
| Kategori : SANAT / ŞEHİR ve MÎMÂRÎ | Okunma Sayısı: 661 |
Nasıl?
Bekâra karı boÅŸamak kolay.
Sloganı atıyorsun ama ÅŸu iÅŸin nasıl yapılacağını da söyle bakalım.
Sabır kardeşim, sabret biraz.
Türkiye’de nüfus, ülke topraklarının %3’üne sıkışmıştır. (Gerçi dünyada da böyle ya!..)
Bu sebeple tıkış tıkış, nefes alınamaz bir yapılaÅŸma vücut buldu. İstanbul 20 milyona ulaÅŸtı.
Daracık sokaklar.
İnsanın üstüne üstüne gelen devasa apartmanlar. Yetmedi gökdelenler.
Camdan binalar.
Camdan bina nedir?
Bir illüzyon. Yani “Yok bina”. Burdan bak, arkasını gör. Böyle bir imaj.
Türkiye’de bütün ÅŸehirlerin havası kirli. İstanbul’da Çamlıca tepesine çıkın, yaz-kış ÅŸehre ÅŸöyle bir bakın. Bir gri bulut her yanı örtmüÅŸtür, bazı semtler görünmez olmuÅŸtur.
Sanayi ÅŸehri bu mudur? Evet budur. Lakin bizimki sanayi deÄŸil ortaya karışık, sorunları kangren olmuÅŸ bir yapı, neredeyse çapraz bilmece.
Fazla uzatmayalım.
Metropol’de yaÅŸayanlar stres altındadır. Bu ÅŸehirden kaçmak isterler ama, ÅŸu veya bu sebepten güç yetiremezler. Modern hayat tarzı (Bu konu çok geniÅŸ) ahtapotun kolları gibi insanı kuÅŸatmıştır.
Peki, nasıl oldu da, insanoÄŸlu böylesi bir kapalı cezaevine kendini bile-isteye tıkıverdi?
BM’nin üç bin sayfalık raporuna (2021) göre buna sebep “170 Yıllık İnsan Hatası”dır.
“170 Yıllık İnsan Hatası” nedir?
Sanayi Devrimi efendim, sanayileÅŸme.
Åžu “put haline getirilen” ilerleme-geliÅŸme-büyüme-zenginleÅŸme-refah ve konfor hayalinin motoru.
Bu hayal gerçek oldu, insanların hayatı kolaylaÅŸtı, bir konfora kavuÅŸtular.
KavuÅŸtu lakin bu konfor pahalıya patladı. Åžöyle ki dünyanın çivisi çıktı. BildiÄŸiniz ÅŸeyler. Ozon tabakası delindi, yeryüzü ısındı, kuraklık, seller, yangınlar, kasırgalar aldı yürüdü. Çevre meselesi ön plana çıktı. Konferanslar toplandı. Her seferinde sera gazlarının azaltılması istendi. Ancak en çok sanayileÅŸen, atmosferi en fazla kirleten ülkeler buna razı olmadı vs. vs.
Kapitalizm kölelerin kanından devÅŸirdiÄŸi tatlı hayat iksiri ile insanlığı sarhoÅŸ etmiÅŸti. İnsanlar kazanımlarını (konforu) terketmek istemiyorlardı. Onları avutacak bir yol bulundu: Sürdürülebilir kalkınma.
Bizdeki macera ise ÅŸöyle oldu: İlk emir: “Altına hücum!”
Yani metropole doğru bir bitmeyen koşu. İlk giden kazanıyor.
Büyük ÅŸehirleri oluÅŸturan karmakarışık yapılaÅŸma sanayileÅŸme sonucu deÄŸil, rant ekonomisi ile vücut buldu. Kapanın elinde kalan servet. İstanbul: Taşı toprağı altın.
Aradan yarım asır geçti ve birden yer sarsılmaya baÅŸladı. Marmara depremi ardından “asrın felaketi”. Deprem çürük-çarık yapıları dümdüz ediyor. YaklaÅŸan büyük İstanbul depremi metropol ahalisinin uykularını kaçırdı ve yetkililer tedbir almak için kolları sıvadı.
Çare: Kentsel dönüÅŸüm.
İyi, güzel. Çürük binaları yıkalım, saÄŸlamını yapalım. Tamam. Ama arkadaÅŸ binaları bırak bazı semtlerin tamamı çürük. Ve bu semtlerde milyonla nüfus yaşıyor. Bu semtlerin dönüÅŸümü kaç yıl sürer? Bu sebeple esas olarak zihinlerde bir dönüÅŸüm gerekiyor.
Nedir o?
Sanayiden uzaklaşıp tarıma, topraÄŸa yönelmek. Kapalı cezaevlerine dönmüÅŸ bu ÅŸehirlerin kapılarını açın. İnsanları özgürlüÄŸe kavuÅŸturun. Uçsuz bucaksız ovalar bizi bekliyor.
Şehirleri boşaltın.
FotoÄŸrafta gördüÄŸünüz ev âfet bölgelerinde (köylerde) bulunan vatandaÅŸlar için (evleri yanan veya yıkılan) yapılmış.
Üç artı bir oda sayısı var. YeÅŸillikler içinde bu evlerin yöresel mimariye uygun beÅŸ farklı tipi bulunuyor. Tek veya iki katlı. Etrafında diÄŸer evler, ahırlar, köy konağı ve camisi var. Bu evler 45 günde yapıldı.
Ev deÄŸil villa.
İnsan hevesleniyor.
Bu anlayış ile Anadolu’nun müsait yerlerine ÅŸehirlerin kurulduÄŸunu düÅŸünün. DönüÅŸüme uÄŸrayacak semtlerin sakinlerine böyle bir teklif götürün. Diyelim teklif kabul edildi. Bu insanlar ne yiyecek, ne içecek, nerede çalışacak?
Yahu arkadaÅŸ ben bir hikâyeciyim, bana o kadar yüklenmeyin.
İstanbul’un yüzde yetmiÅŸi halen köylüdür. Merak etmeyin bu hayatı isterler, yeter ki geçim derdi olmasın.
Yöneticiler böyle bir giriÅŸimi kabul ettiklerinde bu iÅŸi üstlenecek kadrolar hazır.
Åžehir plancıları, tasarımcılar, müteahhitler, mühendisler, iktisatçılar, iÅŸ insanları vb.
Tarımı önceleyen, lakin tekstil vb. gibi çevreyi kirletmeyen; suyu, havayı, toprağı zehirlemeyen sanayilerin de vücut bulduÄŸu bu yeni hayat tarzının felsefesini, fizibilitesini yaparlar. Evet yeni hayat, sade hayat.
Deprem bize bu fırsatı verdi.
En azından böyle ÅŸeyler düÅŸünmeye baÅŸladık.
Olur mu? Olur!..
Yazar: Mustafa Kutlu |
21-06-23 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||