İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : / PORTRELER
Okunma Sayısı: 100
Yazar: Mehmet Kahraman
Batıdan ve Doğudan Bu Ülkeye Dönen Adam: Cemil Meriç

Batıdan ve Doğudan Bu Ülkeye Dönen Adam: Cemil Meriç

Cemil Meriç üzerine yazmak için hafızamı kurcalarken bir zamanlar okuduğumu hatırladığım Bu Ülke kitabına bir kez daha bakma ihtiyacı hissettim. Hint Edebiyatı, Ümrandan Uygarlığa, Sosyoloji Notları ve Jurnal’leri de vardı ama benim için en enteresanı Bu Ülke’si olmuştu. Kitabın adı zaten başlı başına birçok şeyi çağrıştırıyor ve benim için bir sembol değeri taşıyordu.

Düşünce vadisinde dolaşmaya Batıdan başlayan, aldığı eğitimin bir sonucu olarak öncelikle de Fransa’yı özümseyen Cemil Meriç, Batının imal ettiği çeşitli düşünce süreçlerini yaşar. Batının kapitalizm hastalığına çare olacak diye üretilen Marksizm ve Sosyalizm, Cemil Meriç’in Batıda uğradığı son duraklardır. Ama burada duramaz. Bunların hiçbirinin ‘insan’ın derdine çare olamadığını görür. Bir arayış içindeyken, yolu Hint’e doğru uzanır. Burası, çok eskilere dayanan gizemli bir dünyadır. Hintliler, uzun süre İngilizlerin sömürgesi olarak yaşamışlar, ama kendilerine özgü dünyalarını hep korumuşlardır. Cemil Meriç’in Hint Edebiyatı adlı çalışması, bu yılların ürünüdür.

Kendilerine özgü dünyalarını korumaya çalışma, Asya’daki toplumların karakteristik bir özelliği olmalı. Bir buçuk yıl kadar Mirza Uluğbey Üniversitesindeki görevim dolayısıyla yaşadığım Özbekistan’da da bunu gözlemlemiştim. Kendi dünyaları toplumun derinliklerinde yaşamaya devam ediyordu. Düğünlerde sabah namazından sonra Özbek aşı ikram etmelerini Rusların uyudukları bir zamanda yapmak olarak yorumlamıştım. Ama yaşatmakta oldukları bir yığın geleneği açıktan da yerine getirmekteydiler. Kaybettikleri de büyük bir yekûn tutmaktaydı; bu da ayrı bir konu.

Cemil Meriç, biraz da çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği coğrafyanın yaşadığı çalkantılar sebebiyle, hep beklenmedik durumlarla yüz yüze gelmiş, hem eğitimi hem de çalışma hayatı bu çalkantılardan oldukça etkilenmiştir. Bir ara, ayrı bir devlet olan bölgenin bu durumunu tasvip etmediği ve tehlikeli düşünceler taşıdığı için idamla yargılanmıştır.

Bütün bu maceralar, çok uzun süren yolculuklardır. Söylemeğe çalıştığım bu yolculuk, gezmek tozmak olarak algılanmamalı. Cemil Meriç, hayatı boyunca bir arayış içinde olmuş, uğradığı durakların hiçbirinde tatmin olmamış; dolayısıyla maceradan maceraya atlayarak veya sürüklenerek, sonunda kendi ülkesinin varoluşlarını keşfetmeye adamıştır kendini. Ne, son iki yüz yılın üretimi olan ve Batı olarak adlandırılan, kendisinden ‘medeniyet’ veya sevenlerinin deyimiyle ‘uygarlık’ olarak da çerçevelenen bu dünya, ne de daha eskilerde var olmuş Hint dünyası Cemil Meriç’in arayışlarına bitiş noktası koyamamıştır. Batıyı ve doğuyu dolaşır gelir, sonunda ‘bu ülke’de karar kılar.

Oğlu Mahmut Ali Meriç, Bu Ülke’nin girişine koyduğu “Entelektüel Bir Otobiyografi” adlı metninde, babasının bu son duraktaki hâlini şöyle tasvir eder:

“Asya düşüncesinden, Türk insanına, Türk aydınına yöneliş. Osmanlı gerçeği, İslâm gerçeği. Can çekişen bir imparatorluğun anatomisi, siyasî plandan düşünce planına, son iki yüz yıllık zaman dilimi içinde ortaya çıkan bürokratlar, devlet adamları, aydınlar. Osmanlı aydınından Türk aydınına, batılılaşmadan çağdaşlaşmaya, tarihten günümüze, düşünceden edebiyata, İslâmî düşünceden Marksist düşünceye, ideolojilerden anarşi, terör ve anomiye, ansiklopedilerden Kitâb-ı Mukaddes’e kanat açan engin bir tecessüs. Gaye kendimizi tanımak, kendimizi yani dünüyle bugünüyle Türk insanını, Türk toplumunu, Türk aydınını, Türk düşüncesini.”

Bu serüven, bize, biraz Yahya Kemal’i hatırlatmaktadır. O da Fransa’da başladığı düşünce yolculuğunu ‘kendi gök kubbemiz’e kadar sürdürür ve orada karar kılar. Fransa’da yakından tanıdığı ‘Fransız aydın ve sanatçıları’ ona bir yol göstermişlerdir. Daha doğrusu, onların gittiği yolu görmüş, ulaştıkları Fransa gerçekliğinin yerine Türkiye gerçekliğini yerleştirerek kendine özgü bir serüveni yaşamaya başlamıştır. Onların gösterdiği yoldan başlayan düşünce serüveni, kendi gök kubbemizde noktalanmıştır. Arada, Yunan hayranlığı denen bir ‘New Yunanîlik’ dönemi de vardır, ama bu çok kısa sürer. Kendi gök kubbemiz altında, altın değerinde varoluşlarla karşılaşmış, orada bir ‘aziz İstanbul’ bulmuş, onun etrafında teşekkül eden ‘vatan’ı, geçmişi ve geleceği ile anlatmak için şiirini ve şiir gibi nesrini sonuna kadar kullanmış, hayatını buna vakfetmiştir. Bu gerçekliği ifade etmek için ünlü “Ne harâbî ne harâbâtîyim / Kökü mazide olan âtîyim” mısralarını terennüm etmiştir.

Cemil Meriç, Avrupa’yı ve Asya’yı görüp dolaştıktan, oraları özümseyip hepsinin künhüne vardıktan sonra ‘bu ülke’ye döner ve yaşadığı tecrübelerin ışığında çevremizde nelerin olup bittiğini gözden geçirmeye başlar. Yahya Kemal gibi bir aziz İstanbul ile karşılaşmaz ama. Burası çok önemlidir. Onu cezbeden, cazip bir ülke değil, kendinin mensubu olduğunu fark ettiği bir ülkenin varolduğu bilincine ermesidir. Burası, kendi ‘umran’ından koparılmış ve sonunda Batı uygarlığı denen bir ucubenin kucağına düşmüş bir ülkedir. Umrandan Uygarlığa kitabını okuyanlar, bu düşüşün nasıl vuku bulduğunu fark ederler.

Genç denebilecek bir yaşta gözlerini kaybedince dış dünya anlamsızlaşmaya, bunun yerine kendi iç dünyasının farkına varmaya başlar. Burası, onun kendi dünyasıdır. Kendi ifadesi ile ‘Allah onun maddi gözlerini almış, yerine manevi gözlerini vermiştir.’ Bu, onun kendini ve kendine ait varoluşları görmeğe başlamasının da yolunu açmıştır. Önemli olan ‘dışardaki’ debdebe değil, ‘içerdeki’ gerçektir. Böylece Cemil Meriç, sonunda ‘içindeki’ gerçeği bulmuş olur.

Bu noktadan sonraki işi, içerde bulduklarını tek tek gözden geçirmek ve onları kendi doğrularının mihenk taşına göre sınıflandırmak ve yanlışlardan çıkış yollarını aramaktır. Yani bir mıntıka temizliği başlar.

Batılılaşmakla yatıp kalkılan bir zamanda “Batı benim anti-tezimdir” demek, önemli bir adım atmak demektir. ‘İçerde’ olup bitenlere yeniden bakar ve ‘kendine göre gerçek’ olan neyse ona ulaşmaya çalışır. Ama o, içine dönük yaşadığı hayatı boyunca gördüğü her yanlışta karşısına hep Batı çıkmış, mücadelesini de bu noktaya teksif etmiştir.

Batılılaşma konusunda bir değerlendirişi şöyledir: “Batılılaşmak bize ne kazandırıyor? Şahsiyetsizlik, erimek, yok olmak. Benimsediğimiz bir idam hükmüdür. Avrupalılar için Doğululaşmak diye bir şey tasavvur edebilir misiniz? Düşüncede, teknikte, tıpta, ilimde asırlarca ilerde olduğumuz halde. Medeniyetler irréductible’dir. (Birbirlerine indirgenemezler.) Batı benim anti-tezimdir. Ben, Batıyı, yok etmek için, temessül etmek için asırlarca savaşmışım.”

Mesleğim öğretmenlik olduğu için bu konuda yaptığı bir tespit son derece manidardır:

“Hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. Öğretmen ne demek? Ne soğuk, ne haysiyetsiz, ne çirkin kelime. Hoca öğretmez, yetiştirir, aydınlatır, yaratır. Öğrenci ne demek? Talebe isteyendir; isteyen, arayan, susayan.”

Kelimeler üzerinde eğleniyor gibi duran bu değerlendirme, aslında bir hakikate ışık tutmaktadır. Bu ifade, bize kelimeler teklif etmiyor; bize nasıl bir eğitim olması gerektiğini ifade ediyor.

Cemil Meriç, birçok alanda olduğu gibi, eğitim alanında da kendimize çağırıyor.

Bizi kendisinin ulaştığı güzelliklerle dolu bir ülkeye çağırıyor.

Bizi umrana çağırıyor.

Bu ülkeyi imar etmeye çağırıyor.

Bize düşen de kendimize gelmek, kendimize özgü bir dünya kurmak, bu ülkeyi, kendi ülkemiz haline getirmektir.

Cemil Meriç’in yapmaya çalıştığı gibi, bu ülkeyi çer çöpten temizlemek, kendi hakikatlerimizle donatmaktır.

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: Mehmet Kahraman
20-06-21
E mail: insaniyet.net
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Batıdan ve Doğudan Bu Ülkeye Dönen Adam: Cemil Meriç
Online Kişi: 26
Bu Gün: 107 || Bu Ay: 6.411 || Toplam Ziyaretçi: 1.782.740 || Toplam Tıklanma: 44.760.587