MEVLİD KANDİLİ

Bu gelen ilm-i ledün sultânıdır
Bu gelen tevhîd ü irfân kânıdır

Mevlid Kandiliniz mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 106
Yazar: Kenan Alpay
KEMALİZMDEN ÜRKÜYORSAN YENİ ANAYASA YAPMAYA KALKMA

KEMALİZMDEN ÜRKÜYORSAN YENİ ANAYASA YAPMAYA KALKMAYeni Anayasaya Eski Mantık Sorunu 

“Daha demokratik ve daha özgürlükçü yeni bir anayasa, vesayetle hesaplaşan ve halkın önünü açan ileri bir anayasa, Türkiye’yi ekonomik refahıyla siyasi istikrarıyla parmakla gösterilecek bir hukuk devleti haline getirecek seçkin bir anayasa” gibi sözler ister istemez bir heyecan dalgası yaratıyordu bu ülkede. Ama kabul edelim ki, birkaç yıldan bu yana yeni anayasa tartışmaları kamuoyunda ciddi bir karşılık bulmuyor. Çünkü anayasa tartışması muhtaç olduğu uzlaşma zeminini artık hızla kaybediyor ve toplum nezdinde siyasetçilerin gündem değiştirmek üzere sık sık sarıldığı polemik malzemelerinden biri olarak algılanıyor maalesef. Bırakalım evrensel hukuk literatüründe örnek alınacak, dünya halklarına ilham kaynağı olacak yeni bir anayasa yapma iradesini askeri darbecilerin 1961 ve 1982 anayasalarında bürokratik oligarşi hesabına halka dayattığı “değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” prensipleri dahi tartışacak iklimden mahrum kalmak ne berbat bir tutsaklıktır.

Oysa henüz birkaç ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan “Cumhuriyetimizin 100. Yılını darbe anayasasıyla değil bu ülke ve millete yakışan yeni ve sivil bir anayasa ile karşılayalım” demişti. Aynı konuşmada yeni anayasayı konuşmak ve hazırlamak için şartların gayet uygun olduğu ısrarla vurgulanmıştı. Evet, halen devam ediyor bu vurgular. Ama bu vurguların hemen hepsinin önünde amalı, fakatlı, lakinli cümleler kurularak “ilk dört madde hariç” yeni anayasa teklifleri yer alıyor. Birçok tuhaflık var bu tartışmalarda. Anayasanın “değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” ilk dört maddesini siyaset ve toplum neden tartışamazmış ki? Bu tür teklifleri ilk elden HDP’ye ve hemen akabinde PKK’ya, FETÖ’ye bağlayarak itham ve ilzam etmek Türkiye’ye hiçbir fayda getirmez. Hem askeri vesayeti kırmış olmaktan, darbe tehditlerini silmiş olmaktan, her kesimle istişare ederek yazılacak sivil ve demokratik anayasadan bahis açıp hem de 27 Mayıs ve 12 Eylül cuntaları tarafından ana çerçevesi belirlenen “kırmızı çizgilere” ölümüne sahip çıkmak sürdürülebilir bir çelişki değil.

Hukukun üstünlüğü ve halkın iradesini temsil eden siyasetin evvelemirde konjoktürel polemikleri aşacak orta ve uzun vadeli planları, projeksiyonları, kadroları bünyesinde tutması gerekiyor. Elbette siyasetin rutinleri, ayak oyunları, pazarlıkları, rakiplerini boşa düşürme hamleleri ister istemez işler ama böylesi büyük iddia ve görevler mevcut şablonlara mahkûm edilemeyecek kadar hayati önem taşırlar. Görülen o ki siyaset ve bürokrasi hâlâ 15 Temmuz travmasıyla hareket ederek önce hareket alanını akabinde de toplumsal desteğini kısıtladıkça kısıtlıyor. Bu travma ve kısıtlama duygusu siyaseti halktan kopardığı gibi bürokrasiyi hantallığa, ekonomiyi de daralmaya doğru sürüklüyor. Medya üzerinden oluşturulan suni heyecan dalgaları tam da bu sebeplerle önü alınamayan enflasyon, işsizlik, dolar kuru, hayat pahalılığı, ehliyet ve liyakat krizi, çarpık yargı gibi kimi kalın duvarlara toslayarak dağılıyor.

Türkiye neden FETÖ ve PKK ile mücadele ederken Kemalist ideolojiye, Atatürkçü devlet mantığına mahkum ve mecbur kalsın ki?! Müslüman bir toplumun bürokratik oligarşinin dayatmalarına teslim olması, Atatürk milliyetçiliğine ve laikliğe bağlı kalması anayasayla mı teminat altına alınacak? Dileyen Atatürkçü-Kemalist olur, dileyen laik-seküler hayat tarzını benimser elbette. Ancak Müslüman fertleri, aileyi ve toplumu Tek Adam ve Tek Parti rejimi tarafından uydurulan “makbul vatandaş” tipine göre tanzim etmeye kalkışmak olacak iş değildir. İslam’ı kamusal hayattan silip atmaya kalkışan Kemalist devlet mantığı ve kadroları öncelikle ve daima “Türk’ün dini Kemalizm’dir” fanatizmiyle hareket etti, bunlar ne unutulur ne de affedilir.

Vesayetle yüzleşmek ve hesaplaşmak ıskartaya çıkmış, alay konusu olmuş, hiçbir itibarı kalmamış 12 Eylül ve 15 Temmuz cuntacılarıyla mücadele etmekten ibaret değildir. Kurucu değerlerin Kemalizm’den müteşekkil olmadığını cesaretle vurgula(ya)mayan siyaset her zaman zaaf yaşar, meşruiyeti de kudreti de zayıflar. Gerçek manada yenisi yapılamayacak anayasa çalışmalarını yaklaşan seçim gündemine kurban etmek hiç de akıl kârı olmayacaktır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Kenan Alpay
09-10-21
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KEMALİZMDEN ÜRKÜYORSAN YENİ ANAYASA YAPMAYA KALKMA
Online Kişi: 16
Bu Gün: 173 || Bu Ay: 3.330 || Toplam Ziyaretçi: 1.823.971 || Toplam Tıklanma: 45.528.585