva edilmiştir.*


*Sol ne zaman onurlu olmuş? Halkın nabzını ne zaman yakalamış? Türkiye'nin kapitalizme kapılmadan yoluna devam etmesi için gereken imkânlardan hangilerini barındırıyormuş sol? Sanki kifayetsiz solcular elinde berhava edilmese matah bir şey ortaya çıkacakmış gibi bir hava uyandırılmış; bunlara gerek var mı? Yazı, umûmî olarak güzel noktalara dokunmuş ama sola gereksiz bir muhabbet uyandırma sakıncasını da içinde barındırıyor. (Doğruluş)

Yazar: Mustafa Nezihi Pesen
13-06-10
E mail: Dünyabizim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
NİÇİN KOMÜNİST OLDULAR? İLÂÇ NE?
Online Kişi: 20
Bu Gün: 219 || Bu Ay: 4.000 || Toplam Ziyaretçi: 1.739.464 || Toplam Tıklanma: 43.634.084