
Bu böyledir
“Bu kadar kitabı nasıl okuyacağız abi?” serzeniÅŸ -ve hatta feryadıyla- çok sık karşılaşırım. OrtadoÄŸu okumaları yaptığımız arkadaÅŸ gruplarıyla her oturumumuzda ÅŸuna benzer cümleler kurarım ben de: “Åžu anda, biz burada hasbihal ederken bile, mutlaka okumamız gereken ama bırakın okumayı, elimizi sürmeye bile imkân ve vakit bulamayacağımız en az 10 ‘baba’ kitap raflarda ve kitap satış sitelerinde yerini aldı. Bu, sadece OrtadoÄŸu için ve ÅŸu an için. Bir de baÅŸka diÄŸer sahaları ve günün diÄŸer vakitlerini düÅŸünün. Sürekli kitap, dergi, makale... Asla baÅŸ edemeyeceÄŸiz.”
Üstümüze yaÄŸmur gibi “kitap okuma listeleri” yaÄŸarken, sıklıkla dile getirilen bir diÄŸer ÅŸikâyet de ÅŸu: “Okumaya heyecanla baÅŸlıyorum, bir süre öyle gidiyor. Sonra heyecanımı yitiriyorum. Günde yüzlerce sayfa okuduÄŸum zamanlardan, haftalarca doÄŸru-dürüst kitap yüzü açamadığım zamanlara savruluyorum. İstikrarı saÄŸlayamıyorum bir türlü!” Günümüzün bol telaÅŸlı ve karmaÅŸalı ÅŸartlarında, hepimizin dönem dönem yaÅŸadığı bir hal bu belki.
Okumak vazgeçilmez bir eylem olduÄŸuna göre -ki bunda ÅŸüphe yok- yönteme dair bazı mühim noktaları hatırlamak ve hatırlatmak yerinde olur. Madem ÅŸu koronavirüs günlerinde -en azından teorik olarak- okumak için bolca vaktimiz var, bu vakitleri daha verimli geçirebilme adına…
Evvelâ, yayımlanan her kitabı ve yazılı eseri okumaya takat yetiremeyeceÄŸimiz gerçeÄŸiyle yüzleÅŸeceÄŸiz. Yüzlerce yıllık ömrümüz olsa, sürekli okusak ve okumaktan baÅŸka bir iÅŸ yapmasak bile, kitaplar bizi mutlaka maÄŸlup edecek. Bu gerçeÄŸe teslim olmak bizi sakinleÅŸtirecek ve daha rasyonel bir bakış açısına ulaÅŸmamıza yardımcı olacaktır. Hayal kurarken makul çerçeveden uzaklaşıldığında (mesela burada: “Çıkan her kitabı okuyacağım, en azından karıştıracağım”), o hayal insana psikolojik rahatsızlık ve huzursuzluk olarak da dönebilir.
İkincisi, “kitap yığma” takıntısının bizi esir almasına müsaade etmeyeceÄŸiz. KöÅŸeye yığılan ve paylaşılmayan her ÅŸey, insan için zamanla yüke dönüÅŸüyor. Belli zamanlarda kütüphanemizde elemeler yapmak, ihtiyacı olanlara kitap ulaÅŸtırmak, tabir-i câizse “kitap infakı” çok önemlidir. YaÅŸarken hasis bir ÅŸekilde kitaplarını hiç paylaÅŸmayan birçok kimsenin, ölümlerinden sonra kütüphanelerinin yaÄŸmalandığını veya yok pahasına el deÄŸiÅŸtirdiÄŸini çok görmüÅŸümdür.
Üçüncüsü: Okumalarımızı “bizi ilgilendirenler” ve “ilgilendirmeyenler” olarak ayırmak da hayatî ehemmiyet taşır. Vaktimiz zaten kısıtlıyken, bir de lüzumsuz vadilerde oyalanırsak, istikameti hepten ÅŸaşırırız. Temel İslâm kültürümüze dair okumalar, meslekî formasyonumuz çerçevesinde bilmemiz gerekenler ve hayatı anlamlandırmada bize yardımcı olacak faydalı, öÄŸretici ve keyifli metinler ÅŸeklinde bir sıralama yaparak, iÅŸimizi biraz kolaylaÅŸtırabiliriz.
Dördüncü olarak, okuma eylemini sürekli hale getirmek zorundayız. “Her gün mutlaka 30 dakika okuyacağım. ÖldüÄŸümde, o günkü okuma ödevim, tabutumun başında yerine getirilecek kararlılıkta hem de. Hiçbir ÅŸartta, okumadan gün geçmeyecek” diyebilirsek, “en hayırlı amel, az da olsa sürekli olanıdır” ölçüsünü yakalayabiliriz. İstikrar ve devamlılık, hayattaki her alanda, muvaffakiyetin anahtarıdır.
Ve nihayet, okuduklarımızı kalıcı hale getirebilmek için mutlaka kayıt altına alacağız. Kitap özeti çıkarmak, sohbet halkalarında anlatmak, sosyal medyada paylaÅŸmak… Bunun için çok sayıda yöntem mevcut. Okunanları kayıt altına almak, ÅŸu mecburiyeti de beraberinde getirecek: Okuduklarımız, kalıcı hale getirilecek kadar önemli ve muhtevalı olacak.
Bu böyledir. Usule riayet etmeden yapılan iÅŸler, bu isterse okumak gibi faydası asla tartışılamayacak bir ÅŸey olsun, istenen neticeyi ve bereketi getirmeyecektir.
***
Dikkatli okurların gözünden kaçmamıştır: Yazımın baÅŸlığı Mustafa Kutlu üstadımızdan. Öyle duru, öyle öz bir ifade ki, merâmımı kısaca anlatabilmek ve sözü mühürlemek için ödünç alıverdim.
***
Ramazan-ı Åžerîf, bu sene bizi inziva halinde yakaladı. Åžerrin hayr tarafından bakınca, bu aynı zamanda kendimize gelme, aklımızın ve kalbimizin tertibini gözden geçirme, dinginliÄŸe ve sekînete eriÅŸme, tefekkür ve tezekkür fırsatı anlamına geliyor. Ve tüm bunlarla beraber, etrafımıza karşı daha fazla hassasiyet ve ilgi… Bu noktada belki de soracağımız ilk soru ÅŸu olmalı: “KomÅŸumuz tok mu?” Ama belki ondan da önce: “Halini yakından bildiÄŸimiz kaç komÅŸumuz var?” KomÅŸusu aç iken tok yatmama emri, herhalde “etrafınızda olan-biteni yakından takip edin!” hikmetine mebnî. Åžu günlerimiz, bunun için de sıkı bir baÅŸlangıç olsun…
Hayırlı ve bereketli ramazanlar.
Yazar: Taha Kılınç |
25-04-20 |
||
| E mail: yenisafak.com | Tweet | ||