
| Kategori : / ÎMAN VE İSLÂM | Okunma Sayısı: 1830 |
Savaşı kimse istemez ama...
Bir önceki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim:
Gayrimüslimlerle ilişkilerimiz, gücün ve savaşın kaçınılmazlığı:
Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın kitabı ve hak olduğuna inanan müminler, eğer onu tarihselci bir okuyuşla okumuyorlarsa, mealini vereceğimiz ayeti kerimeleri bir şekilde anlamak ve uygulamak zorundadırlar. Önce şununla başlayalım:
'Biz elçilerimizi hep açık delillerle göndermiş, insanlar arasında adaleti sağlasınlar diye onlarla beraber Kitabı ve mizanı indirmişizdir. Demiri de indirmişiz ki, onun can yakan bir özelliği ve insanlar için çok yararları vardır. Bakalım gıyabında kim Allah'a ve O'nun elçilerine destek çıkacak. Gerçi Allah güçlüdür, Azizdir' (57/25).
Burada Kitap, imanı, vicdanı ve ahlakı temsil eder. Yani Kitaba tam inananlar için başka yaptırımlara ihtiyaç yoktur. Ama hiçbir zaman insanların, hatta Müslümanların tamamı böyle olmamıştır, olmayacaktır. O halde mizana ihtiyaç vardır. Mizan, arkasında devletin gücü bulunan hukuk ve adalet sistemi demektir. Onun için adaletin simgesi mizandır/terazidir. Hz. Osman'ın şu sözü de bunu anlatır: 'Allah Kur'an'la yola gelmeyeni sultanla/otorite ile yola getirir'. Birincisi ahlak, ikincisi hukuktur.
Bu ikisi düzenleyici, bir İslam toplumunun kendi içindeki düzenleyicilerdir. Ötekiler için başvurulacak çare demirdir. Demir, yani silah. Bu olmadan varlığınızı sürdüremezsiniz. Barış edebiyatlarına rağmen en kan dökücü ve tahrip edici savaşları, en gelişmiş, en güçlü devletler yaparlar. Onlar silaha sahip oldukça bu haksızlığın çaresi silahsızlanma değil, silahı kitabın ve mizanın kontrolüne vermedir. Yani savaşın da ahlakının ve hukukunun olmasıdır. Onun için Müslümanlar Devletler Hukuku'nu/Siyer'i, Batılılardan bin iki yüz yıl önce oluşturmuşlardır.
İSLAM'DA ASIL OLAN SULHTUR, BARIŞTIR
'Eğer onlar barışa meylederlerse sen de meylet. Allah'a güven. O her şeyi duyar ve her şeyi bilir' (8/61). Burada meyle meyille karşılık verilmesine de dikkat edilmeli. Devletler Hukuku'nda mukabele bilmisil esastır.
'Ey müminler, toptan barışa girin, şeytanın adımlarına uymayın. O sizin çok açık bir düşmanınızdır' (2/208).
'Size din savaşı açmayan ve sizi yurdunuzdan etmeyenlere iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı Allah yasaklamaz. Zaten Allah adaletli olanları sever. Allah'ın yasakladığı şey, size savaş açan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve buna destek olanları dost/veli edinmenizdir. Kim onları dost edinirse işte zalimler onlardır' (60/8-9).
Burada da dikkat edilecek husus şudur: İyilik yapmakla dost edinmek, onların velayetini kabullenmek ayrı ayrı şeylerdir.
Tevelli, hem dost edinme, dost bilme, hem de onların velayetini, yönetimini kabullenme demektir. Bu hiçbir zaman caiz değildir. Buna geleceğiz.
Bundan sonra yazacaklarımızın tamamı, eğer onlar uslu uslu durmaz ve size düşmanlık ederlerse, parantezi içinde düşünülmelidir.
Böyle olanlar için Kur'an-ı Kerim'de çok ağırlıklı bir savaş söylemi vardır.
SAVAŞ SAVAŞ İÇİNDİR
Savaş söylemi vardır ama İslam'da, en azından Hanefî yorumuna göre, savaşın sebebi küfür değil, savaştır. İnsanlar Müslüman olmadıkları için onlarla savaşılmaz. Öyle olsaydı bizim fıkhımızda bunca zimmi/gayrimüslim vatandaş hukukumuz olmazdı. Tarih boyunca başka ülkelerin zulmünden kaçan gayrimüslimler İslam ülkesine sığınmazlardı.
Savaşın sebebini yukarıdaki (60/8-9) ayetleri özetler: 'Onların' savaş açmaları ve Müslümanların yurduna tecavüz etmeleri. Savaş sebebi olarak bu iki sebebe bir de (4/75) ayetinde söylenenleri eklemek gerekir: Hangi dinden olurlarsa olsunlar, zulme uğrayanların Müslümanlardan imdat istemesi.
Şu ayetler işte bu gerçeğe işaret eder: 'Nasıl müşrikler sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın. Allah'ın takvalılarla beraber olacağını da bilin' (9/36). Yani aşırı gitmeyin, haksızlık etmeyin.
'Sizinle savaşanlarla siz de Allah için savaşın ama haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez' (2/190)
Savaş devletler hukukunun hasmane ilişkilerinin konusudur. Şimdi geldik dostane ilişkilere, onları veli edinmeye ve bunun sınırına... Sonra da takıyye...
Yazar: Faruk Beşer |
07-02-14 |
||
| E mail: yenisafak.com.tr | Tweet | ||