
| Kategori : / DİL KALESİ | Okunma Sayısı: 2069 |
Bakanlık, bizim 3. Millî Kültür Åžûrası Dil ve Edebiyat Komisyonu’nda yer almamızı uygun bulmuÅŸtu. Bütün komisyonlar gibi 10 kiÅŸiden müteÅŸekkil bu komisyonun diÄŸer üyeleri BeÅŸir AyvazoÄŸlu (baÅŸkan), Adnan Özer, Ebubekir EroÄŸlu, Enis Batur, Haydar Ergülen, M. Fatih Andı, Melek PaÅŸalı, Sabri Koz ve Üzeyir İlbak idi. Fatih Bey bir yakının rahatsızlığı dolayısıyla katılamaycınca, Yılmaz DaÅŸcıoÄŸlu yerini aldı.
Komisyon üyeleri yaÅŸlarına ve edebiyat geçmiÅŸlerine yakışır bir olgunlukla konuları deÄŸerlendirdi ve teklif ve tavsiyelerini böylece kayda geçirdi. Her üyenin, üzerine aldığı konu ile ilgili 2 sayfalık sunum hazırlaması gerekiyordu. Benim sunumumun “Türkçe ÖÄŸretimi ve Kültür Dili Olarak Türkçe” olması uygun bulunmuÅŸtu. Biz de bu çerçevede görüÅŸlerimizi kaleme aldık. Bu fikirlerimizin önemli bir kısmı bazı deÄŸiÅŸikliklerle komisyon raporuna girdi. Åžûra ile ilgili olarak diÄŸer yazacaklarımızdan önce kendi metnimizi okuyuculara sunmak istiyoruz.
1. Türkçe öÄŸretimi, talimi ve terbiyesi
ÖÄŸretim, eÄŸer talim (alıştırmayı, uygulamayı da ihtiva eden öÄŸretim) ve terbiye (edebini-âdabını öÄŸretme, benimseterek yetiÅŸtirme) yönleri ihmal edilirse, baÅŸarıya ulaşılamaz. Bu açıdan bakılınca, türkçe “ders” olmamalı, sırf kurallarla türkçe öÄŸretmeye çalışılmamalıdır. Türkçe her halükârda sınıf geçilen bir ders olmak yerine, yaÅŸanan; ÅŸiirle, müzikle, güzel konuÅŸmalarla öÄŸrenilen tabiî dil olmalı.
Çocuklarımızı kendi masallarımızla büyütmenin yolunu bulmalıyız. Kültür Bakanlığı iyi derlenmiÅŸ, üsluba çekilmiÅŸ masal metinlerini külliyat olarak yayınlamalı. Bu metinlerin çocukların ilgisini çekecek ÅŸekilde resimli baskıları yapılmalı; seslendirilmiÅŸ, görüntülendirilmiÅŸ ve hatta çizgi film haline getirilmiÅŸ versiyonları hazırlanmalı. Bu zeminde oluÅŸturulan yeni masallar veya benzer edebî verimler teÅŸvik edilmeli.
Ana okulundan baÅŸlayarak orta okul sonuna kadar çocuklarımız türkçenin güzel örnekleriyle karşı karşıya bırakılmalı. Çocuklarımıza ÅŸarkılarla, türkülerle türkçe öÄŸretmek esas olmalı. Karagöz ve orta oyununda görülen kelimelerin yanlış kulanımı ile ilgili örneklere benzer tarzda örneklemelerle doÄŸru türkçe konuÅŸmanın, yazmanın önemi vurgulanmalı.
İlköÄŸretim ve ortaokul, çocuklarımıza aşırı bilgi yüklenen bir dönem olmamalı. Çocuklarımızın kafasını küçük yaÅŸlarda daha sonra öÄŸrenebilecekleri bilgilerle doldurmak yerine dinlediÄŸini, okuduÄŸunu anlayacak, dil melekelerini geliÅŸtirecek uygulamalı, örnekli programlarla yetiÅŸtirilmesi esas alınmalı. İlk ve orta öÄŸretim, kitap okuma alışkanlığı kazanılması için en uygun çaÄŸ olarak görülmeli.
KonuÅŸmak, dinlemek, meramını doÄŸru ifade edecek ÅŸekilde yazmak, ilk öÄŸretimin esası olmalı. Türkçe öÄŸrenmek liseye bırakılmadan halledilmeli. Lise devresi, türkçesi mükemmel öÄŸrencilerin bilgilerini geliÅŸtirdikleri, üniversiteye hazırlandıkları bir dönem olmalı. Üniversiteye giriÅŸ sınavı, sadece test metodu ile yapılmamalı. Mutlaka dil ve ifade ölçmeye yarar, yazma becerisini göstermeye imkân veren bir uygulamaya geçilmeli. Bu Lisenin son iki yılında da yapılabilir. Son iki yılda bu niteliklerini ortaya koyan gençler test imtihanı ile üniversiteye alınmalı.
1/1. Kitap, kütüphane
Kitap ve kütüphane erken yaÅŸlarda çocuklarımızın hayatında yerini almalı. Sınıf kitaplıkları, okul kütüphaneleri, ÅŸehir ve semt kütüphaneleri yaygın ÅŸekilde hayatımızın bir parçası olmalı.
İlk ve ortaöÄŸretimde okunacak temel edebiyat ve fikir eserleri listesi hazırlanmalı, bunlar piyasanın istismarına fırsat vermeyecek ÅŸekilde Kültür (veya) Millî EÄŸitim bakanlığınca eksiksiz-tam metin olarak yayınlanmalı. (Uzman bir heyetten eserlerin aslına uygun olduÄŸunu belirten belge alan yayıncılar tarafından basılması da düÅŸünülebilir.) Temel metinlerin diline müdahale edilmemeli, eserler ancak kelime açıklamaları veya açıklayıcı notlarla yayınlanmalı. Temel eserlerin seçiminde çocukların yaşına göre terbiyevî (pedagojik) ölçüler dikkatten kaçırılmamalı.
2. Kültür ve medeniyet dili olarak türkçe ve edebiyatımız
Türkçenin bin yılları aÅŸan yazılı metinleriyle bir kültür, medeniyet dili olduÄŸu gerçeÄŸinden hareketle, günlük dilin ve “arıdil” olarak nitelenen daraltıcı yaklaşımların ötesine geçilmesi bir devlet siyaseti olarak düzenlenmeli. Dil devrimi sürecinde arapça ve farsça kelimelere karşı yürütülen ve esasında edebiyatımızın ve düÅŸüncemizin malı olmuÅŸ çok sayıda kelimenin dışlanması ile oluÅŸan fakirliÄŸi ortadan kaldırıcı programlar uygulanmalı. Bu süreçte bilhassa kavram veya terim mahiyetindeki kelimeler kaybedilmiÅŸ, yeni uydurulanlar bunların yerini tutamamış ve sonuçta batı kökenli kelimeler yaygın olarak tercih edilir olmuÅŸtur.
Batı kaynaklı kelimelerin dilimizi istilasına karşı ciddi tedbirlerin devreye sokulmasında daha fazla geç kalınmamalı. Öncelikle devlet dilinde ve öÄŸretim dilinde yaygınlaÅŸan çok sayıda yabancı kelimenin yerine türkçeleri tercih edilmeli. Kanunlar baÅŸta olmak üzere devlet metinleri doÄŸru türkçe ile yazılmalı ve batı dillerinden geçen yabancı kelimeler, eÄŸer günlük dile yerleÅŸmemiÅŸse kullanılmamalı.
Dil alanında otorite yokluÄŸu, kendini hissettirmektedir. Türk Dil Kurumu’nun üzerine düÅŸeni yapmaması/yapamaması, bu alandaki olumsuzlukların yaygınlaÅŸmasına yol açmaktadır. Birçok alanda terim birliÄŸi saÄŸlanamamıştır. Osmanlıca terimlere karşı yapılan terimler kısmen yerleÅŸmiÅŸ, fakat genel olarak tutmamıştır. Bu durumda latince kaynaklı terimler ağırlık kazanmaya baÅŸlamıştır. Terim farklılaÅŸması kurumlar, üniversiteler ve hatta kiÅŸiler ölçeÄŸinde devam etmektedir. Terim birliÄŸinin saÄŸlanamamasının dil ve bilim alanında ciddi meseleler doÄŸurduÄŸu görülebilmektedir. Terim meselesini makul ölçüler içinde ele alan komisyonlar oluÅŸturularak mutabakat saÄŸlanmaya çalışılmalıdır.
Dünya deÄŸiÅŸim dönemlerine mahsus ağır gündemi ile bizi kuÅŸatıyor. Her ÅŸeye raÄŸmen esas gündemimizi unutmamalıyız. Asırları aÅŸan kudretli bir dilimiz, zengin bir edebiyatımız ve büyük ÅŸair ve yazarlarımız olduÄŸu için ayakta ve güçlü olduÄŸumuzu hatırdan çıkarmamalıyız. Dilimizin bize verdiÄŸi gücü bilerek, edebiyatımızın bizi ayakta tuttuÄŸunu görerek adımlarımızı atmalıyız.
2/1. Maddî geliÅŸme-Manevî/kültürel geliÅŸme iliÅŸkisi
İktisadımızı geliÅŸtirerek refah seviyemizi yükseltiyoruz, maddî varlığımızı artırarak kuvvetleniyoruz. Son 15 yılda Türkiye bu anlamda birkaç Türkiye oldu. Bu elbette memnuniyet verici. Madden güçlenirken manen (dil, kültür, ilim) ne durumdayız? Maneviyatı münhasıran dinî alan olarak görmemelidir. Dilimiz maneviyatımızın yapıcısıdır, yaÅŸatıcısıdır. Ona verilen zarar, maneviyatımıza verilmiÅŸ demektir. İnsan dünyayı kelimeleÅŸtirir; kelimelerin dünyasında konuÅŸur, yazar, düÅŸünür ve böylece hayat bulur. Dilin bütün unsurları birbiriyle irtibatlıdır. Herhangi bir ögesi diÄŸerinin varlığı ile deÄŸer kazanan bir sistemdir dil. Zincirin bir halkası kırılınca, kopuÅŸ umumî olur.
Dilimizin karşı karşıya kaldığı müdahale, anlam alanlarımızın tahrib olmasına yol açtı, zihnimiz ağır hasar gördü. Bunu bilerek, binlerce yıl içinde oluÅŸturduÄŸumuz zengin dille konuÅŸmanın, yazmanın, düÅŸünmenin öneminin altını çizmeliyiz. Bir taraftan millete mal olmamış uydurma ve dil zevkine aykırı kelimeler, öte yandan kayıp kelimelerimizin yerine batıdan ithal kelimelerin konulması hali ile karşı karşıyayız. Gerçek ve zengin türkçeyi ancak Milli EÄŸitimimiz, Kültür Bakanlığımız ayakta tutabilir.
Manevi/kültürel geliÅŸmenin saÄŸlanamaması, bizi maddî geliÅŸmenin yol açtığı sorunlarla baÅŸ etme gücünden yoksun kılar. Manevî alanda 3. Köprü’nün mukabili nedir? Marmara’ya, Avrasya Tüneli’ne ne karşılık gelir?
3. Edebiyat kültür ve ilim iliÅŸkisi
Kültürel alan güclü bir edebiyat arkaplanı olmaksızın yeni hamleler yapma yeteneÄŸini kaybeder. Gerçek bir kültür hareketi ilimle edebiyatın ortak çalışması ile mümkün olabilir. Türkiye’de kültürle edebiyatın, ilimle edebiyatın bağı kesilmiÅŸtir. Üniversiteler ilme ruh veren, hayatiyet katan edebiyatı adeta dışlamışlardır. Edebiyatsız bir kültür ruhunu, kitleleri kavrayacak hareketliliÄŸini kaybetmiÅŸ demektir.
Önemine raÄŸmen edebiyat, sanat ve kültür konuları son yıllarda gündemin en arka sıralarına itilmiÅŸtir. Gazeteler kültür ve sanat sayfalarını iptal etmiÅŸ, televizyonlar bu konuları gündemlerinden çıkarmıştır. Edebiyat ve sanat dergileri dar alanlara sıkışmıştır. Türkiye’de her yıl 50 binin üzerinde kitap yayınlanmakta, birçok önemli kitabın yayınından konunun ilgilerinin bile haberi olmamaktadır.
Kitap deÄŸersiz bir meta haline gelmiÅŸtir/getirilmiÅŸtir. Devlet kütüphaneleri hizmet bakımından ekseriya 1960’lı yılların anlayışı ile devam ediyor. Belediyeler istisnalar dışında kütüphane kurmaktan uzak duruyor. BaÅŸkent Ankara bu bakımdan en kötü durumda olan ÅŸehrimizdir. Kütüphanesiz beldenin ÅŸehir olmayı hak etmediÄŸini görmek zorundayız. Kütüphane yapmadan üniversite kurmak, ilimle kitabın bağını görmezden gelmek demektir.
Kültür Bakanlığı, hatta Milli EÄŸitim ve Gençlik Bakanlıkları kitaba ilgiyi yükseltmeyi âcilen programlarına almak zorundadır. Zihin emeÄŸi bütün emeklerin üstündedir. Her yıl yayınlanan güzel ÅŸiir kitapları, hikâye kitapları, romanlar, fikir eserleri bu bakanlıkların yakın takibinde olmalı. Onların yakın alâkası edebiyata ve dile ilgiyi yükseltmeli. Sinema ve tiyatro alanına Kültür Bakanlığı tarafından yapılan kaynak aktarımı, edebiyat alanına da teÅŸmil edilmelidir. Belediyelerin aynı zeminde çalışmalar yapması, kültürel belediyeciliÄŸin artık ertelenmemesi gerekiyor.
4. Gönüllü kuruluÅŸların yeri ve rolü
Kültürel ve edebî alanda gerçek gönüllü kuruluÅŸların ciddi anlamda desteÄŸe ihtiyacı var. Türkiyede sivil toplum kuruluÅŸu denilince ilk odalar, sendikalar hatıra geliyor. Bunlar mesleklerini icra edenlerin menfaatlerini korumak için vardır ve kültürel alanda varlıkları hissedilmaz. Gerçek anlamda kültür kuruluÅŸlarına sahip çıkan, destek veren bir yönetim aslında gençlerinin geleceÄŸine, yani ülkenin yarınına yatırım yapıyor demektir. ÖÄŸretim diploma ile biter, fakat talim ve terbiye hayat boyu devam eder.
5. Edebiyatımız ve kültürümüz tarihî olduÄŸu kadar günümüze aittir
Bugün büyük dil, edebiyat ve ilim eserlerimizle birlikte büyük ÅŸair ve yazarlarımızı toplumun gündeminde tutmak, kimliÄŸimizi ayakta tutmanın önemli unsurlarından biridir. Edebiyatımız ve kültürümüz tarihî olduÄŸu kadar günümüze aittir, bu sebeple günümüzün ÅŸair ve yazarlarını, fikir ve ilim adamlarını topluma tanıtmak sürekliliÄŸin altını çizmek bakımından önemlidir
Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.
Yazar: D. Mehmet DoÄŸan |
07-03-17 |
||
| E mail: tyb.org.tr | Tweet | ||