İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / EDEBİYAT
Okunma Sayısı: 1808
Yazar: Ömer Lekesiz
ROMAN NEYİ TAMAMLAR?

ROMAN NEYİ TAMAMLAR?Romanı üreten dünyanın iddiası, onunla kaosun kozmosa dönüştürüldüğüdür.

İlk bakışta bize çok komik gelen bu iddia dinsel bir karşılığa sahiptir:

Tanrı, insanlığın günahlarına kefaret olarak İsa'yı yanına aldıktan sonra onları başı-boş olarak kendi hallerine bırakmış, diğer bir ifadeyle onlar için kaosu bir yazgı haline getirmiş; böylece genelde sanat, özelde roman Yaratıcı'nın çekilmesiyle kendi dünyasını yaratmak durumunda kalan insanın, kosa çaktığı bir düzen çivisi hükmüne bürünmüştür.

Bu pazar, Edward W. Said'in Başlangıçlar – Niyet ve Yöntem adlı kitabından (Çev.: Ferit Burak Aydar, Metis Yay.) yapacağım şu kısa alıntı, söz konusu başı-boşluk durumunun iki dünya (iki zihniyet) arasındaki farkına işaret etmektedir:

“Düzyazı kurmaca anlatı, Defoe'dan Dickens ve Balzac'a kadar tam anlamıyla gelişmiş biçimi içinde, yani büyük klasik roman olarak her gelenekte bulunan bir edebiyat türü değildir. Parçası olduğu geleneklerde bile romanın sınırlı bir ömrü olmuştur. Bunun önemli bir olgu olduğunu düşünüyorum. Belki romanın ne olduğunu bize anlatmayabilir, ama romanın hangi ihtiyaçlara yanıt verdiğini ve bir tür olarak büyük öneme sahip olduğu okurlar, toplumlar ve gelenekler arasında ne tür ilişkiler yarattığını anlamamıza yardımcı olabilir. Ne kastettiğimi kısmen de olsa anlatacak kısa bir örnek vereyim.

Modern Arap edebiyatında roman vardır, ama Arap romanlarının hemen hepsi bu yüzyıla aittir.

Bu modern eserler bir geleneğin parçası değildir; bir gün gelmiş Arapça yazan yazarlar Avrupa romanından haberdar olup böyle eserler yazmaya başlamışlardır, denilebilir.

Elbette olay bu kadar basit değildir; fakat alternatif bir dünya yaratma, gerçek dünyayı yazma edimi aracılığıyla değiştirme ya da genişletme arzusunun (Batı'nın roman geleneğinin altında yatan güdülerden biri de budur) İslami dünya görüşüne karşıt olması manidardır.

Peygamber bir dünya görüşünü tamamlamış olan kişidir; dolayısıyla Arapça'da kafirlik sözcüğü 'yenilik yapmak' ya da 'başlamak' sözcüğüyle eşanlamlıdır.

İslamiyet dünyayı ne daralabilen ne de genişleyebilen bir doluluk olarak görür. Dolayısıyla Binbir Gece Masalları'nda anlatılanlar gibi öyküler dünyanın süsleri ya da çeşitleridir, tamamlayıcıları değildir. Aynı şekilde yazarın temsil kabiliyetini, bir karakterin eğitilmesini ya da dünyanın nasıl görülüp değiştirebileceğini göstermek için tasarlanmış dersler, yazılar, uzantılar ya da bütünlük olarak da görülemez.

Bu nedenle Arap edebiyatında bir tür olarak otobiyografi örnekleri bile çok azdır. Ama olanlar da çok özeldir. Modern Arapçadaki en güzel örnek ve en ünlü kitaplarından biri Taha Hüseyin'in üç ciltlik otobiyografisi El-Eyyam'dır (İngilizceye Günlerin Akışı diye çevrilmiştir) ve bunların en ilginci yüzyılın sonunda bir Mısır köyünde geçen çocukluk yıllarını anlattığı birinci cilttir.

Hüseyin bu kitabı yazdığı dönemde zaten bilgili bir edebiyat adamı ve Avrupa'da aldığı eğitim sayesinde geleneksel İslami kültürlerle Batı kültürlerini kendine özgü bir tarzda birleştiren eski bir El-Ezherciydi.

Hüseyin'in bir akademisyen olarak elde ettiği başarılar El-Eyyam'ın kayda değer yönlerinden birini açıklamak için yeterli değildir. Zira Hüseyin'in çocukluğuna dair anlattığı her olay bir şekilde Kur'an'la bağlantılıdır – bir öğreti malzemesi olarak değil, günlük yaşama ait bir mevcudiyet ya da olduğu olarak…

Dolayısıyla çocuğun en büyük tutkusu Kur'an'ı ezberlemektir; ezberini layığıyla yerine getirdiğinde babası mutlu olurken, aksadığında zılgıtı yer; arkadaşları da onunla birlikte öğrenmektedir. Kitapta böyle şeyler anlatılır.

Kitabın anlatı tarzı Kur'an Arapçasına hiç benzemez, bu nedenle Hıristiyan geleneğinde olduğu gibi bir taklit ve dolayısıyla ilave söz konusu değildir. Daha ziyade yaşamın Kur'an yoluyla dolayımlandığı, şekillendirildiği izlenimini alırız; çocuğun yaşamındaki bir hareket ya da bir olay ya da bir duygu kaçınılmaz olarak (ve her zaman ilginç bir tarzda) Kur'an'la arasındaki bir ilişkiye indirgenir. Bir başka deyişle hiçbir eylem Kur'an'dan ayrılamaz; aksine her eylem Kur'an'ın zaten tamamlanmış mevcudiyetini ve dolayısıyla insanın var oluşunu onaylar.”

Romanın ilk üretim şartları (taklidi) açısından Mısır romanıyla Türk romanı farklı siyasal ve sosyal gerçekliklere dayansalar da aynı maceranın farklı parçaları olmaları bakımından çok benzeşirler. Bu bakımdan Said'in örneğini Türkiye'den bir örnekle açmaya gerek yok.

Son tahlilde Said'in vurguladığı husus ciddi bir zihniyet ve kültür ayrıma işaret etmekte olup, roman yazmaktan vaz geçmesek de hem ilk üretimi hem de mevcut durumu itibariyle bu ayrım üzerinden romanı sorgulamak, kendi mukallitliğimizi ve özgünlüğümüzü sorgulamak bakımından önemli hale gelmektedir.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Ömer Lekesiz
01-05-16
E mail: yenisafak.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
ROMAN NEYİ TAMAMLAR?
Online Kişi: 21
Bu Gün: 160 || Bu Ay: 3.262 || Toplam Ziyaretçi: 1.763.321 || Toplam Tıklanma: 44.211.123