AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / KÜLTÜR ve MEDENİYET
Okunma Sayısı: 269
Yazar: Salih Cenap Baydar
BEDEVÎ KAFASIYLA MEDENİYET İNŞA EDİLMEZ

BEDEVÎ KAFASIYLA MEDENİYET İNŞA EDİLMEZBatı dillerinde “medeniyet” kelimesinin karşılığı olan “civilisation”, Latincede “şehirli” anlamına gelen “civilis” kelimesinden türetilmiş.

Civilisation, şehirlileşmek, şehre uymak, şehirli gibi davranıp yaşamak demek.

Türkçede karşılık olarak üretilen medeniyet kelimesinin kökü, Arapçada şehir anlamına gelen “medine”.

Medeniyetle eş anlamda kullandığımız “uygarlık” ve “medeni” kelimesi ile eş anlamlı kullandığımız “uygar” kavramlarının kökeninde "belli yasalara uyarak şehirde yaşayan halk” manasındaki “uygur” kelimesi var. Göçebelikten yerleşik düzene geçen ilk Türk topluluğu sayılan Uygurlardan mülhem.

Medeniyet teriminin düşünce tarihi boyunca kazandığı anlamların ortak noktasında, hukukun üstünlüğünün benimsendiği bir “şehir hayatının”, sosyal, siyasal, entelektüel, kurumsal, teknik ve ekonomik alanlarda mümkün kıldığı birikim, seviye ve fırsatlar var.

Yani medeniyet için şehir ve şehirlilik bilinci şart. Tanımı gereği, köyde medeniyet olmaz.

Köyler, çoğu zaman aralarında akrabalık ilişkileri bulunan, benzer şartlarda yetişmiş, benzer inanç ve görüşleri benimsemiş, yabancıları ve aşinası olmadıkları hemen her şeyi şüphe, korku ve düşmanlıkla karşılayıp hayatlarında çıkartmaya çalışan, herkesi zorla kendilerine benzetmeden, benzetemediklerini yok etmeden rahat edemeyen kimselerin bir arada yaşadığı yerler.

Buna mukabil “şehir”, tamamen farklı yerlerden gelmiş, birbirlerine yabancı, farklı diller, lehçeler konuşan, farklı inançlara ve hayat tarzlarına sahip olan, birbiriyle imtizaç etmeyen görüşlerin sahibi insanların bir arada yaşadığı yer.

Birbirlerine hiç benzemeyen yabancıların bir arada huzur ve emniyet içinde yaşayabilmesini temin eden toplumsal sözleşmelerin yokluğunda “medeniyetten” bahsetmek mümkün değil.

Bedevilerin dünyası gücün, kaba kuvvetin, medenilerin dünyası ise hukukun, sözleşmelerin belirleyici olduğu bir dünya.

Medeni kelimesinin Medine’den gelmesi boşuna değil.

Mekke’den Medine’ye hicretten kısa bir süre sonra Hz. Muhammed’in önderliğinde hazırlanan “Medine Vesikası” yahut “Medine Sözleşmesi”, Medine şehir devletini oluşturan kabilelerin birbiriyle ve diğer kabilelerle ilişkilerini, fertlerin sahip olduğu hak ve hürriyetleri belirli esaslara bağlayan, can, mal ve namus güvenliğini hukukî güvence altına alan bir metin.

Daha önce siyasal alanda güçlü, nüfuslarının çoğu müşrik Araplardan oluşan Evs ve Hazrec kabileleri ile, ziraat, ticaret, demircilik, silah yapımı, dokumacılık ve kuyumculuk konularında üstün, Yahudi Benî Kaynuka, Benî Nadîr ve Benî Kurayza kabilelerinin birbirleriyle sürekli didişip durduğu Yes’rib bölgesi, “Medine” vasfını ancak bu sözleşmenin ortaya çıkması ile hak etmiş.

On bin civarındaki Yes’rib nüfusunun yüzde kırk beşini müşrik Araplar, yüzde kırkını Yahudiler, yüzde on beşini Müslüman Araplar teşkil ediyordu. Yani Müslümanlar şehirde azınlıktaydılar. Buna rağmen, bağlayıcı bir sözleşme yapmayı öneren Hz. Peygamber, taraflar arasındaki anlaşmazlıklarda son yargı mercii ve ordu kumandanı olarak kabul edilmişti.

Hz. Muhammed, Müslümanlar, putperest Araplar ve Yahudilerin, birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen kuralları belirleyerek, birbirlerinin dinlerini benimsemeyen, hatta birbirleriyle kanlı bıçaklı olmuş grupların beraberce yaşayabileceği “Medine’yi” kurmuştu.

Günümüzde, bir yandan medeniyetin ihyasından bahsederken, bir yandan da etraflarında kendileri gibi düşünmeyen, hareket etmeyen, kendilerine benzemeyen herkese korku ve nefretle bakan, “düşman kabileden” diye işaretledikleri komşularını, mesai arkadaşlarını bir kaşık suda boğmak için fırsat gözleyen, şehirde yaşadıkları halde şehrin, hukukun, toplumsal sözleşmelerin mahiyetini kavrayamamış, ilkel bir hayatta kalma endişesinin her geçen gün daha vahşileştirdiği, “şehirlerde yaşayan bedevilerin” tenakuzunu müşahede ediyoruz.

Medeniyet böyle ihya edilmez.

Bütün farklılıklarımızla bir arada yaşayabileceğimiz şehri kurabilmek bir meydan okumadır.

Medeniyet ancak bu zorlu meydan okumaya cevap verilebildiği ölçüde kurulur.

Gerisi lafügüzaftır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Salih Cenap Baydar
26-05-20
E mail: karar.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
BEDEVÎ KAFASIYLA MEDENİYET İNŞA EDİLMEZ
Online Kişi: 18
Bu Gün: 48 || Bu Ay: 5.565 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.528 || Toplam Tıklanma: 43.897.452