İSTANBUL'A BİR MÜHÜR DAHA: TAKSİM CAMİİ

Allah emeği geçenlerden râzı olsun.

ÂYET-İ KERÎME
Ey Peygamber! Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hrıstiyanlar da senden asla hoşnut olmayacaklardır.
Bakara, 120.
HADÎS-İ ŞERİF
Dünya tatlı ve caziptir. Allah sizi dünyada egemen kılacak ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyadan ve kadınlardan sakının.
Müslim, Rikak, 99.
SÖZÜN ÖZÜ
Bir düşünce için ölümü göze almak, kendini feda ediş değil; hayatı anlamlandırmaktır.
İsmet Özel
Son Dakika!
Kategori : SANAT / MÛSİKÎ-Ses Coğrafyamız
Okunma Sayısı: 160
Yazar: D. Mehmet Doğan
Halk türkülerini yasaklatan bir lider ulusalcı olabilir mi?

Halk türkülerini yasaklatan bir lider ulusalcı olabilir mi?Başlık bizim değil, Türkiye cehaletistanında şöhret bulmuş kalemşörlerden birine ait. Cevabını biz vermeyeceğiz, 1930’larda Türkiye’yi bin yıllık dilinden, tarihinden, kültüründen soyup uydurma bir “ulus yaratmak” isteyenler verecek.

Son günlerden farklı meşguliyetlerim var, bu tarz konularla pek fazla ilgilenemiyorum. Meğer Cumhurbaşkanımız saat 24’ten sonra müzik yasağı koymuş!. “Müzik” kavramı geniş bir alana yayılıyor. Bir sanat olan müzik var, bir de eğlence aracı olan “müzik”. Eğlence maksatlı müzik, zaman zaman sanat olan müzikten faydalanır. Fakat ekseriya eğlence dünyasının “hafif” müziği vardır, o icra edilir.

Eğlence müziğinin hele de salgın döneminde, hem de gece yarısından sonra bangır bangır icrası akla ziyan bir şey. İşin ekonomik tarafını da öne çıkarılarak bir itiraz korosu oluşturulmuş. Son zamanlarda şöhret kazanan sitelerden T24’de bir yazı yayınlandı. Hüküm şu: "Cumhuriyet dönemine baktığımızda ise gerekçeleri birbirine benzer, biri 12 Eylül askeri darbe lideri Kenan Evren'e, diğeri de 12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ait iki sansasyonel müzik kısıtlaması var."

Söze “Cumhuriyet döneminde” diye başlıyorsanız, hakikatle karşılaşmaya hazır olmanız gerekir. “Cumhuriyet dönemi” denilince öncelikle tek parti dönemi kastedilir. Hakiki cumhuriyet dönemi odur, hele de 1938’e kadar olan kısmı “altın cağ” hükmünde sayılır. Bu dönemle olup bitenleri, hele de kültürel alanda yapılıp edilenleri hakikat planında konuşacak, tartışacak yürek kimde var?

Bir zamanlar, bizden bir nesil öncenin bir meşhuru Türkiye’nin 1930’lu yıllarda yaşadıklarını muhayyel bir ülkede geçmiş gibi anlatmıştı da orada bulunan malûm zihniyet sahipleri (isterseniz ulusalcıları diyelim) öfkelerini zaptedememişlerdi. Sonunda biri nasılsa ayıktı. Hemen yüzü döndü, en saldırgan hali ile “demek sen bizim liderimize hakaret ediyor ve bize de tasdik ettiriyorsun ha!” diye çemkirdi

20. yüzyılda hiçbir köklü millet alfabesini değiştirmedi. Alfabe değiştirmeyi gerçek anlamda değerlendirmek gerekseydi ve özne biz olmasa idik ne derdik? Onu kendimiz için söyleyebiliyor muyuz?

Fransız filizofu Jacques Derrida öyle yapmış. İşte Türkiye’deki konuşma başlığı:

"Yalanın Tarihi: Yalanın Durumu, Devlet Yalanı".

Ve işte o konuşmada söyledikleri: "Modern politikada yalan, tarihi yaşamış olanların gözünün içine bakarak tarihi yeniden yazmaktır. Kurgu artık gerçeklikle ilişki kurmuyor, gerçekliğin yerini alıyor. Yeni çareler bulmak, yeni tepkiler geliştirmek zorundayız."

Ve o harf inkılâbını nasıl niteliyor biliyor musunuz: “Harf darbesi”! Önce böyle söylüyor, sonra kesmiyor olmalı ki “harf katliamı” ifadesini kullanıyor!

Harf inkılabı eşittir harf katliamı!

Biz sadece harf darbesine maruz bırakılmadık ki? Sırada “tarih inkılâbı” var. Tarih Kongresinde resmi tez ortaya atılır. Bugün hangi gerçek tarihçinin önüne koysanız “bırakın bu saçmalıkları” diyeceği bu teze bir tek Sovyetler’den kaçmak zorunda kalmış gerçek ilim adamı Zeki Velidi Togan itiraz eder. Bu itirazdan sonra da Türkiye’yi terk etmek zorunda kalır. Ve ancak 1938’den sonra dönebilir!

Bunlardan daha vahşisi “dil inkılabı”dır. Dil devrimi, inkılâbı… her neyse, bunun dünyanın başka hiçbir dilinde karşılığı yoktur. O yüzden tercüme edilirken “reform” kelimesi kullanılır “Turkish Language Reform”. Evet dil ıslah edilebilir, reforme edilebilir ve fakat dilde devrim olmaz!

Nasıl bin yıldır anamızın ak sütü olmuş kelimeler yasaklanmışsa, tam da o günlerde musikimiz de yasaklanmıştır. Türk mûsıkisi yasağı saatle, günle, haftayla, yılla, ayla ifade edilebilecek bir kısıtlama değildir. Kesin ve şiddetli bir yasaktır.

Türkiye’de tek kitle haberleşme aracı var o zamanlar: Radyo. Türk müziği yasağı radyoyu da kapsar. Yıllarca Türk müziği yayınlan(a)maz radyodan. Gazetelere şikâyet mektupları yağar: “Sizin bize dinlettiğiniz müziği biz diğer yabancı radyolardan dinleyebiliyoruz, bize kendi müziğimizi çalın.”

Müzik yasağının gazete başlıklarına yansıması nedir peki: “Müzik devrimi.”

Bu öyle bir yasaktır ki, gelenekli müziğimiz öğretilemez, icra edilemez şekilde yasaklanmıştır. Hatta iş o noktaya gelmiştir ki, müziğimizin özel mekânlarda, konserlerde, hatta düğünlerde icrasının yasaklanması tartışılmıştır.

Kudsi Erguner’in, dünyaca tanınan neyzenimizin ifadesi: “1926’dan 1976 yılına kadar devlet kurumlarında öğretilmesi, bahsedilmesi yasak olan bir musikiden bahsediyoruz. Genç arkadaşlarımız böyle bir deneyim yaşamadı. Bizler yaşadık.”

Dilini yasaklayan, müziğini yasaklayan, tarihini sıfırdan uyduran bir millet olabilir mi? Olsa olsa “ulus” olur!

Şimdi bu cahilistan şöhreti şöyle buyuruyor: “Yasaklanan alaturkadır, halk müziği değil”.

Madde bir: Alaturka veya alafranga herhangi bir müzik yasağını nasıl savunabiliyorsun?

Madde iki: “Efendim bu zaten Osmanlı padişahları tarafından saraydan kovulmuştu” diyerek nasıl mazur göstermeye çalışıyorsun?

Osmanlı padişahları 19. Yüzyılda batılılaşma ihanetinin koyu devrinde batı musikisine alan açtılar. Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırıldıktan sonra mehterin de sonu geldi. Avrupa’dan askeri musiki için uzmanlar getirdiler. Bu sarayda Türk musikisinin yasaklandığı anlamına gelebilir mi?

Gelemez, neden?

2.Mahmud mûsikimize merakını sürdürdü, kendisi besteler yaptı, Mevlevihanelere ayin dinlemek için gitmeye devam etti. Abdülmecid’in bestekarlık tarafı yok. Fakat Abdülaziz’in “alaturka” besteleri var. Abdülhamid, işe bakın ki, batı müziğine meraklıydı, fakat bestekâr değildi. Sultan Reşad’ın da beste yaptığına dair bir bilgi yok. Son padişah Vahidetdin’in ise iyi bir Türk musıkisi bestekârı olduğu biliniyor. Bu padişahlar devrinde sarayda “İnce saz heyeti” vardı. Bu incesaz heyeti, Cumhuriyet’ten sonra “Riyaset-i Cumhur İnce saz heyeti”ne dönüştü.

Diyelim ki, Atatürk Osmanlı padişahları gibi “alaturka”ya yasakladı!

Bu alaturka-türkü ayırımı sonraki zamanların işidir. Eskiden tek musıkimiz vardı, alaturka denilince türküler de onun içine sayılırdı. O yıllarda şarkıcılar türkü şarkı ayırmadan okurlardı. İsterseniz Safiye Ayla’nın, Müzzeyyen Senar’ın 1930’lardaki plaklarına bakın.

Hadi onu da bir yana bırakalım: Atatürk’ün “Türk halk musikisi” hakkındaki görüşlerini o zamanın gazetelerinden okuyalım:

Son telgraf, 26.12.1937

Yazının başlığı şu idi: “Atatürk hangi türküyü yasaklattı.”

Gazeteye bak, cevabını ver!

Başlıktaki sorunun cevabını vermek bizim işimiz değil. Fakat cevap zaten kendiliğinden verilmiş durumda.

Biz kendi sorumuzu soralım: Milletinin müziğini yasaklayan bir lider millici olabilir mi?

Yazının kaynağına ulaşmak için tıklayınız.

Yazar: D. Mehmet Doğan
29-06-21
E mail: tyb.org.tr
 
 
Yorumlar: 0
Bu yazı için henüz yorum yapılmamıştır.
Halk türkülerini yasaklatan bir lider ulusalcı olabilir mi?
Online Kişi: 21
Bu Gün: 13 || Bu Ay: 5.318 || Toplam Ziyaretçi: 1.815.533 || Toplam Tıklanma: 45.352.307