İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / AKTÜALİTE
Okunma Sayısı: 219
Yazar: Kenan Alpay
MONTRÖ'YÜ MÜ SAVUNUYORLAR RUSYA'YI MI?

MONTRÖ'YÜ MÜ SAVUNUYORLAR RUSYA'YI MI?Montrö’ye mi, Rusya’ya mı Kalkan Oluyorlar?

Türkiye’de muhalif görünümlü devlet sınıfları kendi egemenlik haklarını tartıştırmamak için kritik gördükleri hemen bütün tanım, sembol ve kararları son derece keskin bir biçimde “değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” ilan ediyor. Sanılıyor ki; ilgili ilgisiz her şeyi “kurucu değer” kategorisine sokarak tartışmaların da değişim ve dönüşümün de önü alınabilir. Zaten Ebedi Şef Atatürk ve Milli Şef İnönü tarafından çizilen sınırların dışına çıkmak, tanım ve sembollerde değişime gitmek, 27 Mayıs’tan 28 Şubat’a darbe süreçlerinde perçinlenen vesayet prangalarından kurtulmaya çalışmak zinhar haram sayılıp derhal imha edilecek düşman mevzii şeklinde ilan ediliyor.

Lozan Anlaşması’nı akademik düzeyde olsun hâlâ tartışamayız çünkü atfedilen kutsiyet halesiyle bu anlaşma “Türkiye’nin tapusu ve teminatıdır”. İşte bu sebeple Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni de asla tartışamayız çünkü “Atatürk Türkiyesi’nin Lozan’dan sonra en büyük başarısıdır”. Hükümet ve toplum tarafından yükselen tepkiler karşısında asla muhtıra vasfı veya darbeye zemin hazırlamak gibi bir gayesinin olmadığı ısrarla vurgulanan amiraller bildirisini tetikleyen hissiyat ve ideoloji işte tam olarak buydu. Yani “Atatürk’ün imza ettiği anlaşmayı tartışmaya açmak kimin haddine” mantığıyla “devlet liyakat nişanlarından nasıl olur da Atatürk kabartması çıkarılır” şeklinde özetlenebilecek bir kibir ve öfke seliydi karşımıza dikilen. Siyaset ve topluma karşı işletilen söz konusu buyurganlığın temelinde “(Kemalist) devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” kod adıyla tedavülde tutulan seküler ve ulusalcı hegemonya yatıyordu elbette.

Kemalizm Batıcı, Kemalistler Neden Rusçu?

Tamam, Ortodoks Kemalizm giderek fanatikleşen ve hırçınlaşan bir trendde. Ancak hem içeride hem de diplomatik ilişkilerde atak yapamasa bile bazı basit ve çirkin hesaplarla mevcut mevzileri tahkim edecek kimi harp hileleri ve kara-propaganda teknikleri de geliştirmeyecekleri manasına gelmiyor. Klişe söylem ve propagandalara safça inanacak olursak “Kemalizm ve Kemalistler emperyalizme karşı hep karşı durdu/durur ve ezilen halkların yanında durdu/durur.” Ancak söylem ve eylem, propaganda ve gerçekler arasında telafisi imkânsız uçurumlar olduğunu hiç unutmayalım.

Amiraller bildirisinin hangi konjonktüre ve bölgesel gelişmelere tekabül ettiğini gözden ırak tutmamak icap ediyor. Sürekli bir biçimde Amerika’nın “Büyük Orta Doğu Projesi” bağlamında Fas’tan Malezya’ya şu kadar Müslüman ülkenin sınırlarını değiştireceği üzerine uzun uzun analizler yapılıyor. Bu analizlerin bir kısmı doğruya işaret ederken bir kısmıysa haklı öfke ve korkulara dayanan kaygılara işaret ediyor. Lakin Amerika’nın işgal ve katliam projelerine odaklanırken aşırı yüklenmeler sebebiyle Rusya’nın işgal ve katliam projeleri ya gözden kaçırılıyor ya önemsiz addediliyor ya da meşru refleks ve müdafaa sayılıp geçiştiriliyor. Rusya (ve Çin) eliyle işgal ve katliamlar son dönemde yıkıcı ve acıtıcı niteliğini kaybetmiş neredeyse.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov dün Rossiya 24 tv kanalına verdiği bir mülakatta Türkiye’deki tartışmalara dahil oldu ve şöyle bir değerlendirme yaptı: “Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesi söz konusu değil. Bu, yürürlükte olan ve yürürlükte kalacak bir belge. Bu, Karadeniz’de bölgesel güvenliğin sağlanması açısından önemli ve mihenk taşıdır. Rusya, bu sözleşmeyi böyle görüyor.” Evet, Rusya da Montrö tartışmalarına kendi cephesinden bakıyor ve bu cephe Kemalist amiraller cephesiyle aynı tarafa düşüyor ya da aynı konseptte dayanışıyor.

Moskova’nın Önünü Aç, Kemalizm’i Tahkim Et!

Hikâyenin “Amerika ve NATO, Türkiye-Rusya savaşını teşvik ediyor” bağlamında öne çıkarılıp pazara sürülmesi haklı bir dizi kaygı ve riske işaret ettiği oranda her zaman göz önünde tutulmak durumundadır. Ancak iş Montrö bahanesiyle Rusya’nın Karadeniz’i tasallutu altında tutmasına destek olmak, Ukrayna ve Gürcistan’ı ezip parçalama siyasetini daha ileriye taşıması için kolaylık sağlamak, Belarus’tan Suriye’ye uzanan hatta Rusya’nın işgal ve katliam siyasetine omuz vermek misyonuyla eşitlenirse bakış açısını ve tutumu değiştirmekten başkaca bir seçenek yok demektir.

Rusya’nın Ukrayna’yı parçalama siyasetine, Kırım’ı işgal ve ilhak politikasına karşı “Amerika ve NATO her ne olursa olsun Karadeniz’e girmemeli” demenin oluşturacağı sonuçlar bellidir. Kaldı ki Rusya’nın Ukrayna ve Gürcistan’dan sonra nereye tasallut edeceğini umursamadan Amerika ve NATO’yu bölgeden uzak tutarak barış, özgürlük ve refah geleceğine ilişkin değerlendirmeler analiz değil bizzat Moskova’nın Sesi’ne güç vermekten öteye bir mana taşımaz. Kaldı ki benzeri az bulunur kara-propaganda uzmanı Dr. Doğu Perinçek’in “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” mottosuyla çok kısa bir zaman içinde satışa getirip Atlantikçi ilan ettiği amiraller tam da mezkûr Rusya siyasetine ram oldukları için Hükümeti tehdit eden o bildiriyi kaleme almışlardı.

Kanal İstanbul projesini birçok açıdan tartışmanın, itiraz etmenin gerekliliği ortadadır. Çevre ve iklim felaketi, şehrin dokusunun bozulması, nüfus artışını körüklemesi, trafik yoğunluğu arttırma, güvenlik riski vd. pek çok alanda sıkıntıları katlayabilecek ciddi riskler içeriyor. Fakat bu hassasiyetleri birer maske gibi kullanıp Rusya’nın bölgedeki askeri-stratejik menfaatlerini savunan askeri ve siyasi aktörlerin misyonlarına da kurban olmamak için azami dikkat göstermek gerekiyor. Kemalist cepheye mensup asker, diplomat, siyasetçi veya gazeteci-aydın sıfatlı aktörlerin Rusya ve Çin’den sadır olan hemen hiçbir emperyalist işgal ve katliam siyasetine tepki göstermedikleri gibi Amerika-NATO karşıtlığıyla destek olduklarını uzun yıllardan bu yana hep birlikte müşahede ediyoruz.

“Kızımın adı Sevgi, oğlumun adı Barış” diye türküler çığırıp Suriye’den Doğu Türkistan’a hemen bütün işgal ve katliam siyasetlerine umarsızca omuz silkip, Amerikan oyunu yaftasıyla mahkûm edip “kahrolsun emperyalizm” sloganları atanlara itibar etmemek için çok ama çok gerekçemiz var.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Kenan Alpay
11-04-21
E mail: yeniakit.com
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
MONTRÖ'YÜ MÜ SAVUNUYORLAR RUSYA'YI MI?
Online Kişi: 18
Bu Gün: 19 || Bu Ay: 5.324 || Toplam Ziyaretçi: 1.815.542 || Toplam Tıklanma: 45.352.942