
| Kategori : / AKTÜALİTE | Okunma Sayısı: 3371 |
28 Åžubat 1997’deki sürecin muhafazakar kesimde nelere mal olduÄŸunu, henüz yeterince konuÅŸamadık. Daha çok dış yüzeydeki kaba ve hoyrat kalıpların üzerinde dolanıyoruz; Medya’nın darbe taraftarlığını, dar ve seçkin sermaye guruplarının marifetlerini, baÅŸta YÖK ve HSYK gibi kurumların brifingler çerçevesinde yüklendiÄŸi rolleri konuÅŸuyoruz... Bunların hepsi, dışarıdan gelenlerdir, henüz içerisini konuÅŸmadık biz...
‘İçerisi’ ve ‘Dışarısı’ kavramlarının taşıdığı hayli genelleyici ve tartışmaya açık tüm bagajlarını da hesaba katarak soruyorum: 28 Åžubat öncesi ‘biz’iyle, 28 Åžubat sonrası ‘biz’i arasında neler deÄŸiÅŸmiÅŸtir? Daha da önemlisi, iç sivil hareketlerin, modası geçmiÅŸ ve nerdeyse obsesif bulduÄŸu ‘biz’e gerek var mıdır? Oysa, İslamcı düÅŸünceyi salt refleks olmaktan çıkaran en önemli argüman ‘medeniyet tasavvuru’dur. ‘Biz’i olmayanın, ‘medeniyet tasavvuru’ olur mu? 28 Åžubat’ın İslami kesimde yol açtığı atomizasyonu ne zaman konuÅŸacağız?
***
28 Åžubat sürecinin daha evvelki darbe birikimlerini de üstlenerek mütedeyyin kesimlerdeki en derin yaralarındandır, ‘biz kimiz’ sorusu... Dışarıdan bakıldığında; yerli ve dindar halk kesimlerinin ‘birinci tehlike’ ilan edilerek tedhiÅŸ edildiÄŸi bu süreç, itiraf edelim/etmeyelim, bir tür içe kapanış, özeleÅŸtiri yolu açmıştır. Milli Nizam’dan itibaren üst üste kapatılan partilerin yol açtığı yorgunluk, kitleleri, partileÅŸme dışında sivil siyaset imkanları aramaya yönlendirmiÅŸtir. 2000’lerde yaÅŸanan sivil toplum örgütlenmesine dair sosyal patlamayı, sadece küresel modlarla açıklayamayız. Evet, dünyada böylesi sivil bir gidiÅŸat vardı, lakin ülkemizde de siyasetin, vesayetçi zihniyetler aracılığıyla kesilen yolları, bu artışı hızlandırmıştı... 28 Åžubat’ta siyasetten kesilen umut, sivil hareketliliÄŸe yöneliyordu... Hemen her mahalle ve sokakta açılan yardım dernekleri, hemÅŸehri dayanışma gurupları, mesleki lokaller, vakıflar, çatılar, elbette rastlantı deÄŸildir...
Peki, aynı süreçte, siyaset için ‘deniz bitmiÅŸ miydi?’
AK Parti’nin ‘gömlek’ üzerinden kliÅŸe edilen deÄŸiÅŸim kararı, hatta Bahçeli siyaseti baÄŸlamında ‘salon’a çekilen MHP ve onun öncesinde dini vurgu ile ‘eksen’ saptayan Muhsin YazıcıoÄŸlu faktörlerini de bir arada görürsek... Önce kimlik kaybedip ardından eriyen ANAP/DYP zeminlerini de buna eklediÄŸimizde... Türkiye Sağı’nın, 28 Åžubat sonrası yeni bir paylaşım ve dönüÅŸüm içine girdiÄŸini görürüz...
28 Åžubat’ın yol açtığı paradoksal iki sonuç olarak; aynı anda hem global hem yerli duyarlılıkların hız kazanması meselesi dikkate deÄŸer. Daha evvel ‘ahlak ve maneviyat’ gibi genel bir duyarlılıktan neÅŸet eden ‘biz’ tasavvuru, 28 Åžubat’tan sonra sanki kapatılmış bir sayfadır. 1- Etnik duyarlılıkları fark ediÅŸ ve öne çıkarışla... 2- Evrensel hukuk ve demokrasi söylemleriyle gerçekleÅŸen küresel eklemlenmeyle... Artık, daha iliÅŸkisel, daha geçici ‘biz’ler vardır...
Son dönemde; Gülen Hareketi’nin ‘diyalog ve gönüllülük’ esaslarına dayalı önerisi, evrensel vurgusuyla temayüz ediyor. Keza; darbe sonraları artan mistik/tasavvuf eÄŸilimleri de sayabiliriz. Lakin; 28 Åžubat sonrasında ‘Kürt Sorunu’ ve ‘Azınlık Hakları’ gibi iki önemli performansın ötesinde üretilmiÅŸ herhangi baÅŸka bir fikriyat var mıdır, İslamcı DüÅŸünce galerisinde?
Pınar, İktibas ve Akabe çevrelerinin Kuran ve Tevhid eksenli müdavim söylemleri, Kocav’ın Türkiye sosyolojisini kurma/devam ettirme çabaları gibi birkaç sabırlı sözün dışında, dönemlik performans ve polemiklerle oyalanan halimizin farkında mıyız? Protesto var ama manifesto yok! İslamcı düÅŸüncenin ‘biz’ üzerinden yaÅŸadığı duraÄŸanlık, etnik içe kapanışa eÅŸlik eden global söylem hayranlığıyla kendini katmerlendirirken... AK Parti ve Muhafazakarlık söylemi, her ne kadar muÄŸlak ve pragmatik bulunsa da ‘biz’ üzerinden düÅŸülmüÅŸ boÅŸlukta makes buluyor. İslamcı DüÅŸünce, güya ‘muhalif’ ÅŸovlardan ibaret olmasa gerek...
Yazar: Sibel Eraslan |
29-02-12 |
||
| E mail: stargazete.com | Tweet | ||