
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 470 |
İnsanlık tarihi pek çok medeniyete ev sahipliÄŸi yaptı. Toynbee’nin geçen yüzyılın başında ortaya attığı medeniyet tezi halen tartışılıyor. 1914 sonrası dönemde Batı medeniyetinin tehdit altında bulunduÄŸu tespitini yapan Toynbee kendine niçin bazı medeniyetler geliÅŸirken diÄŸerlerinin çöktüÄŸü sorusunu sorar. Medeniyetlerin de dört aÅŸaması bulunduÄŸunu söyleyen İbn Haldun ve Spengler’den etkilenen Toynbee, XIX. yüzyıla damgasını vuran ilerlemeci tarih anlayışına karşı döngüsel tarih anlayışını savunur. Toynbee, II. Dünya Savaşı’ndan sonra dinî bakış açısıyla tarihin ilâhî bir gerçeklik tarafından biçimlendirildiÄŸi tezini dile getirmiÅŸtir.
Toynbee’ye göre bir medeniyet, içinde bütün insanlığın tek bir ailenin üyeleri gibi tam bir uyum halinde yaÅŸayabileceÄŸi bir düzen teÅŸkil etme çabasıdır. Bu süreçte dinin hayatî bir önemi vardır. Bir medeniyetin varlığını sürdürebilmesi dinle iliÅŸkisinin güçlü olmasına baÄŸlıdır.
“Uygarlıklar Yargılanıyor” adlı eserinde Toynbee, Batı medeniyetinin Yunan-Roma medeniyetinin temsilcisi sayıldığını ifade etse de Batı medeniyetini sadece Helen medeniyetinin bir sonucu görmenin yanlışlığını vurgular. Çünkü Batı medeniyetinin öncülü sayılan Yunan medeniyetinin doÄŸrudan Mezopotamya medeniyetinden beslendiÄŸini ortaya koyar. Bu sebeple de dünya tarihinde 30 kadar medeniyet kurulduÄŸunu belirterek bunları etkileÅŸim durumlarına göre ayırır. Buna göre İnka, Aztek ve Orta Amerika Kızılderili medeniyeti haricinde diÄŸer medeniyetlerle etkileÅŸimde bulunmayan hiçbir medeniyet yoktur.
Din ile baÄŸlantısı zayıflayan, bilim ve düÅŸünce üretiminde geri kalan medeniyetler güçlü olan komÅŸu medeniyetlerin içinde erimektedir. Toynbee’nin döngüsel tarih anlayışının özü budur. Hem dini altyapısıyla hem de kültürel zenginliÄŸiyle öne çıkan medeniyetler arasında Çin, Hint, Mezopotamya, Mısır ve İslam medeniyetine özel yer verir. Bu sebeple Toynbee’nin yetkinleÅŸtiÄŸi asıl saha DoÄŸu medeniyetleridir. Tabii ki bu çalışmalarını temsil ettiÄŸi Batı medeniyetinin geleceÄŸine dair endiÅŸelerinden dolayı gerçekleÅŸtirir. Toynbee’den sonra bu bayrağı Huntington devralmıştır. Son yirmi yılda baÅŸta ABD olmak üzere Batı ülkelerinde artan Evanjelist saldırganlığın arkasında bu fikirler yatmaktadır. Çökmekte olan Batı medeniyetini kurtarmaya dönük bu çabalar “sadece güçlü olan kazanır” felsefesiyle birlikte “vad dilmiÅŸ topraklar” kliÅŸesi üzerinden dini fanatizme dönüÅŸmüÅŸtür.
Özellikle İslam’a yönelik saldırıların son 30 yılda artmasının arkasında Batı’nın yaÅŸadığı bu korku yatmaktadır. Çünkü “bitti, öldü, tarihe karıştı” denilen İslam, her seferinde küllerinden doÄŸarak etki sahasını geniÅŸletmektedir. Bu gerçek, Batılı ülkeleri ÅŸaÅŸkına çevirdiÄŸi gibi saldırganlıklarını da artırmaktadır. İslam’ın sadeliÄŸe ve tevhide dayalı yapısı tüm insanlığın zihninde ve gönlündeki arayışlara cevap taşımaktadır. SaÄŸduyu sahibi Batılılar da bu gerçeÄŸi görmektedir. İslam’ın medeniyet anlayışı evrensel yönüyle tüm insanlığı kucaklayacak tek alternatif olma özelliÄŸini gün geçtikçe artırmaktadır.
Toynbee, Batı’nın çöktüÄŸünü ve geleceÄŸin İslam medeniyetine gebe olduÄŸunu 100 yıl önce fark etmiÅŸti. Åžimdilerde ABD liderliÄŸindeki Batılı ülkeler de bunun farkında. Türkiye özelinde yürütülen kuÅŸatma çabalarının ardında bu farkındalık yatmaktadır. Burada asıl sorun İslam medeniyetinin taşıyıcısı olması beklenen Müslümanların halen derin uykuda olmasıdır.
Bir medeniyet davamız olduÄŸunu hatırlayanların sayısı arttıkça Batı’nın saldırganlığı daha da artacaktır. İslam’ın geliÅŸi sadece Müslümanlarla kayıtlı bir geliÅŸ de deÄŸildir. İslam’ın geliÅŸi tüm insanlığın adalete, hakikate, merhamete, yardımlaÅŸmaya olan özlemlerinin bir sonucu olarak gerçekleÅŸecektir. Yeter ki “Ey iman edenler! İman edin…”(Nisa-136) ayetinin sırrına eren Müslümanlar olalım. Gerisi kendiliÄŸinden gelecektir.
Yazar: Yunus Emre AltuntaÅŸ |
09-11-21 |
||
| E mail: dirilispostasi.com | Tweet | ||