HALEB'E DÖNÜŞ

Halep, 12 Aralık 2016'da Rus ve İran destekli Esed ordusu tarafından düÅŸürülmüÅŸtü. Üzüntümüz hadsizdi. 30 Kasım 2024'te geri alındı.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
"Her kim selefin bilmediği bir amel icad ederse, Peygamber'in risalete ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü din tamamlanmıştır (Maide, 3) O gün din olmayan şey bugün de din değildir."
İmam Mâlik
Kategori : / DİL KALESİ
Okunma Sayısı: 777
Yazar: Muhammed Enes Kala
KÜLTÜRDEN BİLGİYE DİLİN TEZÂHÜRÜ

 

-Necati Öner• Fikriyatından Hareketle Çözümleme Denemesi-

YaÅŸam ve hayat kavramları birbirinin müradifi olmanın ötesinde mütemmimlik iliÅŸkisine sahip görünür. Hayvanların yaÅŸadığı, insanlarınsa hem yaÅŸadığı hem de bir hayatı idame ettirdiÄŸi ifade edilebilir. Fizyo-biyolojik tabiatı itibarıyla hayvanlarla belli açılardan ortaklık gösteren beÅŸerin dünyasının, yaÅŸamak noktainazarından hayvanlardan pek farkının olmadığı anlaşılır. Ancak, insan, beÅŸeriyetinin üzerinde inÅŸa ettiÄŸi ve hayat sürdüÄŸü manevi dünyasıyla yeryüzündeki canlılardan farklılaşır. İnsanın zikrettiÄŸimiz manevi dünyası tüm boyutlarıyla karşımıza “kültür” olarak çıkar. Kültür sahasının var olması ise akıl, inanç, irade ve duygu sahibi bir varlığı ÅŸart koÅŸar. O halde, kültür dünyasını inÅŸa ederek, kendisine hazır olarak verilen varlık sahasının üstüne çıkmayı baÅŸaran insanoÄŸlunun söz konusu yetkinliÄŸinin ona aynı zamanda yaÅŸamın üstüne bir hayat küresi oluÅŸturma imkanı verdiÄŸini iddia edebiliriz. İnsanın, kurduÄŸu kültür dünyası ne kadar güçlü ve nitelikliyse hayatının o denli güçlü olduÄŸunu, söz konusu kültür alanının, fizik ve metafizik boyutlarıyla teçhiz edilmesi ne kadar bütünlüklü ise insanın hayatının o denli saÄŸlam ve tam olduÄŸunu ileri sürebiliriz.

Hayat kürenin varlık nedeni olarak gördüÄŸümüz kültürün insani faaliyetlerin tamamına tekabül ettiÄŸi bu noktada belirtilebilir. Akıl, irade, inanç ve duygu varlığı olan insan, tüm bu yetilerini iÅŸe koÅŸmakla kültür sahasını, insanlığın mirası olarak var eder. Kültürü var etmesiyle diÄŸer canlılardan kendisini ayırır. Kültür o halde, insanın zikrettiÄŸimiz yetilerin hepsini iÅŸe dahil etmek suretiyle varolanlar hakkında, hangi yolla olursa olsun, edindiÄŸi bilgiler ve bu bilgilere istinaden ortaya koyduÄŸu eser ve davranışlardan ibarettir.[1] Tüm söylediklerimizden çıkan bir hususu yeniden zikredebiliriz, kültürün temel yapı taşı bilgidir. Kültürü doÄŸrudan bilgiyle iliÅŸkilendiren Necati Öner, bilginin mümkün tüm türlerini kültürün unsurları olarak zikreder. Buna göre, bilgi, sadece bilime indirgenecek naif bir yapıya sahip deÄŸildir. Bilimle beraber, dini bilgi, felsefi bilgi, sanat bilgisi, günlük ve okkult bilgi gibi bilgi türlerinden de bahsedebileceÄŸimizi, kültür alanında tüm bu bilgi türlerinin rakip deÄŸil ama refik olarak bulunduÄŸunu vurgular.[2]

Kültürün bilgiyle oldukça yakın ÅŸekilde iliÅŸkilendirilmesi, kültür sorunlarının bilgi sorunları olarak da ele alınmaya muhtaç olduÄŸunu gösterir. Bilgiyi, Öner, en genel ÅŸekilde, varolanın tanınması ve bilinenin bilendeki aksi olarak anlar. Dolayısıyla bilginin varolan ÅŸey hakkında verilen hüküm olduÄŸu da ileri sürülebilir.[3] Hükümlerin, kavramlarla kavramların ise kelimelerle iliÅŸkisi bizi doÄŸrudan bilgi sorununun eÅŸiÄŸine götürür. Kelimeyi kavramın bedeni, kavramı ise kelimenin ruhu olarak görürsek, kelime ve kavramın ne ölçüde birbirine baÄŸlı olduÄŸu da açığa çıkmış olur.

Öner, kavramın felsefi ve bilimsel düÅŸünce için çok mühim olduÄŸuna özellikle deÄŸinir. Ona göre kavramlar temsil ettikleri varolanların özelliklerini taşırlar. Maddi varolanlara delalet eden kavramlara müÅŸahhas, manevi varolanlara delalet eden kavramlara mücerret kavramlar denir. Kavram zihin dışında gerçekliÄŸi bulunan bir varolana delalet ediyorsa buna gerçek kavram (at, insan, aÄŸaç gibi), eÄŸer zihin dışında gerçekliÄŸi olmayan bir varolana delalet ediyorsa buna, gerçek olmayan kavram (anka kuÅŸu, devler hatta roman kahramanlarının kavramları gibi) denir. Kavram, deyim yerindeyse, varolanın kütüÄŸü olarak anlaşılır. Bu kütük ise dinamik olan, kapanmayan ve sürekli eklemeleri kabul eden cevval bir yapıyı haizdir. Hükümlerin kendileriyle meydana geldiÄŸi önermelerin içeriÄŸi kavramlarla doludur. Kavramlarsa kelimelerle taşınır, bunun yanında kiÅŸilerin bilgileri, inançları ve hissediÅŸleriyle doldurulur ve anlamlandırılır. Varolan tanındıkça, ona nüfuz edildikçe, kavram kütüÄŸüne kaydedilen hükümler de çoÄŸalır, daha yetkin hale gelir. DüÅŸünce daha da billurlaÅŸmış olur.[4] O halde, kavramın derinliÄŸi, niteliÄŸi, kavramın çeÅŸitliliÄŸi ve zenginliÄŸi, o kavramla oluÅŸan önermelerin ve hükümlerin dolayısıyla bilginin kalitesini belirlemiÅŸ olur. Kavramın zenginliÄŸi ve çeÅŸitliliÄŸi ise o kavramın bedeni olan kelimelerin zenginliÄŸi ve çeÅŸitliliÄŸine baÄŸlı görünür.

Kelime ve kavram iliÅŸkisi yanında, bir dilin tüm özselliÄŸinin kendisine sindiÄŸi kavramın niteliÄŸine dikkat çekmek de Öner için oldukça deÄŸerlidir. Her kavramın kendisini diÄŸer kavramlardan ayırt edici tarafı olarak karşılık bulan seçiklik” ile kavramın nitelik açısından derinliÄŸine iÅŸaret eden “açıklık” yönleri söz konusudur. Kavramın seçikliÄŸi bir varolanı diÄŸer varolandan ayıran niteliÄŸidir. Bu nitelik, bir tür çerçeve olarak varolanın ifadesidir. “BeÅŸer”i ‘aÄŸaç’tan, “kalem”i, “silgi”den ayıran o kavramların seçiklikleridir. Açıklık ise kavramın içeriÄŸidir. Kavramda deÄŸiÅŸmeyen onun “seçiklik” yönüyken, kavramın cevval kısmı “açıklık” tarafıdır. Bir kavramın seçikliÄŸi her zaman o kavramı kullanan kiÅŸilerde ortaklığa iÅŸaret eder. Açıklığı ise hem kiÅŸiden kiÅŸiye hem de zamandan zaman deÄŸiÅŸkenlik gösterebilir.[5] Kavram içeriÄŸinin yani kavram “açıklığı”nın deÄŸiÅŸmesinin asıl sebebi varolanın bilgisini elde eden, insanın tabiatında bulunur. İnsanın bilme gücü ve bilmeye yöneliÅŸ tarzı bahis konusu deÄŸiÅŸikliÄŸin sebebini meydana getirir. İnsanların en basit bir konuya iliÅŸkin bilgilerinin özdeÅŸliÄŸinden söz etmek oldukça zordur. “Kalem” kelimesinin iÅŸaret ettiÄŸi kavramın, sadece hasbelkader kalemi kullananın zihnindeki karşılığıyla, o kalemi satan kırtasiyecinin zihnindeki karşılığı ya da o kalemi tasarlayan ve üretimini yapan bir mühendisin zihnindeki karşılığı kuÅŸkusuz özdeÅŸ olmayacaktır. Her bilenin üzerindeki bilen silsilesi her kavramın “açıklığı” için de söz konusudur. O halde, her kavram, onun derinliÄŸine iÅŸaret eden tarafı olan “açıklığı” nispetinde dinamik bir yapıyı haizdir ve bu aslında hiçbir kavram üzerinde son sözü söylememe erdemini de açığa çıkarır.

Varolanın temsilinin kavramla, kavramın temsilinin ise kelime ile olduÄŸuna deÄŸindik. Kelime ne kadar güçlüyse kavram, kavram ne kadar güçlüyse kiÅŸinin var olanı kavrayışı da o kadar güçlü olur. Kavramların “açıklık” ve “seçikliÄŸi” ise kavramları temsil eden kelimelerde saklanır.[6] Tam bu noktada Öner, kelimelerin kullanışlılığı ve açıklığı nispetinde zihnin de o kadar iyi iÅŸlediÄŸini ileri sürer. KuÅŸkusuz kelime ve kavram kalitesi ise doÄŸrudan kelime ve kavramın yatağı olan dille alakalıdır. Bir dilin yeni düÅŸünceler elde etmeye elveriÅŸli olmasının imkanını ise Öner, kelimelerin doÄŸru çaÄŸrışım yaptırabilmesinde görür. Dolayısıyla bir kelimenin doÄŸru çaÄŸrışım yaptırabilmesinin o dile ait olmasıyla mümkün olduÄŸunu, yabancı bir kelimenin ise ait olduÄŸu dil gerçek anlamıyla bilinmedikçe, gerekli çaÄŸrışımı yaptırıp yaratıcı düÅŸünmeyi saÄŸlayamayacağını iddia eder.[7] ÇaÄŸrışım konusu üzerinde Vygotsky de önemle durur. Vygotsky, kelimelerle oluÅŸturulan genellemelerin zihinde daha önce yer etmiÅŸ bazı kavram, ÅŸekil ve algılara atıfta bulunacağını ve bununla da kelimenin zihinde bir takım biliÅŸsel, duyuÅŸsal süreçleri harekete geçireceÄŸinden bahseder.[8] Görülmektedir ki, kavramdaki nitelik, o kavramı taşıyan kelimenin kapsama ve çaÄŸrıştırma hazinesinin yetkinliÄŸinden süzülür.

Bilginin, bir hüküm iÅŸi olduÄŸuna, hükümlerin ise kavramlardan müteÅŸekkil olduÄŸuna, bununla birlikte, kelime ve kavram iliÅŸkisine deÄŸindik. Bilginin, yapıtaşı olan kavramı tahlil ederken, onun iki yönü olduÄŸuna iÅŸaret etmekle birlikte sürecin bizi zaruri olarak dil-düÅŸünce ve zihin iliÅŸkisine getirdiÄŸine dikkat etmek gerekir.

Zihin, insanın nazari yetisidir. İnsan için fizik ve metafizik sahalarından elde edilen verileri insani dile tercüme etmek suretiyle anlamlı kılar. Bu tercüme faaliyeti insanın dışına uzar ve yeniden baÅŸlamak üzere içeride tamamlanır. İnsan kendi dışında cereyan eden tüm olgu, olay ve varolanları düÅŸünür ve insani dile aktardığı anda idrak eder. Bu düÅŸünme ve idrak faaliyeti aynı zamanda dilsel bir faaliyet olduÄŸu için doÄŸrudan dille alakalı görünür. [9]

İnsan, kendi dışında veya kendisine iliÅŸkin olan her ÅŸeyden kaynaklanabilecek inanma ve duygulanma imkanını kendisinde taşır. DüÅŸünme, idrak etme, duygulanma ve inanma edimlerinin gerçekleÅŸmesi duyum, algı, hafıza ve hayale baÄŸlıdır. Burada duyum, insanın dış dünyasına iliÅŸkin onun beÅŸ duyusunun kapsama alanına giren varolanlardan elde edilen verileri toplayıp insanın iç dünyasına sunan yetisine, algılama ise bunları imge ve tasavvurlara dönüÅŸtüren yetisine tekabül eder. Yine hafıza, insanın dışsal dünyasından içsel dünyasına taşınanları saklamayı ve hatırlamayı insana kolay kılarken, hayal ise insanı gerçekleÅŸmeyen, gerçekleÅŸebilecek veya gerçekleÅŸmeyecek olana dair ön tasavvurları sunan yetisini seslendirir. Tüm bu etkinlikler esasında zihnin iÅŸleyiÅŸine iÅŸaret eder. Zihnin iÅŸleyiÅŸinin gerçekleÅŸtirilme imkanı ise bu zeminde dile baÄŸlı görünür. Åžöyle ki, zihnin yapısı ve iÅŸleyiÅŸinin merkezinde görünen dil, tüm zihinsel süreci düzenleyen, anlamlandıran, muhafaza eden ve dışarıya aktaran bütüncül ve canlı yapıyı bize sunar. Zihnin iÅŸleyiÅŸinde söz konusu yetileri harekete geçiren, onların iliÅŸkilerini düzenleyen, bu güçleri dışarıda tezahür ettiren, yatay ve dikey çerçevede muhafaza eden amil güç dildir. DüÅŸünceyi, duyumu, duyguyu, inancı ve hayali dil üzerinden okumak ve anlamak mümkündür. Kendisine zihnin iÅŸleyiÅŸinde yer alan edim ve unsurlardan birisinin sirayet etmediÄŸi bir dil bulunmaz.[10] O halde zihni yapının ve iÅŸleyiÅŸin fenomenolojisini dil üzerinden anlamlandırmak mümkün görülür.[11]

İnsanın, idrak, irade, his ve hissiyat yetilerinin kendilerine ait bir ifadeyle tecessüm etmesi, öncelikle zihin, sonrasında ise dille alakalı hadise olarak okunabilir. İnsanın tüm yetileri el ele vererek birlikte kültür alanını meydana getirir. O halde, kültür bilgiyle, bilgi zihinle zihin ise dille birlikte hayat bulur ve anlaşılır.

Dilden düÅŸünceye karşılıklı yolların varlığından söz etmek mümkündür. Dil ve düÅŸünce iliÅŸkisini Yunanca logos, Arapça mantık kelimelerinin kapsamı oldukça net ifade eder. Logos hem söze hem de akla iÅŸaret eder. Mantık kavramını ise Farabi, insanların makulleri idrak edebileceÄŸi kuvvete, insan nefsinde anlayış ile hasıl olan makullere yani iç konuÅŸmaya ve akılda olanı dile ile söylemeye iÅŸaret ettiÄŸini belirtir.[12] Zihnin doÄŸru iÅŸlemesi ve yetkin ürünler meydana getirmesi için iç ve dış olmak üzere iki ÅŸartı dillendirebiliriz. İç ÅŸart, düÅŸünmenin ilkeleri olarak karşılık bulacak olan mantıktır. Mantığa tüm insanları birleÅŸtiren sessiz dil olarak da bakmak mümkün görünür. Mantığa aykırı olan önermelerin doÄŸru bilgiyi meydana getirmeleri düÅŸünülemez. O halde doÄŸru düÅŸünmenin imkan ve yollarını bize gösteren mantığın bertaraf edilerek zihnin saÄŸlıklı çalışmasından söz edilemez. İkinci ÅŸart ise dışsaldır ve bu ÅŸart doÄŸrudan sözsel dille alakalıdır. Bu ikinci ÅŸartı ise sözlü mantık olarak anlayabiliriz. Sözsüz dil olan mantık ile sözlü mantık olan dil birlikte birbirinin mütemmimleri olan dil ve düÅŸünce iliÅŸkisini meydana getirirler. Dil ve düÅŸüncenin sıhhati ise zihnin sıhhatini bize verir.

Söylediklerimizi tekrar edecek olursak, düÅŸünce ve idrak, sessiz dil ve sesli mantık çerçevesinde meydana gelir ve aktarılabilir. Vygotsky, konuÅŸmanın iki boyutundan söz açmıştır. Ona göre konuÅŸmanın dış boyutu ve iç boyutu vardır. Dışsal boyut, kelimelerle, içsel boyut ise kavramlarla örülmüÅŸtür.[13] Bu çerçevede bizler de yukarıda sessiz dil ile sesli mantıktan bahsetmiÅŸ olduk. Bunların yanına bir de eylemlerin konuÅŸmasını eklemek mümkün görünür. Aslına bakarsak hepsinin gayesi hakikate giden yolda anlamı yakalamak, anlamları birbiriyle iliÅŸlendirmek, düzenlemek ve aktarmaktır. Anlam ise tüm süreçleri aslında kendisinde birleÅŸtirir. Onda duygu ve inanç kadar, hayal ve hafıza da vardır, düÅŸünce kadar algı ve duyum da söz konusudur. O halde düÅŸüncenin içsel düÅŸünce olarak baÅŸladığını, sözel düÅŸünceye dönüÅŸüp en sonunda da kelimeler vasıtasıyla dışarıya aktarıldığını ifade edebiliriz.[14]

Tüm söylediklerimizden zihnin (sözlü ya da sözsüz) dil olmadan iÅŸleyemediÄŸi çıkmış olur. Zira zihnin iÅŸleyiÅŸinin en önemli tavırlarından birisi kuÅŸkusuz düÅŸünce ve idraktir. DüÅŸünce dille yaÅŸar, dille düzene girer. Öte taraftan düÅŸünceden arındırılmış bir dil, hayatiyeti olmayan boÅŸ bir kalıp mesabesine düÅŸer. Dil ve düÅŸünmenin varlıkları ve geliÅŸimleri doÄŸrudan birbirlerine baÄŸlıdır. Dil ve düÅŸünce iliÅŸkisi yukarıda da üzerinde durduÄŸumuz ÅŸekilde, kavram ve kelimelerle kendisini ele verir. Kelime bir bakarız araç, bir bakarız amaç oluverir. Bazen bir sorun, bazen de bir çözüme dönüÅŸür. Bazen bir durum, bazen bir düÅŸünce, bazen bir duygu, bazen bir edim olur. DüÅŸüncemizi dile getirmek için bütün doÄŸa yardıma çaÄŸrılır, doÄŸru kelime bulunduÄŸunda her ÅŸey berraklaşır. Bunun yanında acıların ve sevinçlerin de kaynağı büyük oranda onları belirleyen kelimelerdir. Acıları dindirmek, azdırmak, sevinçlere sevinç eklemek veya çıkarmak için bazen bir kelime de yetebilir.[15] Dil vasıtasıyla zihinde oluÅŸan anlamları kavrar, kodlar ve iletebiliriz. Zihin, kavramlar arasında baÄŸlar kurarak hükümlere ulaşır. Bunlar arasında çeÅŸitli iliÅŸkiler kurarak yaptığı çıkarımlarla kavramları yığın olmaktan kurtarır ve düzene sokar. Kavramlar kelimelerle ifade edildiÄŸi için bilgi de baÅŸkalarına aktarılma imkanına kavuÅŸur. DüÅŸünme de kavramlarla olduÄŸu için kelimeler düÅŸünceye yol göstermiÅŸ olur.[16]

Dil ve düÅŸünce iliÅŸkisi esasında çok daha derinlerde kök salmıştır. Varlık, düÅŸünce ve dil iliÅŸkisi kendisini bize çok esaslı ÅŸekilde hatırlatır. “Dili, varolanın evi” olrak gören Martin Heidegger, insana iliÅŸkin kavramsallaÅŸtırdığı “Dasein”ın bulunduÄŸu iki dünya ile bize aslında bunun ön imkanlarını göstermeye çalışır. Dasein, dünyadan bir yönüyle aÅŸkın bir yönüyle ona baÄŸlı bir varolan olarak, sadece dünyayı anlayan ve ona ÅŸekil veren bir varlık olmaktan ziyade ilgileriyle dünyaya yönelen, yeri geldiÄŸinde dünya tarafından ÅŸekillenen ve varoluÅŸan cevval bir yapıya sahiptir. Bu manada Heidegger, dünya ve insan arasında etkileÅŸimlilik ve ilgililik iliÅŸkisinin var olduÄŸunu iddia eder. Dasein, önce “ilgi”siyle yöneldiÄŸi çevreyle (Umwelt), daha sonra “iletiÅŸim”iyle yöneldiÄŸi canlı bir çevre (Mitwelt) ile etkileÅŸime girer. İlk etkileÅŸim dünyası olan Umwelt bir bakıma Dasein dışı olmak üzere varolanları (Sein)ı kapsayan ve onun merkezinde oluÅŸan evrendir. Burada Heidegger, iki varolandan söz açar. Bunlar, -Zuhandensein -el altında bulunanlar- ki zikrolunan kavramın karşılığı bir alet olma özelliÄŸine ve dolayısıyla iÅŸlevselliÄŸe sahip olmak ve bunun farkında olmak olarak belirir. Bir diÄŸer varolan ise -Vorhandensein-, -depo halinde bulunandır-. Bu iki var olanı Heidegger, çekiç ve çekicin vurmasıyla anlatmaya çalışır. Çekiç ile karşılaÅŸmayan insan için o, henüz iÅŸlevselliÄŸini insana hatırlatan bir kavram olmaktan uzaktır ve depo halinde varolan olarak belirir. Ancak çekicin ne olduÄŸunu bilen içinse o çekiç kavramı, iÅŸlevselliÄŸi kendisinde barındırdığı dahası bu iÅŸlevsellik ona yaklaÅŸan kiÅŸi tarafından bilindiÄŸi için el altında varolan olarak karşımıza çıkar. Bir kiÅŸi için el altında varlık imkanı ne kadar çoksa ya da tabir-i diÄŸerle, bir kiÅŸinin kelime ve kavram zenginliÄŸi ne kadar yetkinse o kiÅŸi, varolana o kadar güçlü olarak nüfuz etmiÅŸ, onu tanımış olur. Varolana vakıf olma derecesine göre ise kiÅŸi yetkin bir Dasein olma imkanına kavuÅŸur.[17] O halde özetleyecek olursak, kiÅŸi varolanı tanımak için kelimelere ve kavramlara muhtaçtır. Ne kadar çok kelimesi ve ne kadar yetkin kavramı varsa, varolanı o kadar iyi ve yakından tanımış ve anlamış olur. KiÅŸi varolanı tanıma yetkinliÄŸi nispetinde kendi yetkinliÄŸini ilan etmiÅŸ olur. Tüm bunlar bir dil içerisinde, hassaten anadil içerisinde cereyan eder. O halde kiÅŸinin anadili ne kadar güçlüyse, o nispette varolanı iyi tanımış ve anlamış olurken, varolanı tanıma ve anlama derecesi kiÅŸinin kendi yetkinliÄŸinin ön ÅŸartı olarak belirmiÅŸ olur. Meseleyi daha anlaşılır kılabilmek için anadil bahsi üzerinde biraz daha durmamız gerekir.

İnsan, kültür dünyasını inÅŸa ederken, yapı taşı olarak kullandığı bilgisinin niteliÄŸi ölçüsünde kültürü inÅŸa etmiÅŸ olur. Bilginin saÄŸlamlığı ve sıhhati, bilgiyi meydana getiren kelime ve kavramın gücüne baÄŸlı görünür. Kelime ve kavram iliÅŸkisinin ise mantık ve dil alanlarına bizi götürdüÄŸüne yukarıda deÄŸindik. O halde bizler tüm bu iliÅŸkilerin hangi zemin üzerinde saÄŸlıklı kurulabileceÄŸine iliÅŸkin soruyu sormalı ve bu soruya cevaplar aramalıyız. Dil görüldüÄŸü üzere zihnin iÅŸleyiÅŸinin merkezi unsuruydu. Bununla birlikte dil, aslına bakılırsa bütüncül bir yapının en nitelikli mütemmim cüzüdür. İnsanları birbirinden ayıran “ben”ler olduÄŸu kadar, toplumları da birbirinden ayıran, onları farklılaÅŸtıran “ben”ler söz konusudur. Bu “ben”ler farklılık ilkesi olmakla birlikte aslına bakılırsa bir rahmet iÅŸareti ve insanlık için zenginlik vesilesidir. Toplumun kendisini ayırt edici niteliklerini toplayan kurucu-bütüncül yapısı o toplumun ‘ben’ini oluÅŸturur. Bir toplumun dili söz konusu ben”i oluÅŸturan en önemli unsurdur.

Toplum ‘ben’i ne kadar güçlü olursa, o toplumdaki insanların zihin iÅŸleyiÅŸleri, bilgi elde etme kudretleri, dahası anlamlı ve bütünlüklü kültürü inÅŸa etme imkanları, zihni üretimin dışarı aktarımı ve insanlığa sundukları katkıları o kadar güçlü olur. Toplumun ‘ben’i ne kadar güçlü olursa ferdi ve içtima ÅŸuur arasındaki rabıta o nispetle güçlü olur. Burada ferdi ve içtimai ÅŸuurun irtibatı ve birlikte topluma olan katkısının en canlı ÅŸahidi anadildir.[18] Dil üzerinde dururken, onun toplum “ben”ine canlı, bütüncül ve güçlü katkısına dikkat etmek gerekir. O halde toplumdaki ÅŸuurun taşındığı anadil ile düÅŸünme, anadille duyma, hissetme, duygulanma, ferde hayatın kıvamını ve heyecanını yaÅŸatırken, onu toplumla ortak zeminde buluÅŸturur.[19] Anadille düÅŸünme faaliyeti yaratıcılığa da iÅŸaret eder. İnsanda hakim olan nazari çerçeve ana dilinin verdiÄŸi dünya görüÅŸüdür, yabancı bir dilin dünya görüÅŸü içineyse insan tam giremez. Bu sebeple, manzara ona hiçbir zaman tam görünmez. İnsan derin ve yaratıcı düÅŸünmeyi ancak hayat kaynakları kendi mecrasından koparılmamış ana diliyle yapabilir.[20] Anadil ferdin “ben”i ile toplumun “ben”inin en esaslı buluÅŸma imkanlarını sunarken, insanın topluma yabancılaÅŸmasının panzehiri olur. Bununla birlikte toplumun “ben”inin gücü nispetinde inÅŸa olunan ortak zihnin, o toplum için kültür imkanlarının keÅŸf merkezi olduÄŸunu da görmek gerekir.

Toplumların güçlü imkan ve tekliflere sahip olmasında ilim ve tefekkürün baÅŸrolü oynadığını ifade edebiliriz. Güçlü toplumlar, sahip oldukları ilim ve tefekkürün vesile olduÄŸu geliÅŸmiÅŸ bir teknolojiye ve üretkenliÄŸe sahip toplumlardır. Ancak burada üst düzeyde bir ilim ve tefekkürün ise ancak zengin ve geliÅŸmiÅŸ bir dille mümkün olduÄŸunu görmek gerekir. Yukarıda temas edildiÄŸi üzere varolan, düÅŸünce ve dil arasındaki yaratıcı ve canlı iliÅŸki bu anlamda oldukça deÄŸerlidir. KiÅŸi, sahip olduÄŸu dilinin zenginliÄŸi oranında varolana yaklaÅŸacak, ona nüfuz edecek ve dilinin sunduÄŸu imkanlar manzumesi içinde düÅŸünüp varolanı tanıyıp tanımlaya gayret edecektir. Dilin zenginliÄŸi ise kuÅŸkusuz kelimelerin nicelik anlamında çeÅŸitliliÄŸi ve fazlalığı, kavramların ise nitelik anlamda derinliÄŸiyle alakalıdır. DiÄŸer taraftan ilim ve tefekkür geliÅŸtikçe yeni kavramlar elde edilir ve bunları ifade için yeni kelimelere ihtiyaç duyulur. Yeni kelimelerin bulunması ise o dile daha yetkin ve zengin olma imkanlarını verir. Dil zenginleÅŸtikçe düÅŸünme yetkinleÅŸir, düÅŸünme yetkinleÅŸtikçe varolana nüfuz etme gücü artar. Varolan ne kadar iyi tanınırsa, bu tanıyıştan tezahür eden kültür ürünleri de o nispette kalite kazanır. Kültürün yetkinliÄŸi ise son tahlilde insana bahÅŸettiÄŸi hayatın tamlığı ve bütünlüÄŸünü meydana getirir.

Son olarak, bir sorumluluÄŸa iÅŸaret edelim. Bir dil yapısı itibarıyla geliÅŸmeye uygun olur da eÄŸer o dille ilim yapılmazsa, günlük ihtiyaçları karşılamakla yetindiÄŸi için ilkel bir seviyede kalır. O halde anadilin ilmin ışığında geliÅŸtirip korunması ve ona layık olduÄŸu deÄŸeri vermek milli varlığı ilgilendiren milli ve ahlaki bir görev olarak karşımıza çıkar.[21] Zira ferdin ve toplumun kaynaÅŸma imkanını veren, toplum “ben”inin en özel ve önemli unsuru olarak görünen anadil, gücü nispetinde söz konusu kaynaÅŸmanın harcı, insanlığa sunulan kültür unsurlarının kalitesinin yetkin sorumlusu ve farklılıkla meydana gelen zenginliÄŸin tefrik edici yetkinliÄŸi olur. Bir anadilin kendi tarihinden, hikayesinden ve hayat mecrasından koparılmak suretiyle kadükleÅŸtirilmesi, o dile yapılabilecek en büyük zulümdür ve dahi bu zulüm Türkçemizin başına gelmiÅŸtir.

 

Kaynaklar:

Kala, M.E., İnsandan Değere Değerden İnsana, EskiYeni yay., Ankara, 2018.

Kala, M.E., “Zihnin Ontolojik Yapısı Ve Zihniyet Bağımlı Dilin “Ben” Ahlakı”, Felsefe Dünyası Dergisi, sayı: 69, 2019.

Öner, N., Bilginin Serüveni, Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara, 2018.

Öner, N., Dil Üzerine, Divan Yay., Ankara, 2013.

Öner, N., Felsefe Yolunda DüÅŸünceler, AkçaÄŸ Yay., Ankara, 1999.

Vendryes, Dil ve DüÅŸünce, çev. Berke Vardar, Multilingual, İstanbul, 2001.

Vygotsky, L., DüÅŸünce ve Dil, çev. Burak ErdoÄŸdu, Roza Yay., İstanbul, 2018.

 

[1] Necati Öner, Bilginin Serüveni, Atatürk Kültür Merkezi Yay., Ankara, 2018, s. XV.

[2] A.g.e., s. XVI.

[3] A.g.e., s. 2.

[4] Muhammet Enes Kala, “Zihnin Ontolojik Yapısı Ve Zihniyet Bağımlı Dilin “Ben” Ahlakı”, Felsefe Dünyası Dergisi, sayı: 69, 2019, s. 179; Necati Öner, Felsefe Yolunda DüÅŸünceler, AkçaÄŸ Yay., Ankara, 1999, s. 92.

[5] Öner, Felsefe Yolunda DüÅŸünceler, ss. 93-94.

[6] Kala, “Zihnin Ontolojik Yapısı Ve Zihniyet Bağımlı Dilin “Ben” Ahlakı”, s. 180.

[7] Necati Öner, Dil Üzerine, Divan Yay., Ankara, 2013, ss. 23-24.

[8] Vygotsky, Lev, DüÅŸünce ve Dil, çev. Burak ErdoÄŸdu, Roza Yay., İstanbul, 2018, s. 9.

[9] Kala, a.g.m., s. 171.

[10] Kala, a.g.m., ss. 171-172; Öner, Dil Üzerine, s. 65.

[11] A.g.m., ss. 171-172.

[12] Öner, Dil Üzerine, ss. 62-66.

[13] Vygotsky, DüÅŸünce ve Dil, s. 9.

[14] Kala, a.g.m., ss. 178-179.

[15] Vendryes, Dil ve DüÅŸünce, çev. Berke Vardar, Multilingual, İstanbul, 2001, ss. 31-32.

[16] Kala, a.g.m., s. 178.

[17] Muhammet Enes Kala, İnsandan Değere Değerden İnsana, EskiYeni yay., Ankara, 2018, ss. 64-65.

[18] Öner, Dil Üzerine, s. 33.

[19] Kala, a.g.m., ss. 181-182.

[20] Öner, Dil Üzerine, s. 33.

[21] Kala, a.g.m., ss. 181-182.

 

TYB Akademi 29 / Mayıs 2020 / 21. Yüzyılda Türkçe

Yazının kaynağına ulaÅŸmak için tıklayınız.

Yazar: Muhammed Enes Kala
31-12-20
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
KÜLTÜRDEN BİLGİYE DİLİN TEZÂHÜRÜ
Online KiÅŸi: 19
Bu Gün: 45 || Bu Ay: 6.850 || Toplam Ziyaretçi: 2.930.449 || Toplam Tıklanma: 58.643.803