HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / TEFEKKÜR
Okunma Sayısı: 5013
Yazar: Esed EseoÄŸlu
MODERN KAFADAN SIYRILMAK GEREK (Nazife Şişman'ın kitapları çevresinde)

DeÄŸiÅŸen dünyayı tahlil eden yazılar günü anlaşılır kılma çabasında olunca okumadan olmuyor. Nazife ÅžiÅŸman’ın Günün Kısa Tarihi kitabı, bu ÅŸekilde bir arayış içinde olanların kaçırmaması gereken bir kitap. 2008 yılında TimaÅŸ’tan çıkan Günün Kısa Tarihi, Nazife ÅžiÅŸman’ı az çok takip edenlerin pek de garipsemeyeceÄŸi tespitler içeriyor.

‘Modern’  denileni sorgularken geçmiÅŸi bu sorgulamada bir araç olarak kullanan Nazife ÅžiÅŸman’ın çarpıcı ve bir o kadar da önemli tespitleri var. Hızı ve deÄŸiÅŸimi ‘modern insan’ için iki önemli etken addediyor ve hızla akan zamana yetiÅŸmekte zorlanan insanı konu ediniyor kitabında. YaÅŸayışın hızlı ve yoÄŸun olması nedeniyle düÅŸünmeden geçiÅŸtirilen ‘ÅŸimdi’yi, kendi deyimiyle “süregelen bir parçalanmışlıkla malul ÅŸimdinin içindeki deÄŸiÅŸimi, dönüÅŸümü, karmaÅŸayı görmeye çalışmak” için uÄŸraşıyor. Kitap denemelerden oluÅŸuyor. Bunlardan ilgi çekici birkaç tespiti sizlerle paylaÅŸmaya çalışacağız. Olur ki ilginizi çeker ve kitaba yönelirsiniz.

Tam anlamıyla mutluluk mu?

“Ambalajlı mutluluk” yazısında mutluluÄŸu tahlil eden yazar, birkaç karşılaÅŸtırmalı mutluluk tanımından sonra günümüzde moda olan mutluluk anlayışının varlığın anlamına dair ‘uhrevî bir boyut’ ve ‘manevî bir derinlik’ten yoksun olduÄŸunu belirtiyor ki burada akıllara ‘yapaylık’ gelebilir. Yeni mutluluk anlayışının iyilikten uzak oluÅŸu tespiti var ki, bu da önemli; “mutlu insan” günümüzde dünyanın gidiÅŸatıyla ilgili sorunu olmayan kimsedir genellikle. Dertlenecek çok ÅŸey var, güllük gülistanlık deÄŸil dünya. Tam anlamıyla mutlu olmak mümkün mü? Evet, bunları umursamayarak mümkün pek tabii.

Gereksiz bir biriktirme deÄŸil bu!

“Kullanımın deÄŸiÅŸen yüzü”nde, bir hafızın görev yerine gidiÅŸinde duyduÄŸu heyecana binaen insanların içine çıkacak olmasının verdiÄŸi telaÅŸ anlatılıyor ve giyilecek kıyafetin defalarca giyilmiÅŸ ama yenilenerek o kiÅŸiye giydirildiÄŸi belirtiliyor. Uzunca kullanılıyor bu ÅŸekilde kıyafetler yani, ‘eski zamanlar’da: Paltonun yenilenmesi, onun deÄŸiÅŸtirilmesi anlamına gelmiyor, bir ÅŸekilde iÅŸlemden geçirilerek yeniden dikilmesi ve tekrar kullanılır hâle getirilmesi demek oluyor. Bir anlayışın ipuçları verilmiÅŸ burada: Sınırsızca tüketmemek. Sınırsızca tüketilen bir ÅŸeyin geri dönüÅŸümü zor olur elbette. İsraftan kaçınan bir kullanım/yaklaşım ve eÅŸyayı mümkün olduÄŸunca uzun kullanılacak ÅŸekilde tutma/bu ÅŸekilde kullanma amacı bir ÅŸeyin çöp olması yani kullanılamaz hâle gelmesini hayli zorlaÅŸtırır. Bu, çöp eve giden yolda bir aÅŸama olarak algılanmamalı elbette. Zira gereksiz ve ileriye dönük olmadan yapılan bir biriktirme deÄŸil, “ne yapıp edip tedavüle sokma ameliyesi mevcut”. Güncel olana gelirsek, Genetik TestlerÅŸiÅŸe kapaklarının atılmayıp bunlar aracılığıyla engellilere araba alınması örnek verilemez mi? Bu bilinçle hareket eden insanlar hâlâ var. Çok ÅŸükür “sadece kitaplardan okuduÄŸumuz olaylar” kategorisine girmedi daha bu güzel mantık/uygulama.

Biyoteknoloji gelişiyor ama neden tartışılmıyor yeterince?

Nazife Hanım’ı özellikle son senelerde biyoteknoloji konuları üzerine yaptığı konuÅŸmaları ve araÅŸtırmalarıyla takip ediyoruz. Genetik ve tıp alanında yaÅŸanan deÄŸiÅŸimlere sessiz kalan Müslümanların sessizliÄŸini bozma amacında olan yazar (bu amacı bizzat ondan duymuÅŸ deÄŸiliz ama bu ÅŸekilde görünüyor, bu ne güzel amaç), geçtiÄŸimiz aylarda bir kitap çıkarttı (Yeni İnsan- Kaderle Tasarım Arasında) ve konuyu enine boyuna sorguluyor. Günün Kısa Tarihi’nde de biyoteknolojiyle alâkalı bir deneme mevcut. YaÅŸanan geliÅŸmelere (2007’de Türkiye’de ilk klonlanmış kuzunun ‘üretilmesi’, kuzumuzun ismi ‘Oyalı’) ‘millî’ bir gururla bakmanın ciddi etik tartışmalara mahal vermemesi dikkat çekici. Bilimsel geliÅŸmeye ‘iman’ derecesinde inanılması bu tartışmalarda eleÅŸtirel aklı yok etmesi bakımından önemli bir etken olarak önümüzde duruyor.

Müslümanlar tarafından olaya bakıldığında ise sessizlik zaten mevcut da, irdelenmesi gereken ÅŸey, acaba bu sessizliÄŸin nedeni “matbaaya karşı çıkan gericilerle bir tutulmamak” mıdır? Türkiye tarafında olay böyle maalesef. Fakat ‘Dolly’ isimli koyun kopyalandığında dünyada klonlanmanın etiÄŸi üzerine yapılan tartışmalar halen farklı perspektifler ve konular etrafında devam ediyor. Bu konu üzerine daha birçok ÅŸey söylenebilir ve yazar da çok ÅŸey söylüyor. DoÄŸal bir sürecin insan kontrolünde teknolojik bir sürece dönüÅŸmesi, bunun sonuçları, doÄŸum öncesi genetik tanı sonucunda olasılık dâhilinde bulunan müdahaleler, ‘in vitro’ döllenmeye yaklaşım ve daha birçok konu Türkiye’de enine boyuna ve özellikle farklı bakış açılarıyla irdelenmeyi bekliyor.

Müslümanların da cevaplaması gereken birçok soru var. Sorulardan önce, yaklaşım olarak ortaya çıkması gereken bakışları görmeliyiz aslında. Konu uzun. Bir yazıda bitirilecek kadar kısa deÄŸil, biyoteknolojik geliÅŸmelerle ilgili söylenecekler. Ama yaÅŸam kalitesi odaklı bir üreme algısının hız kazanarak yayıldığı çok açık. Günün Kısa Tarihi’nde yazarın “Down sendromlu çocuk” örneÄŸindeki gibi, tedavisi olmayan ölümcül bir hasta yaÅŸam kalitesine sahip olmadığından “yaÅŸamasa da olur” denilerek göz ardı edilebilmekte, modern algıda. Kaliteyi artırmaya yönelik her ÅŸey meÅŸru kabul ediliyor, zira bunu saÄŸlayacak yöntemler mevcut. Yazarın alıntıladığı, Margaret Somerville’e ait ÅŸu söz, bu konuya yaklaşımda güzel bir perspektif sunabilir: “Bir toplumun ahlâkîliÄŸi onun zayıflara, küçüklere, en maÄŸdur üyelerine nasıl davrandığı ile ölçülür.”

Müslümanın bakışı sabit

“YaÄŸmur duaları ve kozmik tasavvur” baÅŸlıklı bir metin var ki kitapta, bu da önemli bir hususa dikkat çekiyor, yaÄŸmur duasına çıkan insanlardan bahsediliyor. Bu sayede yere düÅŸen her kar tanesinin bir melek tarafından yeryüzüne indirildiÄŸi ÅŸuuru hatırlatılıyor yazar tarafından. Gök gürlemesinde sadece eksi ve artı yüklü iki bulutun çarpışmasını görmeyen, bunu sonun bir habercisi olarak da algılayan ‘bakış açısı’nı hatırlatıyor. Müslümanların ‘bilim’deki herhangi bir geliÅŸme karşısında kafalarındaki algıyı deÄŸiÅŸtirmemeleri sanırım yazıda geçen önemli hatırlatmalardan. Fizik dünyadan örnek verdik, devam edelim; zaten fizik dünya bir Müslüman için her an bir oluÅŸ hâlinde olup keÅŸifler yahut icatlar “Kelâmî manada” bir problem teÅŸkil etmiyor. Zaten bir inanış hali mevcut, oluÅŸa- dolayısıyla olacaklara. Ama modern bilimdeki mantalite, hayreti ve kutsallığı yok etmek üzerine kurulu.

Turist ve hacı arasındaki fark mühim!

Geziyoruz, görüyoruz. Gezdikçe bildiklerimize ve gördüklerimize bir ÅŸeyler ekleniyor, duyduklarımızı bizzat görüyoruz, okuduklarımızın gerçek olduÄŸunu fark edince, yalnızca kitaplarda yer alan yönü dışında bir ÅŸeylerin var olduÄŸunu da anlayınca “ufuk” denilen mühim, ‘derinliÄŸi insan tarafından kazandırılan derya’ geniÅŸliyor. “Hacılar, seyyahlar ve turistler” baÅŸlıklı yazıda İsmet Özel’in ÅŸu dizelerini alıntılamış yazar: “Eskiler iz sürerdi, biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar”.

Åžu anda yoktur ama bilinir; eskiden Hacc’a gitmek bir meÅŸakkat istermiÅŸ. Anlatılır, Nazife Hanım da kitabında bundan bahsediyor, anlatıyor ve bu yolculuÄŸun insanı “kutlu belde”ye yolculuk dışında bir de yolcuyu dönüÅŸtürmesinin beklendiÄŸini hatırlatıyor. “Böyle mi peki?” diye sorduÄŸumuzda “dönüÅŸüm”ün pek de anlamını ve inandırıcılığını koruduÄŸu söylenemiyor. Elbette insanların dönüÅŸümlerini, yaÅŸadıklarını tahlil etmek ve bunlar hakkında yargıda bulunmak kimsenin haddine deÄŸildir. Sadece bakıyoruz, gözlemliyoruz ve görüyoruz ki Hacc’a en kısa nereden gidileceÄŸi, en fazla Hacc’ı yapanın kim olacağı, en soÄŸuk ve rahat odanın kime kalacağının endiÅŸesi sarıyor yavaÅŸ yavaÅŸ Müslümanları. Niye? “Hacı” vasfımız dışında her an yanımızda olan ve bizim belki de boÅŸ bir anımızı bekleyen “turist” yanımıza mı yenik düÅŸüyoruz yoksa?

Turistlerin en önemli özelliÄŸinin ziyaret ettikleri yerlere ait olmamaları olduÄŸunu söylüyor Bauman. GittiÄŸi yer ile arasına mesafe koyan, oraya mümkün olduÄŸunca dıştan bakan ve yalnızca hareket eden. Varmak, özümsemek, bulunduÄŸu yerde kısa bir süre de olsa yaÅŸamak turistin mantığında yer almaz. (Burada hacı ve turist karşılaÅŸtırması bir örnek. Elbette ‘hacı’ yerine Müslüman bir gezgin, turist yerine de yine ‘turist’ getirilebilir. Önemli nokta, Müslüman bakış açısını seyahatine de yansıtanı anlatabilmekti.)

BaÅŸörtüsü: Özü koruyucu bir kabuk

Kitabın bir yerinde kıyafetin dışa yansıması konusunu irdeleyen yazar, konuyu baÅŸörtüsüne getirip bunun zahire ait ama kiÅŸinin batınını da etkileyen bir dinî uygulama olduÄŸunu anlatıyor okurlarına. İbadetin hatırlatıcı rolünü göz ardı etmeyen Nazife ÅžiÅŸman, gerçekten hassas bir noktaya güzel bir yaklaşımla dikkatleri çekiyor. Çokça tartışılır meclislerde, sosyal medyada bu konu. “Dışarıdan benim nasıl göründüÄŸüm niçin önemli olsun ki? Allah bilmiyor mu zaten ne hissettiÄŸimi, neye inandığımı?” gibi bir sorgulamaya tam anlamıyla yanlış denilebilir mi? Denilemez sanırım, asıl Allah biliyor neye inandığımızı evet, ama yazarın da hatırlattığı gibi bir toplumsal düzenlemeden bahsedilirken kıyafet/ diÄŸer insanlara nasıl göründüÄŸümüz göz ardı edilemez.

Başını örtmek daha iyi bir Müslümanlığın iÅŸareti olmayabilir. Fakat başını örten kadına yaklaşımda onun Müslümanlığı göz önünde bulundurulur diÄŸer insanlarca. Yazarın bu konu hakkında söylediklerini aynen alıntılayalım: “…bir öncelikler sıralaması yapıldığında, elbette özdür önde gelen. DiÄŸer taraftan, hububattan meyveye kabuÄŸu olmayan bitkinin bile çürüdüÄŸü gibi basit bir akıl yürütme, özü koruyucu bir kabuÄŸa ihtiyaç duyulduÄŸunu da gözler önüne serer.”

Esad EseoÄŸlu birkaç alıntıyla bir kitabı tavsiye etti.

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Esed EseoÄŸlu
27-04-12
E mail: dünyabizim.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
MODERN KAFADAN SIYRILMAK GEREK (Nazife Şişman'ın kitapları çevresinde)
Online KiÅŸi: 25
Bu Gün: 547 || Bu Ay: 6.526 || Toplam Ziyaretçi: 2.929.975 || Toplam Tıklanma: 58.636.742