AYASOFYA ARTIK CAMİ

Bugünleri gösteren Rabbimize şükürler olsun!

 

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / KADIN VE ÂİLE
Okunma Sayısı: 134
Yazar: D. Mehmet Doğan
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İLE YÜZLEŞMEK

HAK'DAN GELEN ŞERBETİ İÇTİK ELHAMDÜLİLLAH!İki hafta önceki yazımızın başlığı “Aile yaşasın, kadınlar ölmesin”di. İşe bakın ki bu yazının yayınlandığı hafta, Cumhurbaşkanlığı İstanbul Sözleşmesi’ni fesh etti.

2012’de hangi niyetle veya maksatla böyle bir sözleşme imzalanmıştı, dokuz yıl sonra neden iptal edildi?

Bundan önce cevaplanması gereken soru “neden İstanbul Sözleşmesi?”dir. Batılı efendilerin Türkiye’yi kadın üzerinden dönüştürme çabaları/projeleri hem yeni değildir, hem de bilinmez değildir. Avrupalı için İstanbul çoğu zaman haremi çağrıştırır. Harem etrafında nice hikâyeler, romanlar, senaryolar yazılmıştır. Bütün bunların hakikat aşkıyla yapılmadığı şüphesizdir. Bu Sözleşme, Avrupalı için kendi zihniyetleri üzerinden Müslümanlığa karşı, hem de İstanbul’da kazanılmış bir zaferdir. Çok farklı bir konu gibi görünmekle beraber, Ayasofya’nın camilikten çıkarılması gibi bir hamledir. Türkiye için alelacele, muhtemelen iyi niyetle ve büyük bir süratle sağlanan erken kabul, meselenin mahiyeti anlaşıldıkça ciddi rahatsızlıklara yol açmıştır.

Önce nerede duruyoruz, ona bakmak lâzım: 2019 rakamlarına göre, Türkiye'de bir yıl içinde yıl evlenen çift sayısı 541 bin 424, boşanan çift sayısı 155 bin 47. Evlenen çiftler bir önceki yıla göre yüzde 2,3 azalırken, boşananlar yüzde 8 artmış. Evlenen çiftlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,3 azalarak 541 bin 424'e gerilemiş. Boşanma sayısı bir önceki yıla göre yüzde 8 artarak 155 bin 47'ye yükselmiş. Türkiye nüfus artış hızında durağan hatta, ekside seyreden Avrupa ülkeleri ile aynı hizaya yaklaşmış…

Rakamlara bakarak şu söylenebilir: Başka sahalarda değilse bile bu alanda Avrupa standartlarını yakalamak üzereyiz!

İstanbul Sözleşmesi kadınları yaşatacaktı, şiddetten kurtaracaktı. İddia bu idi. Fakat rakamlar tersini gösteriyordu: 2012’den sonra kadın cinayetlerinde ciddi bir artış meydana gelmişti. Elbette tek başına bu Sözleşme’nin böyle bir sonuca yol açtığını söylemiyoruz. Fakat toplumda yükselen şiddet temayülünün sözleşmelerle, kanunlarla, mevzuatla önlenmesinin mümkün olmadığı rakamlarda kendini gösteriyor.

Aynı zamanda şunu da söylüyoruz: Toplumdaki yozlaşmayı, değer kaybını, ailenin parçalanma sürecinin hızlanmasını sadece İstanbul Sözleşmesi’ne bağlamak da aynı kapıya çıkıyor.

Kadını şiddet unsuru haline getirmek!

Son on yıl içinde kadına şiddet yanında, kadınların şiddet unsuru haline getirilmesi yönündeki temayül güçlendi. Sokaklarda kendilerine kanunu, nizamı, hatırlatan polislere saldıran kadınlar türedi. İstanbul Sözleşmesi’nin feshinden sonra bazı kadın grupları protesto için meydanlara indi. Bu gösterilerde kullanılın dilin şiddet dili olmadığını kim söyleyebilir?

Cumhuriyet ideolojisi gençlik ve kadın üzerinden sürdürülmek istenmiştir. Kadını modern hayata karıştırma, böylece yeni bir kimlik verme macerası Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli sosyal mühendislik projelerindendir. Devletin ikilemi, hem aileyi toplumun temeli olarak görmesi, hem de kadınları modernliğe herhangi bir norm-değer üretemeden zorlamasıdır. Gelenekten kaçış esas olarak görülmüş, yenilik üzerinde düşünülmeden kutsanmıştır.

Cumhuriyetin sosyal mühendislik hedefine son yıllarda epeyce yaklaşılmıştır. Ailenin çözülmesi hızlanmış, kadınlık bağlamından koparılarak ideolojik bir muhtevaya bulanmıştır. Safsataya kadar vardırılan “eşitlik” söylemi, bir arada yaşamak için gerekli olan iş ve rol bölümünü güçleştirmektedir.

Annesi babası evliliği sürdüremiyenlerin çocukları boşluğa düşmektedir. Bu bilhassa kız çocukları için büyük bir tehlike oluşturuyor. Yüksek öğretimin ülke ölçeğinde yaygınlaştırılması, her yıl daha fazla genç kızın baba ocağından yüksek tahsil için ayrılması, yaşadıkları yerdeki sosyal çevrenin normları içinde yetişmiş gençleri, norm-değer çerçevesi olmayan veya yeterli kontrol sağlayamayan muhitlerde çetin bir değişime zorluyor.

Öğrencilerin başıboş hayat sürdükleri çevreler, her türlü olumsuzluk için zemin oluşturuyor. Bunun gittikçe artan tarzda gazetelerin birinci sayfalarındaki kadın haberlerini değiştirmeye başladığını görmeye başlıyoruz. Işıltılı bir fanus içinde tutulan oyun-eğlence kadınlarının haberlerinin yerini başka türlü kadın haberleri alıyor.

Modernizmin sahte oyuncakları

Kadınlarımız hızla modernleşiyor. Modernlik kişilik değil, dişilik üzerinden sürdürülüyor. Kadın “özgürleşiyor”. Bunun nelere mal olacağı kimseyi ilgilendirmiyor. Modernizm kadını fıtratından koparıyor. Onu eş ve anne olmaktan çıkmaya zorluyor. Hayatta tutunacağı, varoluşunu anlamlandıracağı gerçek değerler yerine sahte oyuncaklarla oyalıyor…

Geleneğin koruyucu etkisi ortadan kalktı. Modernlik ahlâkıyla, kültürüyle gelmedi. Çalışma hayatında yer bulmaya çalışan kadınlar çoğu kere tâciz ve baskı altında. Onlara verilen hürriyetler de var elbette: Eş olmama hürriyeti, anne olmama hürriyeti. Devlet dairelerinde kadınlar çene çalar, örgü örer, her halde şu sıralar telefonlarıyla sanal âlemde dolaşır ve arada bir evrakla uğraşırken, çocukları şunun bunun elinde güya yetişiyor.

Yükselen kadınlar için sistemin koyduğu geçerli ölçü: Fizik ve bu fizikten gerektiği şekilde faydalanma... Bu yalnız devlet kesiminde değil, özel kesimde de böyle. Basın kesiminde dahi böyle olduğunu, bizzat kadın gazeteciler söylüyorlar. Demek ki, bir kadın gazeteci, orta yaşlarda kadınlar için gazeteciliğin daha zor olduğunu boşuna söylemiyor!

Sistemin kadına söylediği şu: "Fiziğini kullan, öne geç, para kazan, istediğini yap!" “Cumhuriyet basını”nın değişmez objeleri yine manken, fotomodel, dansöz, şarkıcı, sunucu ve elbette giyinme özürlü “cumhuriyet kız”ları...

21. yüzyıldayız, dünya büyük bir değişim yaşıyor. Küre daha hızlı dönüyor. İnsanlar birbirinden daha çabuk haberdar oluyor. Eskiden mızrak çuvala sığmıyordu, şimdi ideoloji çağa uymuyor! Eskiden işler kolaydı: "Din kadınların seçimini kısıtlıyor, onların hürriyetini, toplum içinde yer almasını engelliyor! Onları kafes arkasına kapatıyor!" der geçerdiniz.

Bu anlamda “İstanbul Sözleşmesi”nin Cumhuriyetin kadınlar üzerinden yürütmek istediği projeye yeni bir hayatiyet kattığı görülebiliyordu. Cumhuriyet gençlik ve kadın üzerinden propagandasını yürüttü. Zaman içinde gençlerden vaz geçildi. Bunun esas sebebi, gençliğin Cumhuriyetin ilk döneminde kodlanmış propaganda malzemesiyle yetinmesinin artık mümkün olmaması. Böylece Türkiye’nin miadı dolmuş ideolojisi için elde kadın unsuru kaldı. Cumhuriyetin kadın vurgusuna dünya gözüyle bakıldığında basit, arkası önü düşünülmemiş bir modernlikten başka anlam ve değeri olmadığını kendini “cumhuriyetçi” ilan eden gazetelerin halka sunduğu, sunmayı neredeyse vazife addettiği kadın tipi bize açık olarak gösteriyor.

İstanbul Sözleşmesinin feshi üzerine koparılan gürültüye gelince: Türkiye’de günlük siyasetin asıl çıkmazı, her türlü vak’anın, bir hükümet devirme fırsatı olarak görülmesi. Son zamanlarda her konu böyle bir fırsat sağlayabilecekmiş gibi düşünülüyor. Bu yüzden de siyasî zeminde hiçbir konu sâlim kafayla tartışılamıyor!

Gerçek Hayat 1065. sayı

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: D. Mehmet Doğan
02-04-21
E mail: gzt.com/gercek-hayat
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İLE YÜZLEŞMEK
Online Kişi: 13
Bu Gün: 106 || Bu Ay: 2.353 || Toplam Ziyaretçi: 1.737.175 || Toplam Tıklanma: 43.587.929