RAMAZAN BAYRAMI

Bayram kahvenin telvesi
Kutlu açlığın meyvesi

Ramazan Bayramınız mübârek olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : EDEBİYAT / YAZI VE YAZMAK ÜZERİNE
Okunma Sayısı: 1863
Yazar: Ömer Lekesiz
BİR DE YAPMAMAYI DÜŞÜNSEK...

...
Joyce'u tüketip, Beckett'e dalmaktayız; Rodin'i ezberleyip Eagleton'a kafa tutmaktayız. Bu sayede biliyoruz artık sözümüzü kimin sözünden mülhem olarak parlatacağımızı, hangi aşk ehlinin yatak odasına nasıl gireceğimizi, mahremiyetlerini, düşüncelerini, muhtemel duygularını nasıl yağmalayacağımızı, işimize Picasso'dan neleri maharetle aşırıp, katacağımızı…


Biliyoruz çünkü, diyalektik düşünmeyi keşfettik.

Madem diyalektik düşünmeyi keşfettik, sanat için bu heyecanın, telaşın, mest oluşun, artistik cümlelerin peşinde koşuşturmanın aslında çok da gerekli olmadığını düşünsek biraz da. Yabancılaşmanın bu yeni kutsal sığınağında giderek kendi zekasına tapınan bireylere dönüşüp dönüşmediğimizi de bir sorup, sorgulasak.

Öyle ya, bu hal üzere yazılan romanlar, yapılan resimler yazarına, yapanına teselli olmaktan öte bir değer taşımadığına; üç atımlık barut olmaktan öteye gitmediğine göre bir de buradan bakabilmeli, 'bir de yapmamayı denesek!' diyebilmeliyiz.

Örneğin kuramdan uzak dursak. 'Sanat, meta ve fizik arasındaki gerilimin en üst seviyede tezahürüne maruz kalan anlağın, kendindenliğinin sınırlarını zorlayarak dilselliğin mekanında yeniden yorumlanmasıdır' vb. laf salatalarını millete zorla yedirmeye çalışmasak.

Ya da Leonardo da Vinci, Magritte, Goya, Monet, Matisse, Munch, Kandinski'nin işleri karşısında denizi yeni görmüş çocuk şapşallığıyla durmasak; onların eserlerindeki renk ve ışığın mükemmel harmonisine nüfuz edeceğiz, tanımlayacağız diye, saçını sarıya boyatıp, makyajın âlâsını yaptırıp ama sırtında basma entarisi, ayağında naylon terlikleriyle Nişantaşı'na gezmeye çıkmış Şükran yengeye dönüşmesek.

Veya, dünyanın büyük ekonomileri arasına girmeye çalışan ülkemizin bu çabasına mütevazı bir katkı olması bakımından resim yapacağız diye boya, bez, sehpa, fırça, cila israfından kaçınsak; enstalasyon uğruna harcadığımız iplik, kumaş, teneke, çinko, plastik, asetat, yonga, kereste, sunta, boya asıl ihtiyaç duyulan alanlarda değerlendirilse.

Bunlar roman için de geçerli.

'Roman okuyarak normal şartlarda hiç tanımayacağımız insanları, mekanları tanıyoruz, onların sayesinde görüşümüz açılıyor, hoşgörümüz artıyor, kanaatlerimiz zenginleşiyor' gibi cilası bol lafları bırakıp, asıl hayat tecrübesinin genişlikten değil darlıktan türeyebileceğini, sınırlandırılmış alanı tanımanın, kuşatmanın daha elzem, Buddenbrooklar ailesinin çöküşüne ayıracağımız zamanı kapı komşumuzu tanımaya ayırmamızın daha yararlı olacağını da bir düşünsek…

Öte yandan, roman yazacağım diye de birileri çarpıcı vecizeleri yamultarak kullanma saçmalığından kurtulsa; Mevlânâ, Şems, Harakânî vb. kültürümüzü, ruh kalemizi inşa eden güzel insanlarla temasımız, kurgulanmış (uydurulmuş) metinler üzerinden değil doğrudan onların kendi metinleri, menkıbeleri üzerinden kurulsa. Dolayısıyla yine resim için olduğu gibi roman için de kağıt, mürekkep, cilt bezi, tutkal, enerji, emek israfından kaçınsak.

Sahi n'olur, resim yapmazsak, roman yazmazsak hayatımızdan ne eksilir?

Lütfen kendi tecrübelerinizden bakınız: İşlerini görmeseydim ölürdüm, okumasaydım hayatımdaki büyük boşluğu dolduramazadım dediğiniz kaç ressam, kaç romancı çıkar?

Birilerinin bizi kandırmasını önlemek istiyorsak önce kendimizi kandırmaktan vaz geçmeliyiz. Entellik tatmininden, sanatla sosyal rol çalma yarışından başka bir karşılığı olmayabilir bu işlerin.

Haklı olarak diyecesiniz ki, sanattan uzak durursak medeniyet yarışında iddiayı kaybederiz, düşmanlarımızın kültürel istilasına açık hale geliriz.

Ben de derim ki, hani sanat yarış atı değildi, hani onlarınkinden daha iyisini yapalım derken onların kölesi olmayacaktınız?!

Evet, diyalektik düşünelim. 'Siz resim yapın, roman yazın ama biz bunları en az sizin kadar onlara aklımız yettiği halde yapmayacağız. Hatla, minyatürle, şiirle, hikayeyle, öyküyle yetineceğiz. Belki bu sayede sanat gerçekten evrensel bir yapıya ve değere tekrar kavuşur' demeyi deneyelim bir de.

Var mısınız?

Yazının tamamı için tıklayınız.

Yazar: Ömer Lekesiz
19-12-12
E mail: yenisafak.com.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
BİR DE YAPMAMAYI DÜŞÜNSEK...
Online Kişi: 10
Bu Gün: 256 || Bu Ay: 5.487 || Toplam Ziyaretçi: 1.752.381 || Toplam Tıklanma: 43.893.853