
| Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar | Okunma Sayısı: 1176 |
Siyaset ahlâka, ahlâk siyasete dahildir
Hayata dair her iliÅŸki siyaset kelimesiyle tanımlanır, çünkü hayat bir iliÅŸkiler toplamıdır ve iliÅŸkiler kurgulanmayı gerektirir.
İliÅŸkilerin kurgulanma (siyaset) esasının (tarzının, normunun) belirlenmesini ise ahlâk yoluyla gerçekleÅŸtiriyoruz.
Dolayısıyla siyaset, ahlâkı belirleyen bir müessese olduÄŸu kadar, aynı zamanda ahlâk tarafından da belirlenen bir müessese olmakla hayatın merkezinde yer alıyor. Bundandır ki, ahlâkı ihtiva etmeyen bir siyaset normal görülmediÄŸi gibi, siyaseti güzel (sahih) ÅŸekillendirmeyen bir ahlâk da normal görülmüyor.
Siyaset ve ahlâkın bu yanına mahsus en büyük kaydî birikim ise bizde bulunuyor. Gerek elyazması, gerekse tabedilmiÅŸ kitapların sayısı oldukça fazla.
Siyasetnameler ana baÅŸlığı altında toplanan nasîhatü’l-mülûk, âdâbü’l-mülûk, tuhfetü’l-mülûk, ahlâku’l-mülûk, enîsü’l-mülûk, nasîhatü’l-vüzerâ, tuhfetü’l-vüzerâ, mir’âtü’l-vüzerâ türü eserler kütübhanelerin raflarını doldurduÄŸu gibi, Müslüman dünyadaki ilk siyasetname olarak kabul edilen Hz. Ali’ye ait: Nehcü’l-Belâga’dan Yûsuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’ine, Necmeddîn-i Dâye’nin Mirsâdü’l-İbâd – İrÅŸâdü’l-Mürîd ile’l-Murâd’ına hatta cenknamelere, hamzanemelere… varıncaya kadar devasa bir miras elimizin altında bulunuyor.
“Elimizin altında bulunuyor” derken biraz mecaza yaslandığım doÄŸrudur.
CHP’nin yakmalarından, hurda kâğıt cinsinden Bulgaristan’a satmalarından kurtulanlar kütüphanelerimizde mevcut.
Ancak bu da öyle bir mevcudiyet ki, CHP’nin bu kitaplara yönelik fiziki tecavüzüne rahmet okutan ikinci (belki de birinci) zulmü nedeniyle söz konusu kitaplar, bundan on yıl evveline kadar ancak Osmanlıca bilen ilgililer ve akademisyenler tarafından okunabiliyordu. DiÄŸer bir söyleyiÅŸle, geçmiÅŸte herkesin elinin altında bulunan o kitaplar, alfabe deÄŸiÅŸikliÄŸi nedeniyle ÅŸimdi ancak sınırlı sayıdaki uzmanların bilgilerine ve ilgilerine açıktı.
Neyse ki, devlet Osmanlı Türkçesi’yle barıştı da, CHP’nin basılmasına ve açıkta okunmasına zinhar izin vermediÄŸi kitaplar cümlesinden kimi siyasetnameler de kütüphanelerin tozlu raflarından alınarak yeni alfabeyle yayımlanmaya baÅŸlandı.
Bir mirası temellendireyim derken, asıl konuyu kaçırmış olmayayım.
Ahlâkın siyasete, siyasetin ahlâka etkisini siyasetnamelerde görebileceÄŸimiz gibi, doÄŸrudan ahlâk kitaplarında da görebiliriz.
Müslümanın ahlâkı Nebevî ahlaka uygun olmalıdır ki, Nebî’nin (sav) ahlâkı da Kur’an ahlakıdır. Hâl böyle olunca ahlâk kitaplarının yazarları siyaseti ÅŸeriatın çerçevesinde deÄŸerlendirmiÅŸlerdir.
Adudüddîn el-Îcî’nin (v. 1355) Ahlâk-ı Adudiyye’sinin ÅŸârihlerinden İsmâil Müfîd İstanbulî, Åžerhu’l Ahlâki’l-Adudiyye’sinde, din/peygamber, ahlak ve siyaset iliÅŸkisini ÅŸöyle temellendirmektedir:
“Her toplumsallaÅŸma ve yardımlaÅŸma ÅŸehir siyaseti denilen büyük bir yönetime ihtiyaç duyar. Bu siyaset üç husus üzerinde yükselir: (1) din adı verilen, dinî ve dünyevî hükümleri, dünya ve ahiret için gerekli olan ÅŸeyleri kapsayan ilahî bir yönetim, rabbanî bir kanun. Bu ÅŸeriat ve milledir. Filozoflar tarafından namus-ı ekber olarak adlandırılır. Bunu bir tebliÄŸ eden olmalıdır. O da Allah (cc)’ın halifesi olarak gönderilmiÅŸ peygamberdir. Aristo onların hakkında ÅŸöyle der: ‘Onlar Allah’ın yardımına en çok mazhar olmuÅŸ kimselerdir.’ Hükümet ise insanlar arasındaki düÅŸmanlıkları gidermek içindir. Çünkü insanların çoÄŸu iyiliÄŸe ve kötülüÄŸe hazır bulunsalar da bazıları tabiatları itibariyle kötüdürler, bunda insanıyla ciniyle tüm yaratılmışlar için büyük bir zarar olsa da sadece kendi faydalarını düÅŸünürler. Onlardan iyi olanlar azdan azdır. Bu yüzden bu zamanda iyilerin kimseye zararı ve faydası dokunmayan kimseler olduÄŸu söylenmiÅŸtir.” (Ahlak-ı Adudiyye, çeviri: Selime Çınar, TÜYEK BaÅŸkanlığı Yayınları, İstanbul 2014)
Yeni siyasi seçimde, kendi adıma bir seçimde bulunacağım.
Bu seçimi, laik, sosyal, demokratik, üniter Türkiye Cumhuriyeti’nde yaÅŸadığımı unutmaksızın, kendi inancıma mahsus bir ahlâkın içinde durarak yapmam benim hakkımdır.
Adayların nitelikleri, seçilme ilke, ÅŸart ve süreçleri inandığım ÅŸeriata göre deÄŸil, laik ve demokratik usullere göre belirlendiÄŸi için, seçime katılmayabilirim.
Ancak millet ve devlet kaygısı güden biri olarak, malum ÅŸartlarda bir oy’la da olsa kimi ferdi ve toplumsal olumsuzlukları önleyebileceÄŸim kanaatiyle, seçime katılmaya mecburum.
Bu durumda kimi seçebilirim?
Öncelikle kendi inancımdan olanı seçerim.
Yetmez, kendi inancımdan olup da benimle aynı zihniyete sahip olanı seçerim.
Yetmez, en geniÅŸ manada milletimin derdiyle dertleneni seçerim.
Yetmez duada, dilekte, acıda, tasada, sevinçte, neÅŸede benimle aynı dili konuÅŸanı seçerim.
Ya da ÅŸöyle söyleyeyim: Müslümanlara zulmetmiÅŸ ve halen zulmetme hırsıyla yanıp tutuÅŸan bir zihniyete mensup olanı; hangi gerekçeyle olursa olsun bunlara destek vereni seçemem.
Eli kadeh tutan birini seçemem.
Dine düÅŸman oldukları halde, salt oy için dindarlara ÅŸirin görünmeye çalışan sahtekârları ise asla ve asla seçmem.
Kısaca, benden olmayanı seçmem; sizlerin de seçmeyeceÄŸinize inanıyorum.
Çünkü siyaset ahlâka, ahlâk siyasete dâhildir.
Yazar: Ömer Lekesiz |
12-06-18 |
||
| E mail: yenisafak.com.tr | Tweet | ||
| Orhan | |||
İstikamet |
Tarih : 13-06-18 | ||
Ümmetin iman hassasiyetinin aksi sedası... |
|||