
| Kategori : / PORTRELER | Okunma Sayısı: 12523 |
İshak Abi 2 Ağustos 2011'de Hakk'ın rahmetine kavuşmuştu. Aslında bu yazıyı sene-i devriyesinde ana sayfaya koyacaktık; olmadı. Bu Kadir Gecesi'nde merhuma Cenab-ı Hak'tan rahmetler diliyoruz.
Üniversiteye adım attığımız 1969-70 öÄŸretim yılı, Fransız öÄŸrenci hareketlerinin tesirleri istikametinde saÄŸ sol kavgalarının ülkemizde oldukça yoÄŸun olarak görüldüÄŸü bir dönemdi ve okulumuzda her gün bir hadise çıkar, çatışmalar olur, bu çatışmalar yaralanmalar ve hatta ölümlerle neticelenirdi. Okulun ilk günleri idi. Okula yeni baÅŸlamış olan talebeler henüz tanışma imkânı dahi bulamamıştı. Okula hakim olan ve kendini solcu olarak isimlendiren güruhtan 4-5 kiÅŸilik bir grup ders saatinde sınıfa girerek ‘forum’’ olduÄŸunu ve sınıfın boÅŸaltılarak bütün talebelerin toplantı salonuna gitmesi gerektiÄŸini sert bir ÅŸekilde ifade ettiler ve “Kahrolsun Amerika!”5 diye slogan atarak sınıftan çıktılar. Onlar daha sınıfın kapısında iken sırasında oturmakta olan bir talebe arkadaÅŸ yerinden kalkarak sert ve kararlı bir tavır ile kürsüye çıktı. Akabinde aynı ciddi tavırla “Kahrolsun bütün emperyalistler!” diye bir slogan attı. Okula hakim güruhun temsilcileri henüz sınıfı terk etmemiÅŸken böyle bir çıkışın kendinden emin ve çileleri olan bir ÅŸahsiyete ait olabileceÄŸini o an takdir edemedim. Bu hareketinin kendisine sıkı bir sopa olarak iade edileceÄŸini tahmin ediyordum; ama öyle olmadı. Güruh, hiçbir ÅŸey söylemeden çekildi. İkinci sloganı atan talebe arkadaÅŸ adının İshak Pehlivanlı olduÄŸunu söyleyerek kendisini sınıfa tanıttı. Bu hadise, İshak Abi ile kırk yıl sürecek bir dostluÄŸun ilk ânı oldu.
Âilemin sıkı bir demokrat partili oluÅŸundan etkilenerek ben de kendimi genel bir saÄŸ görüÅŸ çerçevesine oturtuyor ve bu aidiyetimin niÅŸanesi olarak, sadece pehlivan tefrikasını okuduÄŸum Tercüman gazetesini cebimde taşıyordum. Bu aidiyet niÅŸanesi, hakkımda bir kanaat olarak ona yetmiÅŸ olacak ki, birkaç gün sonra yanıma gelerek kendisini tanıttı. Ancak, henüz mükalemede bulunmadığım bu zât hakkında birkaç sebepten dolayı müsbet intiba taşımıyordum. Birincisi taÅŸralı idi. İkincisi adı İshak idi. Üçüncüsü fiziki görünüÅŸü benim zihnimdeki ölçülere uymuyordu (bunlar ne kadar cahilane fikr-i sabitlerdir). “Adının İshak oluÅŸunun ne gibi bir mahzuru olabilir?” denilebilir. Bizim oralarda İshak ismi genellikle İzhak veya İzak olarak Yahudilerce kullanılan bir isimdi ve benim câhilâne idrâkime göre bu zâtın Yahudi olma ihtimali vardı. Bu ve zikredemeyeceÄŸim diÄŸer bazı hususlar sebebiyle bu ÅŸahıstan uzak durmalıydım.
Benim bütün uzak durma gayretime raÄŸmen o, sürekli olarak ve sabırla benimle diyalog imkanlarını zorladı. Nihayetinde, (benim açımdan kerhen de olsa) görüÅŸme kapıları aralandı. Uzun bir müddet zoraki olarak sürdürülen görüÅŸmelerimizin sonunda İshak Abi hakkındaki fikirlerim deÄŸiÅŸmeye ve hatta hayranlığa dönüÅŸmeye baÅŸlamıştı. Vaktinin önemlice bir bölümünü bana ayırıyor, büyük meselelerimiz üzerinde tarihi, coÄŸrafyayı, edebiyatı, psikolojiyi kullanarak yorumlar yapıyor ve benim fikrî yapımı alt üst ediyordu. Hasılı, benim bütün kabullerim, hayatımı üzerine kurduÄŸumu zannettiÄŸim bütün deÄŸerlerim (ÅŸimdilerde paradigma diye de isimlendiriyorlar) al aÅŸağı olmuÅŸtu. Hatta bu deÄŸerlerin en başında gelenlerden birisi olan ve kendini gözümde çok yücelttiÄŸim için hakkında menfi fikirler belirten insanları bile defterimden sildiÄŸim malum bir “ulu” zat hakkında, okuldan BeÅŸiktaÅŸ’a kadar olan yaya yolculuÄŸumuz sırasında (takriben 1 km) gayet dikkatli, muhatabının bam teline basmadan, zamane tabiri ile empati yaparak gerçekleÅŸtirdiÄŸi sohbet sonunda, söz konusu “ulu” insanlar hiçbir iz bırakmadan ve bir daha dönmemek üzere kalbimi terk ettiler.
İshak Abi, fikrî yapımı üzerine inÅŸa ettiÄŸim bütün müstenidatımı, temellerimi, deÄŸerler manzumemi tozu dumana katmadan “ustaca” yıkmıştı. “Yıkık bir bina tamir olur; ancak kutsalları kaybolmuÅŸ insan ruhu tamir olabilir mi, bu insan ayakta kalabilir miydi? İçimde açılan bu boÅŸluk beni yıkar mı, bu boÅŸluk doldurulabilir mi, neyle doldurulur?” gibi sorular ile cebelleÅŸirken ÅŸerikim ile uzun sürmeye baÅŸlayan beraberliklerimiz ve bu beraberliÄŸe zemin hazırlayan sohbetler bende rûhî boÅŸluÄŸun kapanacağı ümidini uyandırdı.
Bu arada, "KöÅŸk"6 tabir edilen bir yerden bahsediliyordu. İshak Abi ve daha baÅŸka talebelerin de kaldığı bu "mekân"a sık sık ziyaretler yapmaya baÅŸlamıştım. Bu köÅŸk bir Osmanlı paÅŸasına ait, havası lâtif, çamlık ve boÄŸaza nazır 3-4 dönümlük yamaç bir araziye inÅŸa olunmuÅŸ; ancak zamanın tahribine karşı koyamamış yarı metruk, ahÅŸap bir bina idi. Bir okul gibi kullanılan bu mekânda, istikbâlimi ÅŸekillendirecek olan fikrî yapımın temel taÅŸları İshak Abi’m tarafından iÅŸinin hastası bir mimar titizliÄŸiyle döÅŸenmeye baÅŸlanmıştı. Bir müddet sonra merhum bana, “Tunçay seninle bir yere gideceÄŸiz.” diyerek beni davet etti. Normal bir halde “Nereye?” diye sormam ve gidilecek yeri öÄŸrenmem gerekirdi; ancak ne mümkün… İshak Abi'nin, fiziki görünüÅŸü ile mütenasip olmayan bir fikrî cazibesi ve teshîri vardı. Kendimi, soru sormaya bile ihtiyaç duymayacak bir rûh hâli içerisinde bulmuÅŸtum. Karşı koyamıyor ve kendimi sanki onun her sözünü kabul etmekle mükellef addediyordum.
Tipik bir İstanbul kış günüydü. Bakırköy istasyonunda trenden indiÄŸimizde gayet muhkem giyimli olmamıza raÄŸmen soÄŸuk içimizi titretiyordu. Benim titrememde, en az soÄŸuk etkisi kadar meçhule giden insanların bilinmezlik karşısında duyduÄŸu korkuyla karışmış merak hissinin de rolü vardı. Tren istasyonuna çok uzak olmayan bir caminin bahçesinden geçerek camisi de olan üç katlı kagir (taÅŸ ve tuÄŸladan inÅŸa edilmiÅŸ) bir binaya girdik. Burası “Bakırköy Kartaltepe Talebe Yurdu” idi. Bina oldukça soÄŸuktu. Tuvalet taÅŸları temizlenmesi çok zor bir malzeme olan mozaik taşındandı, buna raÄŸmen tertemizdi. Musluklar ise açılması kapanması oldukça gayret gerektiren, yine de bu gayretin karşılığını alamadığınız cinstendi. Binanın diÄŸer bölümlerinin de fiziki görünüÅŸ olarak buralardan çok farklı bir hâli yoktu. Mescide çıktığımızda (bu arada ben de namaza baÅŸlamıştım) zayıfça yanan bir gaz sobası etrafında kümeleÅŸmiÅŸ ısınmaya çalışan talebeleri gördüm. Bu talebelerin büyük bir bölümü, İshak Abi'nin delâleti ile bu hakikat yuvasına kavuÅŸmuÅŸ talebelerdi.
Mekânın, tıpkı İshak Abi’de olduÄŸu gibi fizikî görünümü ile gayri mütenasip bir manevî atmosferi vardı; içinize bir coÅŸkunluk veriyordu. Bu mekânda, ruhumdaki boÅŸlukların doldurulabileceÄŸini ümit ettiren mânevî bir haz havası vardı.
Garibler yurdu olan bu mekâna karşı rûhumda doÄŸan muhabbet, bu mekâna yaptığımız ziyaretlerin sıklaÅŸmasına vesile oldu. Hem talebenin muhabbetine, hem de gelip gitme esnasında otobüste, trende, İshak Abi'nin tatlı uslubu ile beynimin ve rûhumun kıvrımlarına nakÅŸettiÄŸi “Niçin Müslüman olmalıyız? Niçin Müslümanca yaÅŸamalıyız? Bu devirde Müslümanca nasıl yaÅŸayacağız?” sorularına cevap arayan terapik sohbetlerine doyamıyordum. Ve nihayet Müslümanın mukaddes kitabını okuması gerektiÄŸini, bunun için rahle-yi tedrisin icab ettiÄŸini söyleyerek beni, ikametgâhımın bulunduÄŸu Bostancı semtine en yakın olan hakikat yuvası Kartal-Cevizli Yurdu’na yönlendirdi. Bir müddet sonra, aramızda bahsi hiç geçmeyen Ümraniye ismi dillendirilmeye baÅŸlandı. Ancak bu, bir müddet dilde kaldı. Ennihayet Ümraniye ile tanışma… Ümraniye ile ünsiyet temini ve ardından o güne kadar, genel çizgileri ile bahsolunan hadisenin künhüne vakıf olma vakti, neyin ne olduÄŸunu anlama vakti, yaklaşık iki yıl süren yıkma temizleme ve yeniden inÅŸa sürecinin tamamlanma vakti… (Åžimdiki aklım ve tecrübelerim bana, böyle bir ameliyenin, ancak psikoloji ilminin çeÅŸitli kollarına mensup bir heyet tarafından yönetilebileceÄŸini söylüyor)
Velhasıl o mutlu vakit, saadet yolculuÄŸuna beraber baÅŸlama vakti gelmiÅŸti. Ertesi gün, Eminönü semtinde, hizmetkarlığını rahmetli çilekeÅŸ Mehdi Amca ve soyadı ile müsemma (emekli polis memuru ve çay demleme üstadı) rahmetli Mehmet BaÄŸlı Amca’mızın yaptığı Vakıf Han’daki Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Dernekleri Federasyonu’nun yazıhanesinde buluÅŸmak üzere kavilleÅŸme… Ve o gün, insan neslinin kâhir ekseriyetinin mahrum olduÄŸu, azların azına ihsan olunan “ilâhî lütuf”a mazhar olmak üzere, aralanan saadet kapısından beraberce atılan saadet adımları… “Bu öyle bir devlettir ki fi zamanina bir fert demir pabuç giyse de ömr-i Nuh yaÅŸayarak rûy-i zemini dolaÅŸsa Mevlâ tevfik vermedikçe böyle bir saadetle müÅŸerref olamaz.” (Hâtem-i Silsile-i Saadât)
Merhum Anadolu yiÄŸidi, kendisi için takdir edilen ilâhî ziyafet sofrasına, fedâkârlık kültürüne sahip olmanın âlicenaplığı ve ezelî takdir gereÄŸi, bu fakîri de yanına alarak oturdu. Bu ziyafet sofrasındaki beraberliÄŸimiz müddetince en leziz nimetleri bizim önümüze sürdü, istifade etmemizi arzuladı ve 2011 yılının AÄŸustos ayında bir mübarek Ramazan günü ilahi emre icabet gereÄŸi terk ettiÄŸi bu dünyada ümmet-i Muhammed evlâdının bu sofraya itibar etmeleri ve bu sofradan müstefit olmaları için davet gayretini bir an dahi bırakmadı. Arkama dönüp baktığımda -40 yılı aÅŸkın bir zaman diliminde- bu ziyafet sofrasına davette, merhumun vesile kılındığı bahtiyarların miktarının sayı ile takip edilemez olduÄŸunu görmekteyim.
Merhum, kendisi de gençti; ama sanki bu dünyada daha evvel bir kere daha hayat sürmüÅŸ gibi tecrübeli ve hâlden anlar bir zâttı. Muhatap olduÄŸu kimselerin kaabiliyet ve zaaflarını kısa sürede tespit eder, bir diyetisyen vukufiyeti ile bünyeye en lâzım olan fikrî doz ayarlamasını yapabilirdi. Günlük hadiselerin ve düÅŸüncelerin onun nezdinde itibarı yoktu. Stratejik düÅŸünme kabiliyetine sahipti. Karşı görüÅŸlü talebelerle de iliÅŸki kurar, onlarla ideolojik münazaralara girer; fakat bu münazaraları onları hiç kırmadan, (kutsallarına) hakaret etmeden, onları hoÅŸ tutmaya gayret ederek yürütürdü. Karşı görüÅŸlü talebelerden bazıları ile ikili temaslara girer; onlara, okuldaki talebe hareketleriyle ilgili olarak kendi fikrini telkin eder ve karşı gurubun bu fikri, kendi fikirleriymiÅŸ gibi savunmalarını temin ederdi.
Dini hayatla tanışıklık tabii olarak insanın aklına önce, Müslüman isen Müslüman giyim tarzını benimseyeceksin fikrini getirmektedir. Ailemin ÅŸiddetle karşı koymalarına raÄŸmen mest lastik, yakasız gömlek ve etekleri köÅŸeli ceket temin ederek (Bazı cemaat ehli bu kıyafeti tercih ediyorlardı) bu kıyafet ile okula gittim. Bu kıyafet üzerimde sadece bir gün kalabildi; zira beni henüz Bakırköy yurduna götürmemiÅŸ ve gerçek olanı göstermemiÅŸ olan merhum, derhal müdahale etti ve Müslüman’ın giyiminde ÅŸekil ÅŸartının olmadığını, setr-i avret emrinin içinde bulunulan sosyal hayat ile mütenasip olarak yerine getirilmesi gerektiÄŸini ve ÅŸekil tutkusunun bizi cemiyetten dışlanmaya götüreceÄŸini, dolayısı ile içe kapanıp reaksiyoner bir kimliÄŸe bürüneceÄŸimizi, oysa Müslümanın aksiyoner olması gerektiÄŸini anlatarak, mest lastik yakasız gömlek ve etekleri köÅŸeli ceket macerama derhal son verdi.
Bakırköy ziyaretlerimizden önceki günlerde merhum, okulun sol güruh tarafından iÅŸgal edileceÄŸi haberleri üzerine, ders saatimizden önceki erken bir vakitte beni okula davet etti. Davetin görünür gerekçesi okulun iÅŸgaline karşı koymaktı. Ben atak, ancak kavga bilmeyen bir yapıya sahip olduÄŸumdan ilk safhada saf dışı kalacağım açıktı. Merhum, kavgacı deÄŸildi; ancak gerektiÄŸinde ön safta dövüÅŸmekten çekinmeyen cesur bir yapısı vardı. O, aklını kullanırdı. O’na göre fiziki temas, çarelerin tükendiÄŸi anda baÅŸvurulacak bir tercihti. Kalın sopalar temin edildi, ceplere taÅŸlar dolduruldu ve orta çaÄŸ askerleri gibi karşılıklı saf tutuldu. Emperyalist güçler kendi hegemonyaları için milletin evlâdını ne hâle getirmiÅŸlerdi... Sinirlerin gerildiÄŸi, çatışmanın ha baÅŸladı ha baÅŸlayacak bir safhasında merhum beni ön saftan çekerek en arka safa aldı ve ‘Karşı tarafta silah var telef olmayasın.’ dedi. O gün basit bir çatışma yaÅŸandı, silah patlamadı, kan dökülmedi. Merhum bir daha beni bu tip olaylar için çağırmadı. Sonraları düÅŸündüm; niçin o gün çaÄŸrılmıştım? Kritik anlardaki birliktelikler, paylaşım ve kabullenmeler insanları birbirine daha da yaklaÅŸtırıyordu. O gün bu temin edilmiÅŸti; ancak yeni ve farklı bir müÅŸtereklik temin edilemez ise gençlik ateÅŸi sizi heder edebilirdi. Ve merhum Bakırköy ziyaretleri ile müÅŸterekliÄŸi sokak kavgasından nefs ile mücadele safhasına intikal ettirdi.
Yaptıklarından piÅŸmanlık duyan bir yapım olmamasına raÄŸmen, ÅŸu fani dünyada piÅŸmanlık duyduÄŸum çok az ÅŸeyden biri de merhum İshak Abi’nin bazı tavsiyelerini yerine getirememektir. Bu tavsiyelerinden biri, lisans üstü eÄŸitime devam ederek akademik kariyer yapmamdı. Bana, “Tunçay, hemen hayata atılmanı zaruri kılacak maddi ihtiyaçların yok; ilerde akademisyenlere ihtiyacımız olacak; gel ihtisasını tamamla ve akademik kariyer yap. Bizden sonra gelecek olan nesle örnek ve yardımcı ol.” ÅŸeklindeki tavsiyesine ittiba edemedim. Ayrıca, merhum bana, “Tunçay, kursların idari odalarında oturmanın yanısıra talebenin arasına da karışın, onlarla temas kurun, onların dertleriyle dertlenin, ihtiyaçlarını gidermeye çalışın, onları kurs derslerinin müsaade ettiÄŸi ölçüde fikrî sahalara çekmeye gayret edin. Onları vizyon sahibi yapacak müzakerelere zemin hazırlayın. Bütün bunlar için ise kitaplarla ünsiyet peyda edin.” tavsiyelerini, bütün gayretlerime raÄŸmen idrak fakirliÄŸi sebebiyle tam olarak yerine getiremedim.
Merhum, fikir dünyasına adım atma gayretinde olan arkadaÅŸlarımızı yakinen takip eder onların gayretlerini arttırmak için teÅŸvik eder ve bizlere de, “Filan arkadaşımız bir kitap yayınlamış. Kitabı al, oku ve arkadaşımızı arayıp tebrik et. Unutma, marifet iltifata tâbîdir.” diyerek arkadaÅŸlarımızın cesaretlendirilmesini arzu ederdi.
Merhumun irtihâlinden yaklaşık yirmi gün kadar önce bir vesileyle İstanbul’a gitmiÅŸtim. Birkaç gün sonra biraderi Haydar Pehlivanlı Abi aradı. “Abimin durumu pek iyi deÄŸil, Allahu alem yolculuÄŸa çıkma vakti yaklaÅŸtı; hemen gel.” diyerek durumun vehametini anlattı. Ertesi sabah derhal Ankara’ya döndüm ve öÄŸle vakti ziyaretine gittim. Haydar Abi, “Abi, Tunçay geldi.” dediÄŸinde merhum gözlerini açtı ve zor anlaşılır bir sesle, “Tunçay, Kemal AÄŸabeyimiz, ‘Yardımlarına vesile olduÄŸunuz filan iÅŸ adamı kurslarımıza yaptığı yardımı kesmiÅŸ; niçin kestiÄŸini öÄŸrenmek istiyorum. O iÅŸ adamını ziyaret ederek iÅŸin aslını öÄŸrenin ve bana bildirin.’ diyerek sizi o iÅŸ adamına göndermiÅŸti. Merak ediyorum o iÅŸ adamının kurslarımıza yaptığı yardımı kesme sebebi neydi?” diye sual etti. (Meselenin mahfuz olması sebebiyle o güne kadar İshak Abi’ye herhangi bir bilgi vermemiÅŸtim). Åžaşırdım!.. Gerçi ÅŸaşırmamam gerekirdi. Åžu karşımda hasta yatağında yatan İshak Pehlivanlı idi. Hayatının her ânında kalbi hizmet için atmıştı. Åžu anda sekerat halinde olmasına raÄŸmen o hâlâ hizmetlerle ilgili hadiselerin tahlili ile meÅŸguldü. Bu hâle herkes ÅŸaşırsa ben ÅŸaşırmamalıydım. Ve bir kere daha onu tam olarak anlayamadığımı fark etmenin acısıyla yandım.
Velhasıl, tam 41 sene süren ve son nefesine kadar devam eden bir dostluk; mümtaz bir dost, ehl-i irfan, dünyaya İstanbul ufkundan bakabilen ve baktırabilen bir İstanbul beyefendisi, son nefesinde dahi hizmet düÅŸünen bir hizmet ehli, yeterince istifade edemediÄŸimiz görünmez kahraman, ehl-i dil… Eski çaÄŸların ıtrını taşıyan bir özge insan; bir derviÅŸ… Evet, onu en iyi anlatan kelime bu gâliba: DerviÅŸ…
Allah'ın rahmeti üzerine olsun sevgili ve muhterem AÄŸabeyim!
Bana hakkını helâl eder misin?
...
Bir ÅŸeyde gözüm yok, kuru bir can kâfi,
HoÅŸ-beÅŸ edecek ehl-i dil ihvan kâfi.
diyerek dillendirmiÅŸ Halis Bey hasretini.7 Kim bilir, belki Halis Bey de bir İshak AÄŸabey kaybetmiÅŸtir…
5 “Niçin sadece ‘Kahrolsun Amerika!’ da, ‘Kahrolsun Amerika ve Avrupa’ veya ‘Tüm emperyalistler!’ deÄŸil?” sorusuna o zaman cevap bulamamıştım.(T.K)
6 İstidatları merhumca tesbit edilen gençlerin, Bakırköy Talebe Yurdu öncesi fikrî ve amelî hazırlık safhasının ikmal edildiÄŸi Abdurrahman PaÅŸa KöÅŸkü ile alâkalı olarak, ben köÅŸkte kalmadığım için fazla bir ÅŸey söylemek yerine, köÅŸkte kalan çok sayıda arkadaşın fikir beyanını beklemeyi tercih ediyorum.
7 "Emirgan ÅŸairi" diye meÅŸhur Halis Erginer. İçinde bu mısraların da bulunduÄŸu rubâîyi Çınaraltı'nda Faruk Nafiz'e okumuÅŸtur:
Bir ÅŸeyde gözüm yok kuru bir can kafi
HoÅŸbeÅŸ edecek ehl-i dil ihvan kafi
İkbaline bel baÄŸlamadım dünyanın
İstanbul içinde bir Emirgan kafi
(Haluk Dursun, İstanbul'da YaÅŸama Sanatı, Ötüken Yay., 6. baskı, s.132)
Yazar: Tunçay Kocaman |
09-06-12 |
||
| E mail: elentra52@hotmail.com | Tweet | ||
| Ali Aksoy | |||
İshak Abi. |
Tarih : 19-12-19 | ||
1976 Ekim-1977 Åžubat ayları arasında Abdurrahman PaÅŸa köÅŸkünde kalmış ve İshak abiyi tanıma fırsatı bulmuÅŸtum. O dönemde Cumartesi akÅŸamları Kartaltepe öÄŸrenci yurdundaki sohbetlere de katılmıştım.KöÅŸkte kalan ve oranın abisi olan Mehmet Tunç abi ile anlaÅŸamadığımız için ayrıldım ama İshak abiyi hep iyi duygularla andım.KöÅŸkten ayrıldıktan sonra da beni beni Fatih de bulunan evlerine iftara davet etmiÅŸti.YiÄŸitliÄŸinin yanında naif ve yardımsever bir insandı.Nur içinde yat İshak abi. |
|||
| uÄŸurlu | |||
DerviÅŸ |
Tarih : 13-01-13 | ||
Can ve Cânanın görülebildiÄŸi hâl mi, acaba DERVİŞlik... |
|||
| TAC 1 | |||
DEĞERLERİMİZİ HAYATTA İKEN ANLAYABİLMEK |
Tarih : 14-06-12 | ||
Ben İshak Abiyi Ahmet Çelen hocamdan ve Tuncay Abinin anlattıklarından tanıyabildim. Gerçekten hayatı ile kendisine "Dava adamı" dedirtmiÅŸ. Ne güzel bir hayat. Ama benim tanıdığım bir insan var, Fevzi Pehlivanlı... O da aynı toprak, İshak abinin kardeÅŸi. DeÄŸerli bir insan. Rabbimizden niyazım bu ve benzeri ÅŸahsiyetlerin hayatta iken deÄŸerlerinin bilinip istifade edilmesi. Bu husustaki çalışmalarından dolayı Ahmet Çelen Bey Hocamı bir kez daha takdir ediyorum. Bir kez daha kendisine teÅŸekkür ediyorum... |
|||
| h.avsallı | |||
teşekkür ve talep ederiz |
Tarih : 14-06-12 | ||
Tuncay Abiye çook teÅŸekkür ederiz. Bizlere İshak Abinin ÅŸahsında DAVA ADAMLIÄžININ ne demek olduÄŸunu veciz bir biçimde hatırlattığı için. Yorumculardan İbrahim Tuncer Abinin dediÄŸi gibi bu kalemin yazılarını bekleyecegiz. Bu çerçevede benim bir talebim var; İshak Abinin son görüÅŸmede sorduÄŸu sorunun cevabını ve bize yardım yapan iÅŸ adamının hangi sebeplerle yardıma baÅŸladığını Tuncay Abi anlatırsa çok memnun olacağız (ben 1980'lerin sonunda Kartaltepe'de talebe idim. O zamanlar Türkiyenin en zengin iÅŸadamlarından birisinin bize çok ciddi yardım yaptığını ve bunun da bir kardeÅŸimizin müslümanca duruÅŸu ile gerçekleÅŸtiÄŸini anlatırlardı. Belki aynı olaylardır, hatırıma geldi de kardeÅŸlerimiz de bilsin istedim?!!!!) |
|||
| S.Hilmi PARLATIR | |||
Alîm |
Tarih : 12-06-12 | ||
Muhterem DerviÅŸ'in manevi gölgesinde yer almak dileÄŸiyle, Cenab-ı Hak rahmet eylesin. Böyle derviÅŸlerin bilgilerini bizlere aktaran büyüklerimin yüreÄŸine saÄŸlık Allah sizleri başımızdan eksik etmesin. |
|||
| Süleyman YILMAZ | |||
Hizmet Neferi |
Tarih : 12-06-12 | ||
Hocam, ne kadar sıcak ve samimi bir yazı. Okurken böyle birisiyle tanışamadığım için çok üzüldüm. Hepimiz günlük kaygılarımızın peÅŸinde sürüklenip giderken, kalbi hizmet aÅŸkıyla yanan insanların var olduÄŸunu bilmek çok güzel bir duygu. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Herkes hizmet bayrağını yapabildiÄŸi iÅŸi en iyi ÅŸekilde yaparak devam ettirecektir inÅŸaallah. |
|||
| Alaettin | |||
Fikir |
Tarih : 12-06-12 | ||
Adam yetiÅŸtirmek ve kazanmak usulü hususunda tecrubi malûmat dolu bir hayat. |
|||
| ibrahim Tuncer | |||
Ölmeden önce |
Tarih : 12-06-12 | ||
Tunçay beyden Allah razı olsun. İnÅŸaallah yazmaya devam eder. Bizim arkadaÅŸlarımız nedense yazmaktan korkarlar ama yazınca ne kadar güzel ÅŸeyler çıkıyor ortaya. Tunçay beyi ara sırada olsa DoÄŸruluÅŸta görmek isteriz. Bildiklerimizin bizimle mezara gitmesinde kimsenin menfaatı yoktur sanırım. Aslında söylemek istediÄŸim ÅŸey, neden deÄŸerlerimizi hep kaybettikten sonra anlıyoruz? İshak abi gitti, mekanı cennet olsun. Ama aynı aileden abiler hayattalar. Ne güzel bir aile deÄŸil mi? Üç tane yiÄŸit dava adamı her haliyle kardeÅŸ. Böyle topluca adam gibi adam olan ailelere hep hayran olmuÅŸumdur. Aslında yazılması ve incelenmesi gereken bu dava adamlarını bu hale getiren o Anadolu insanı Türkmen baba ve ana olmalıdır. Bozkırın zor ÅŸartlarında helal lokmalarla büyütülen bu insanlar sanırım kendiliklerinden bu hale gelmediler. İşte her türlü imkanlar içinde büyüttüÄŸümüz yeni nesil ortada. Bu konular tabi ki bu sütunun yeri deÄŸil. Lütfen yaÅŸayan deÄŸerlerimizin haklarını saÄŸlıklarında teslim edelim. |
|||
| S.HİLMİ emirikci | |||
Teşekkürler Tuncay Ağabey. |
Tarih : 11-06-12 | ||
benim çocukluk yıllarımda gıbtayla takip ettiÄŸim ve hayran olduÄŸum İshak DerviÅŸi öyle güzel anlatmışsın ki sanki okumadım da bu yazıyı bir yudumda bitirdim ama doyamadım... göz yaÅŸlarımla içim burkularak... Hepimiz üzerinde çok hakkı olan bu zatı da anlamak kolay deÄŸildir... Allah rahmet eylesin... gençlerimize ÅŸuur açısından örnek olabilecek bir zat... |
|||
| hasan hüseyin | |||
ne kadar güzel tespit-istek |
Tarih : 11-06-12 | ||
“Tunçay, kursların idari odalarında oturmanın yanısıra talebenin arasına da karışın, onlarla temas kurun, onların dertleriyle dertlenin, ihtiyaçlarını gidermeye çalışın, onları kurs derslerinin müsaade ettiÄŸi ölçüde fikrî sahalara çekmeye gayret edin. Onları vizyon sahibi yapacak müzakerelere zemin hazırlayın. Bütün bunlar için ise kitaplarla ünsiyet peyda edin.” En büyük eksikliÄŸimizden biri budur, inÅŸallah bu tespitler ve istekler gerçekleÅŸir, Allah rahmet eylesin, bu duygudaki dava adamlarının sayısını arttırsın |
|||
| uÄŸurlu | |||
EHL-İ DİL |
Tarih : 10-06-12 | ||
Acaba gönlün anahtarı 'ehl-i dil' de midir? Rahmetli İshak Pehlivanlı ile alâkalı Tunçay bey'in yazısı gayet güzel. EHL-i dil ile hemhâl olmak büyük nimet. Merhuma rahmet, dostlarına yakınlarına sabr-ı cemil diler dualar edilenlerden olmayı temenni ederiz. |
|||
| İhsan Efendioğlu | |||
BİR DERVİŞ ÖLMÜŞ DİYELER |
Tarih : 10-06-12 | ||
Bu yazılardan İshak abiyi öÄŸrenince bütün gençlerimizin, bilhassa üniversite talebelerimizin muhakkak okuması gerektiÄŸini anladım. Modern dünyada müslümanca nasıl hareket edilmeli, muarızlarımıza karşı nasıl davranılmalı, nasıl tavır alınmalı?.. Tahmin ediyorum gençlerimizin kafasına takılan en büyük sualler bunlardır. Bu suallerin cevabı da bu yazıların devamında ortaya çıkacaktır inÅŸallah. Site sahiplerinden ve bu yazıyı kaleme alan Tuncay abiden bu yazıların bitmemesini, devam etmesini istiyoruz. |
|||
| Ahmet Çelen | |||
TEŞEKKÜR! |
Tarih : 09-06-12 | ||
Tuncay Abi, ÅŸu emeÄŸin ile ne güzel bir ÅŸey yaptın... Merhumun tek sevdâsı büyüklerin dâvâsını bir gönüle daha nakÅŸetmek, nakÅŸolmuÅŸların da keyfiyetini yükseltmek; terakkî ettirmek idi. Belki ÅŸu yazılar da bu istikamette hizmetlere vesile olacak. Bu sayede de İshak Abi bir daha mes'ut olacak. TeÅŸekkürler Tuncay Abi. Allah size sıhhat ve âfiyetler ihsan eylesin. |
|||