
| Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma Sayısı: 4851 |
Bazı Kardeşlerimiz Aklını Başına Alana Kadar Yazacağım
Tarih boyunca olduÄŸu gibi bugün de Åžia, İslam Ümmeti’nin “azınlık” bir kesimini teÅŸkil ediyor. Dinden çıktığı sadece Ehl-i Sünnet tarafından deÄŸil, diÄŸer Åžiiler tarafından da itiraf edilen Batınî fırkaları da hesaptan düÅŸersek Åžia’nın gerçek ağırlığının, bugünün dünyasında sahip olduÄŸu özgül ağırlıktan çok daha az olduÄŸu görülecektir.
Öte yandan özellikle gençler arasında etkisini gittikçe artırdığı gözlenen Vehhabi propagandası da denklemin diÄŸer kısmını oluÅŸturuyor. Bu fırkanın da -Kerrâmiyye gibi fırkaların devamı olduÄŸunu dikkate alarak söylersek- özgül ağırlığıyla gerçek ağırlığı arasında daÄŸlar kadar fark var.
Dikkat edilirse bu iki fırka (Åžia ve Vehhabiyye) garip bir biçimde birbirinden beslenen, birbirine hayat veren iki oluÅŸum olarak varlıklarını sürdürüyor. Åžia, Amerikan ve Batı emperyalizmi söylemi ile Müslüman gençleri en azından duygusal olarak kendi safına çekerken, Vehhabiler, Åžia’nın Ehl-i Sünnet karşıtı karakterini ön plana çıkararak kendi saflarını tahkim etmeye çalışıyor. Dolayısıyla ister onlar baÅŸarılı olsun ister bunlar, bu oyunun “kazanan” tarafını yine kendileri oluÅŸturuyor.
Peki bu oyunun “kaybeden” tarafı var mı?
Ne yazık ki var: Ehl-i Sünnet. Yani bu ümmetin ana gövdesi, temel dinamiÄŸi, aslı, kökü…
Sanki Ehl-i Sünnet çizgi bu ümmetin temel karakterini oluÅŸturmamış gibi, sanki bu ümmet, Ehl-i Sünnet’in 1400 yıl boyunca sahabe ve selef ekseninde kurduÄŸu dünyayı hiç tanımamış gibi…
Ne garip bir tecellidir bu! Bu topraklarda yaÅŸayan insanlar, bizler, Osmanlı gibi bir mirasa emanetçi kılınmamışız gibi davranıyoruz. Osmanlı’nın bu ümmete bıraktığı ilim, itikad, medeniyet… mirası, yeni nesiller tarafından hakkı verilmiÅŸ bir miras mıdır? Bu mirasın neresine ne kadar vakıf olduk da onun “iÅŸe yaramaz” olduÄŸunu ilan edercesine farklı mecralara sapıyoruz?
Hadise, bu ümmetin köklerinden kopartılması, aidiyetlerine yabancılaÅŸtırılması meselesidir. Defalarca yazdım, bir kere daha yazayım: Her iki fırkanın da arkasında devlet desteÄŸi var. Her iki fırka da kendi propagandalarını yapan ekipleri yetiÅŸtiren, bu iÅŸ için kurulmuÅŸ özel müesseselere sahip. Devasa bütçelerle ve son derece bilinçli, planlı, programlı hareket ediyorlar. Yazılı, sesli, görüntülü medyasıyla, internetiyle ve diÄŸer vasıtalarıyla dört koldan çalışıyorlar.
Sadece Ehl-i Sünnet bu anlamda derin bir mahrumiyet yaşıyor. Osmanlı’nın ilmî/itikadî çizgisine ve mirasına sahip çıkan, onu ihya ve idame ettirmek gibi özel bir amaçla icra-yı faaliyet eden bir müessese biliyor musunuz?
Bu topraklarda yaÅŸayan insanların, bizlerin, bu mirasa karşı hiç mi borcumuz yok? Ademe (yokluÄŸa) mahkûm ettiÄŸimiz ya da edilmesine göz yumduÄŸumuz bu miras bize bir emanettir. Bu ümmetin gerçek varlık zemini bu mirasta gizlidir ve bizdeki bu aymazlık devam edecek olursa, bir süre sonra İslam Dünyası baÅŸtanbaÅŸa bizim varlığımıza kast eden “Müslüman”ların iÅŸgali altına girecek. Bu ümmet, Ehl-i Sünnet Kelamı deyince, Osmanlı deyince yüzünü buruÅŸturan gençlerin sayısındaki hızlı artışı fark edip üzerine düÅŸeni yapmaya baÅŸlayana kadar bu meseleyi yazmaya devam edeceÄŸim…
Yazar: Dr. Ebubekir Sifil |
16-09-12 |
||
| E mail: darulhikme.org.tr | Tweet | ||
| TALİP | |||
EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT AKİDESİ İŞTE BU |
Tarih : 29-10-12 | ||
ÖZÜMÜZE DÖNÜÅžÜ HATIRLATAN YAZILARINIZI TEKRAR TEKRAR OKUMAK YİNE DE HAZ VE ZEVK VERİYOR İNSANA. TEÅžEKKÜR EDERİZ. ANTALYA |
|||