HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düşürülmüştü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : İKTİBAS / Muhtelif Mevzûlar, Yazarlar, Yazılar
Okunma Sayısı: 1392
Yazar: Yasin Pişgin
TARİHSELCİLİĞİ ÖĞRENELİM-1

TARİHSELCİLİĞİ ÖĞRENELİMTarihselciliğin Cemaziyelevveli

İncil dogma ve efsanelerle tahrif edildi ve kutsallığını kaybetti. Sadece kitap mı tahrif oldu? Elbette hayır. İnsan tahrif oldu. Akıl tahrif oldu. Hikmet tahrif oldu.

Bozulan hakikat çağrısı, beraberinde hakikat algısını da bozdu. Aklı ve hikmeti çarmıha geren ruhbanların skolâstik felsefeleri, bezdirici tahakkümleri, engizisyon mahkemeleri ve aforozları Avrupalının şuur altında vahye ve dine karşı bir nefret duygusu oluşturdu. Artık batılı için din, halkı istismar için ruhanilerin icat ettiği bir efsane idi.

Aslında Rönesans ve Reform hareketleri kutsala karşı bir başkaldırı, bir itiraz reaksiyonudur. Fakat etki-tepki ilişikisinin şaşmaz akıbeti yine gerçekleşti. Ve batı dünyası, tahrif edilmiş bir vahyin "ifrat"ından, önü alınmaz bir sekülerizmin "tefrit"ine düştü. Kilise nasıl aklı çarmıha gerdiyse; Rönesans da topyekun bir şekilde vahiy ve din algısını öylece aforoz etti. Bu yaklaşımla insan tanrının, akıl vahyin, dünya da ahiretin yerine ikame edildi. Bir yandan insan ilahlaştırılıp ilah insanlaştırılırken, diğer taraftan da din bilimleştirildi; bilim de dinleştirildi.

İşte özelde İncil'in, genelde de bir kutsal kitap ve vahiy olgusunun iyiden iyiye felç edilip yerinden kalkamaz hale getirilebilmesi için yürütülen bu savaşta, şarjöre tarihselcilik kurşunu sürüldü. En sade ifadeyle tarihselcilik lafız ve mana açısından İncil'in yalnızca indiği çağa ait olması; diğer zamanlara ancak lafzın ardındaki ilkeler aracılığıyla hitap etmesidir. Batıda tarihselcilikten hem Marks gibi din karşıtları hem de dindarlar istifade etmişlerdir. Dinsizler, tarihselcilikle dini tarihin dışına itmişler, buna karşın dindarlar da vahyi reddetmeden tarihselliği temellendirerek Hıristiyanlıktaki akıl ve bilim dışı unsurları ayıklama imkânı bulmuşlardır. Batılı dindarlar, kuyruğunu feda edip gövdesini kurtaran bir kertenkele gibi İncil'in lafzını Rönesans'a kurban edip, en azından onun tarihten tamamen silinip yok olmasına mani olmaya çalışmışlardır.

İncil'in tarihsel ilan edilmesinde garipsenecek bir durum yoktur. Çünkü İncil, tahrif sebebiyle ilahiliğini kaybetmiştir. Tahrif eden insandır. İnsana ait olan her şey ise tarihseldir. Çünkü insan, tarihi ve toplumu inşa ettiğinden daha fazla tarih ve toplum tarafından inşa edilir. Tarihselcilik, muharref bir kitabın ve bundan doğan skolastik felsefenin toplum üzerinde oluşturduğu travmayı aşmak için bir çıkış yoluydu, tamam... Ama beşerî metinler için söz konusu olan tarihselciliğin, yeryüzündeki ilahi sahihliğe sahip biricik kitap olan Kur'an'a uygulanması, onu insafsızca ve sinsice beşerî bir metinle eşdeğer görmek anlamına gelir.

Kur’ân’ın hükümlerini, indiği çağın meselelerinin yerel ve yöresel çözümleri olarak gören Fazlurrahmân, Kur’ânî hükümlerin değil, onlara mevcudiyet veren ilkelerin evrensel olduğunu söyler. Özellikle sosyo-politik ve hukukî âyetler, nüzûl ortamı dâhilinde analiz edilmeli ve her biri cüz’î karakterdeki bu hükümlerin küllilerine ulaşılmalı; böylece elde edilen ahlâkî ve evrensel külliler ışığında çağımızın sorunları çözümlenmelidir. Kur’ân’ın, Hz. Peygamber’in zihniyle, Allah’ın tarihe verdiği tarihsel bir cevap olduğunu söyleyen Fazlurrahmân, vahyin sınırlı bir zaman, sınırlı bir coğrafya ve sınırlı hükümlerle gelmesini onun yerelliğiyle ilgili görür. O, Kur’ân’ın metin olarak tamamının tarihsel, fakat onun prensipleriyle evrensel olduğunu söyler. Kur’ân’ın sürekli değişim halinde olan hayatı kapsaması da literal boyutuna bağlı kalınarak sağlanamaz. Dolayısıyla ona göre; ilk prototip toplum olarak ifade ettiği sahâbe nesline inen hükümlerin, sürekli akış halinde olan toplumun ihtiyaçlarını çözmesi imkânsız olduğu için, Kur’ân’daki fiili yasamanın evrensel olduğunu söylemenin imkânı yoktur.

Fazlurrahman, vahyi adeta bir su birikintisinin içine düşmüş ve düştüğü yerden itibaren dalga dalga etkisi genişleyen bir taş olarak düşünür. Bu bağlamda her sonraki dalga bir önceki dalgadan daha büyüktür ve onu aşmıştır. Bu metafora göre Kur’ân’da lafzı bulunmayan sünnetteki pek çok uygulama ve sünnette makesi bulunmayan pek çok sahâbe tatbikatı da bu gerçekten kaynaklanır. Fazlurrahman’ın yaşayan sünnet dediği ve hadisten ayırdığı bu durum, sünnetin Kur’ân’ı, sahâbe uygulamasının sünneti, tabiin tatbikatının da sahâbe uygulamasını aştığı doğal ve canlı sünnettir. Vahyi –suya düşen taş gibi– düştüğü yerde bırakan ve dini alabildiğine beşerîleştirerek vahyin inşa fonksiyonunu alaşağı eden bu teori, oryantalistlerin "yaşayan gelenek" kavramıyla neredeyse birebir örtüşür.

Bu kavramı ortaya atan müsteşrik J. Schacht’ın görüşlerini İslam coğrafyasında pazarlayan kişinin Fazlurrahman olduğunu söyleyebiliriz. O, yaşayan sünnetin, İmâm Şâfiî gibi bilginlerin hadisi sünnetleştirmesiyle yaşamını kaybettiğini ve bu dönemden itibaren dinî kültür denen şeyin; "gramer ve hitabet süprüntüleriyle geçirilmiş kutsal bir ahmaklık" süreci olduğunu iddia eder. Demem o ki, bugünlerde metastaz yapmış olan tarihselcilik;

İslam dünyasında gündeme geldiği andan itibaren bütün dinî mukaddesatı itham ve imha emeli taşıyan bir kanser vakası,

Bütün amacı, Kur'an'ı İncil'den bin beter etmek olan oryantalizmin "Truva Atı"dır.

Tarihselciliğin ne menem bir şey olduğunu aktüel sonuçlarını da işin içine katarak anlatmaya devam edeceğiz (inşallah).

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Yasin Pişgin
09-01-19
E mail: facebook
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
TARİHSELCİLİĞİ ÖĞRENELİM-1
Online Kişi: 48
Bu Gün: 711 || Bu Ay: 6.689 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.229 || Toplam Tıklanma: 58.640.574